|
 |
|
|
Kalecilerin intikamı
Öncelikle belirtmeliyim ki ben Brezilya futbolunun fanatiklerinden değilim... Benim rüyalarımın takımı 1970'de kaldı. (Pele, Jairzinho, Rivellino, Tostao ve arkadaşları)...
Fransa Milli Takımı'nı beğeniyorum. Hafta içinde FIFA'nın 100. Yılı kutlamaları çerçevesinde oynanan Paris'teki Fransa - Brezilya maçını büyük bir keyif ve heyecanla izledim. Maç, biliyorsunuz 0 - 0 bitti...
UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik dostumla konuştuk. Paris'teki maçı canlı seyretmiş. Sıkıldığını söyledi bana, "Gol yoktu" dedi.
Hayır, bu defa anlaşamadık.
İnanılmaz güzellikte bir oyun vardı. Müthiş pozisyonlar vardı. Parmak ısırtan ikili mücadeleler vardı. Ve hele bir Henry sprinti vardı ki, olimpiyat 100 metre finalini aratmadı. Fransız golcü usta markajcılarından kurtulmak için beşinci vites top sürüyordu, o sahneyi unutamadım.
İlle de gol diye diye kalecileri unutmakla haksızlık etmiyor muyuz ?
Brezilya kalecisi Dida ile Fransa kalecisi Gregory Coupet, olağanüstü yer refleksleri, yer tutmaları, kurtarışları, lastik uzanışlarıyla, şövalye cesaretleriyle rakiplerine meydan okudular. Ne Henry, Trezeguet, Pires ve Wiltord'u umursadılar, ne de Ronaldo, Ronaldinho, Julinho ve Roberto Carlos'un vuruşlarına teslim oldular..
Bu maç kalecilerin intikam maçıydı. Anladık ki gösterinin önemli bir parçası da kaleciler. Sırası gelince onlar da kahraman olabilirler!
(Berlin Panteri Turgay ağabeyimle Manchester Kaplanı Yavuz Şimşek'e sevgilerimle.)
Transferi bırak, temizliğe bak!
Sıkıldım artık... Beşiktaş başkan adaylarının hemen her sabah gümüş tepsilere pırıl pırıl isimler koyarak oluşturdukları transfer menülerinden gına geldi.
Amaç belli...
Taraftarların hayal kırıklığını umuda dönüştürmek... Gönüllerini almak.
Gruplara oy sağlayacak işaretler çakmak.
Kongrede parsayı toplayarak seçim kazanmak.
Elbette işbaşına gelir gelmez dört başkan adayının da vakit geçirmeden yapmaları gereken işlerden biri de hocasıyla futbolcusuyla yeni bir takım kurmak.
Ama birinci iş o değil!
Birinci iş, hepsinden önemli ve hepsinden daha da öncelikli olarak Beşiktaş'ın üstüne düşen kara lekeyi temizlemektir.
Polis soruşturmalarıyla ortaya çıkan şu pasaport skandalının kirli izlerini Beşiktaş kulübünden söküp atmak, bembeyaz bir sayfa açmaktır.
Dört başkan adayının da özellikle bu konuda duyarlı olduklarını biliyorum. Hazırlıklarından da haberdarım. Ama öncelikli söylem olarak hiçbiri transfer maddesinin önüne temizlik gereksinimini koymuyor.
Türkiye'de de, dünyada da hemen her kulübün başına gelebilir böyle kirli işler.
Önemli olan o kirli işlerin ortada bırakılmaması, yapanın yanına kar kalmamasıdır.
Her kurum kirlenebilir
Elbette polis dosyaları yargıya aktarılacak ve hukuk süreci başlatılacaktır.
Ama o süreci beklemeden Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün de en azından Dernekler Yasası'na uygun olarak kendi içinde yapması gerekenler var.
Acil bir iç soruşturma... Durumun tesbiti... Kamuoyuna dürüstçe yapılacak bir açıklama... Sorumluların; ihmali, kusuru, suçu olanların, kulübün değerlerini kirletenlerin, lekeleyenlerin açıklanması, gerekli yaptırımların uygulanması...
Gerekirse bu konuda açılmış, açılacak olan davalara kulüp kurumsal kimliğini temsil ederek müdahil olarak katılma kararlarının alınması.
Toplumun bütün kurumları kirlenebilir. Önemli olan o lekeleri, o kurumların kendi bünyelerinde temizlemeleri, gelenekleriyle etik değerleriyle yaşamlarına devam etmesidir. Önemli olan, yetersiz açıklamalarla soru işaretlerini geçiştirmek, göstermelik uygulamalarla olayı hemen kapatıvermek değildir.
Beşiktaş sevgisini yüreğinde taşıyanların yüreği yanıyor...
Bu yangını ne Mattheaus söndürebilir, ne Santini, ne Toppmöller, ne de Anelka !
Her şeyini skor tabelasına ve performansa bağlayıp beklentilerini transferle sınırlayanlar gerçek Beşiktaşlı olamaz.
Beşiktaşlılık, dürüstlük, temizlik, doğruluk, açıksözlülük demektir.
İşi kılıfına ve kitabına uydurmak, iş bitirmek için her türlü rezilliğe göz yummak Beşiktaşlılık olamaz...
Başkan adayları Demirören, Kaynar, Keçeci ve Orman'ın açacakları beyaz sayfa için neler yapacaklarını bilmek istiyoruz...
Beşiktaş'ı seviyoruz.
Şampiyonluklar kaybedilebilir. Ama onur... Asla !
Mazoşist Hastalar Koğuşu
TBMM'de tartışılıp kabul eşiğine gelen TFF yasasındaki değişiklik yasa tasarısı, aynen kanunlaşırsa, Merkez Hakem Kurulu (MHK), bundan böyle "Mazoşist Hastalar Koğuşu" olarak nitelendirilebilir.
Bugünkü MHK Başkanı Bülent Yavuz, bildiğim kadarıyla 5 - 8 milyar TL arasında bir maaş alıyor. Kademeli olarak kurul üyelerinin de maaşı var.
Şimdi yeni yasa bu işin meccanen (ücretsiz) yapılmasını öngörüyor...
Düşünün, FIFA kariyerinizle ömrünüzü çürüttüğünüz bu hakemlik işinde hizmete devam için ailenizi, işinizi, hobilerinizi filan bir kenara bırakacaksınız, haftada yedi gün, günde 24 saat ligin en önemli kararlarını vereceksiniz ve beş kuruş almayacaksınız.
Bu zor ve onurlu iş bedavaya yapılmaz. Yapılırsa da sahibini şaibeden ve baskıdan kurtaramaz.
Böyle bir göreve soyunup kabul etmek için mutlaka mazoşist olmak gerekiyor. Acılar içinde kıvranmaktan, ezilmekten kendine işkence edilmesinden zevk almak icabediyor.
Bakalım kimler soyunacak be zevkli (!) ve acılı göreve?
Çözülme
Daniel Gabriel Pancu, Blackburn Rovers'la anlaşmış. Tugay'ın takımıyla.
"1,5 milyon doları getir, git!" demişler...
Ahmed Hassan Kamel'in gönlü zaten Avrupa'da... O da daha belli bir kulüp yokken ortada, ayrılmak istediğini söylemiş... Ona da fiyat biçmişler... "2 milyon doları getir, git!"
Beşiktaş'ta bir çözülme süreci başladı anlaşılan... Hem de çorap söküğü gibi giden gidene...
Bilgili ve arkadaşları, Pancu ve Ahmed Hassan'ın gidişine böylesine fiyat etiketli onaylar veriyorsa, hata ederler... İki futbolcunun da sözleşmeleri devam ediyor. Kadroda kalıp yararlı olabilirler... Yararlı olamayacakları anlaşılırsa, elbette pazarlık kozları Beşiktaş'ın elinde olacağı için daha yüksek fiyatla gidebilirler...
Bu karar ve tercih, yeni yönetimlere bırakılmalıdır...
Ahmed Hassan şimdiden pazarlığa başlamış, "Versem versem, 1 milyon dolar veririm" diyerek fiyat kırmaya uğraşıyormuş.
Bu piyasa hemen kapanmalı... Çözülme sürerse, kasaya para girer de Beşiktaşlılar çileden çıkar!
Temiz Toplum, Temiz Futbol
Evyap, Türkiye'nin en önemli bireysel temizlik ürünleri üreticisi.
Sabundan şampuana, diş macunundan temizleme kremlerine kadar yüzlerce marka ile 106 ülkeye ihracat yapıyorlar. Bildiğim kadarıyla bu Türkiye birinciliğine denk geliyor.
İşletmeler Koordinatörü Bekir Kılıç dostum, "Mutlaka gel" diyerek beni kurum içi futbol turnuvasına davet etti.
Gittim gördüm ki, turnuva kocaman bir çağrıyla düzenleniyor: Temiz Toplum, Temiz Futbol!
Elimizi - yüzümüzü temizleyen marka, kendi içinde de olsa futbolun da temizliğe gereksinimi olduğunu ilan ediyor... Bana çok anlamlı geldi.
Duyan olur mu, bilemem.
Ben duyuruyorum işte!
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|