Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Mayıs 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Kayseri'deki Avrupa ve Türkiye'nin ikilemi


Çoktandır gelmemiştim Kayseri'ye. Doğan Yayın Holding'in düzenlediği "Anadolu'daki Avrupa" toplantısına katılmak üzere Kayseri'ye uçup havaalanından kente doğru yöneldiğimizde, hemen düzenli ve hayli gelişmiş bir kente girmekte olduğumuzu hissettim.
Edindiğim bilgilere göre, düzenli kentsel yapılaşmanın temeli 1940'larda atılmış Kayseri'de ve oradan buraya gelinmiş. Kentin hemen arka planında Erciyes Dağı göz alıcı görkemiyle yükseliyor. Rehberimiz Mustafa'nın anlattığına göre, Kayseri'nin Ağırnas köyünde doğan Mimar Sinan, Süleymaniye Camii ve külliyesini tasarlarken Erciyes Dağı'nın siluetini model olarak almış kendisine.
Kayseri, 6 bin yıllık tarihe sahip bir kent; İpek Yolu'nun önemli bir durağı olarak ticaret geleneğinin geliştiği önemli bir merkez. Sabancı, Has, Cıngıllıoğlu gibi iş alemimizin tanınmış aileleri Kayseri kökenli. Kayseri'deki toplantıdan sonra Hilton Oteli'nin hemen arkasındaki Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi'ni ziyaret ettik. Neredeyse 800 yıl önce, 1206 yılında hizmete açılan bu tıp kompleksinde, tıp öğretiminin yapıldığı bölümün yanında farklı inşa edilmiş bir bölüme girdiğimizde rehberimiz bu bölümün akıl hastalarına ayrıldığını belirtiyor ve gururla anlatıyor: "Ortaçağda Avrupa'da zincire vurulan akıl hastaları burada müzik yardımıyla tedavi görüyormuş." Uzun lafın kısası, Anadolu'nun birçok yerinde karşımıza çıkabilecek olan tarih ve kültür zenginliği Kayseri'de de fazlasıyla var. Buna ek olarak canlı bir kent yaşamının belirtilerini hemen görüyorsunuz. Kayseri'nin tüccarlık geleneğinden de destek alan girişimcilik potansiyelini ise zaten biliyoruz.

Engel bürokrasi mi?
Kültür ve tarih mirasının zenginliği, girişimcilik gücünün derinliği, her kesimden insanın gelişme arayışı, sıçrama yapmak isteyen bir toplum için çok önemli avantajlar. Pekiyi o zaman Türkiye neden daha iyi bir noktada değil? Pek çok uluslararası karşılaştırmada neden bizden çok daha az gelişmiş ülkelerin arasında buluyoruz kendimizi? Türkiye bir 'marka' olarak niye çok daha iyi bir yerde değil? Türkiye'ye gelen doğrudan yatırım sermayesi neden komik rakamlarda hala?
Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mustafa Çapar'ın danışmanı Kadir Dayıoğlu daha önce yıllarca bürokraside görev yapmış olan bir elektrik mühendisi. Masanın her iki tarafında da bulunmuş biri olarak, bürokrasinin Türkiye'nin sıçrama yapmasını engelleyen bir konumda bulunduğunu söylüyor. Aslında şu son dönemde hangi işadamıyla konuşsam benzeri bir şikayetle karşılaşıyorum. Bürokraside adeta örgütlü bir direnişten söz ediyor çoğu kimse. Bürokrasinin bilinen doğasından kaynaklanan atalet ve engellemeciliğin ötesinde, ideolojik bir boyutu da mı var bu tavrın, doğrusu bilmiyorum ama bu ortamda yeni reformları gerçekleştirmenin ve hayata geçirmenin kolay olmayacağı ortada.

Güven sorunu
Tam bu noktada şu soruları da sormak gerekiyor: bugün bürokraside böyle bir direnç varsa, bu acaba mevcut iktidara duyulan güvensizlikten, onun dünya görüşüne ve reform programına duyulan kuşkudan mı kaynaklanıyor? Eğer öyleyse, bürokrasideki bu güvensizlik ve kuşku, aslında toplumun bir kesiminde de duyulan bir güvensizliğin ve kuşkunun bir yansıması mı?
Bunlar hafife alınacak sorular değil bence, kökleri yakın tarihimizin çözülemeyen ikileminde yatan çok önemli sorular. Türkiye'nin büyük potansiyelini neden daha iyi kullanamadığını ve neden daha iyi bir yerde bulunmadığını düşünürken, bu ikilemi unutmamak gerekiyor. Daha seçimi kazandığı gece Avrupa Birliği'yle bütünleşmeye öncelik vereceğini ilan eden Tayyip Erdoğan, farklı dünya görüşlerini bağdaştıracak yaklaşımı bularak bu ikilemi aşabileceği umudunu vermişti bana ama şimdi gelinen noktada doğrusu pek iyimser değilim.
Güven sorununu aşmak AKP için de kolay olmayacak galiba.

oulagay@milliyet.com.tr







Taha AKYOL
Özelleştirme, ideoloji, yargı

Çetin ALTAN
Siyasal tarihimizin buzlu camları ve Sandras Dağları

Melih AŞIK
Tüpraş sürprizi

Fikret BİLA
Kürtçe yayın düzenlemesi

Hasan CEMAL
Ayıp!

Güneri CIVAOĞLU
Kostümlü prova

Abbas GÜÇLÜ
Üniversiteler kıpır kıpır

Hurşit GÜNEŞ
Çin ekonomisi nasıl soğuyacak?

Nail GÜRELİ
Gelme Bush!

Sami KOHEN
Çıkış yolu...

Mehmet Y. YILMAZ
"Hoşgörü" demode bir kavram mı?

Hasan PULUR
Ayı vurmanın dayanılmaz duygusu...

Ece TEMELKURAN
Semazenleri Ayarlama Enstitüsü

Osman ULAGAY
Kayseri'deki Avrupa ve Türkiye'nin ikilemi

Güngör URAS
Petrol için savaşan kahraman mı katil mi?

M. Ali BİRAND
Bürokrasinin kahramanca direnişi

© 2004 Milliyet