Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 27 Mayıs 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Reform ve sol!


Türkiye demokrasisi askeri darbelerden her seferinde kolu kanadı kırılarak çıktı. Sesi soluğu her seferinde kısıldı. Farklılıkların kendini ifadesi edebilmesi biraz daha zorlaştı.
Siyasetin alanı daraldı.
Darbelerle siyasal katılım sınırlandı. Seçilmişler zayıfladı. Asker sivil bürokrasi güçlendi.
Anayasa ve yasalarımız demokrasiyi, insan haklarını ve hukuk devletini yıllar yılı cendere altında tuttu. İnancından, düşüncesinden, siyasal davranışlarından dolayı cezalandırılan, demir parmaklık arkasında çile dolduranların sayısı uzun yıllar çok kabarıktı.
1960'lı, 1970'li, 80'li, 90'lı yıllar böyle geçti. Ne zaman uluslararası platformlarda boy göstersek, önce insan hakları sorgulamasıyla karşı karşıya kalırdık.
Dokuz yıl boyunca kısa adı IPI olan Uluslararası Basın Enstitüsü'nün yürütme kurulunda demokrasi açısından sürekli hesap sorulan, hesap veren taraf olmuştum. Çünkü demokrasilerde olmayan düşünce suçu bizde vardı. Bu yüzden yargılanan, hapse atılan insanlarımız hiç eksik olmazdı.
Diplomatlarımız da farklı değildi. Belki onların durumu bizden daha güçtü. Çünkü devletin temsilcisi oldukları için, inanmasalar da, demokrasiye aykırılıkları savunmak durumunda kalırlardı. Birçoğu demokrasi ayıbı olan mahkumiyetlere, insan hakları ihlallerine Ankara'dan gelen talimatlar doğrultusunda bir kulp takmak zorundaydılar.
Yıllar böyle geçti.
Türkiye'de özellikle 'solun gündemi'nden hiç düşmeyen sloganlar vardı. Meydanlarda sürekli bağırıldı:
Ölüm cezası kaldırılsın diye. DGM'lere hayır diye. Düşünce özgürlüğü diye. 141, 142, 163'e son diye. Basın özgürlüğü diye...
Kimliklere baskının sona erdirilmesi istenirdi sol tarafından. Kürtçe'nin serbest bırakılması, radyoda, televizyonda Kürtçe yayına izin verilmesi talep edilirdi. Güneydoğu'da olağanüstü halin kaldırılması istenirdi.
Türk Ceza Yasası'nın 312. maddesinin, 159. maddesinin değiştirilmesi, Terörle Mücadele Yasası'nın düşünce açıklama özgürlüğünü kısıtlayan 7. ve 8. maddelerinin kaldırılması ya da yeniden düzenlenmesi, gözaltı sürelerinin kısaltılması, işkenceyi uygulamada önleyecek değişikliklerin yapılması gündemden hiç düşmezdi.
Bir başka gündem maddesi, demokrasilerde 'askerin rolü'yle ilgiliydi. Bir zamanlar onar yıl arayla gelen rejim darbelerinden çok çekmiş olan sol, askerin demokrasilerdeki olağan yerine oturtulmasını, Milli Güvenlik Kurulu'nun, MGK Genel Sekreterliği'nin sivilleştirilmesini, ülkede siyasal katılımın genişlemesini, seçilmişlerin politikadaki ağırlığının bürokrasiye kıyasla artmasını talep ederdi.
Yıllar böyle geçti.
Sol bunları hep istedi.
Peki, ne oldu bütün bunlar?
Elimde ekleriyle birlikte 40 sayfalık İngilizce bir rapor var. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı AB Genel Sekreterliği tarafından hazırlanmış.
Tam bir döküm.
Sol ne istediyse hepsi yapılmış. Öyle ki, eksiği yok fazlası var. Bundan önceki üçlü koalisyon hükümetiyle başlamış bir reform süreci bu. Ama asıl şimdiki AKP hükümeti döneminde Türkiye'nin yaşamakta olduğu 'demokratik dönüşüm'ü anlatan bir rapor...
Evet, çoğunluğu şimdilik kâğıt üstünde. Ama çok önemli siyasal reformlar. Yeni atılacak adım ve uygulamalarla birlikte, sivil toplum da sahip çıkarsa, bu reform paketiyle demokratik hukuk devletinin Türkiye'de de ete kemiğe bürüneceğini düşünüyorum.
Bu yazıyı yazarken aklımda hep sol vardı. Yaşanandan memnun mu sol? Yoksa değil mi? Buruk mu?
Belli olmuyor.
Kendilerini bugün muhafazakâr demokrat diye niteleyen, çoğunluğu 'eski İslamcılar'dan oluşan bir partinin bütün bunların altına imza atması mı yoksa kendilerini rahatsız ediyor?
Belki de...
Kendilerini hala solda sayabilen kimileri de, fi tarihinde bir zamanlar savundukları bazı demokratikleşme adımlarından, gözüken o ki, hiç memnun değiller. Açıktan karşı çıkmasalar da her hallerinden bozuk oldukları anlaşılıyor. Çünkü, Türkiye'yi Avrupa Birliği sularına çektiği için bu 'demokratik dönüşüm'e karşı çıkıyorlar.
Avrupa yerine Orta Asya'ya açılmaktan yana 'ülkücüler'le, aşırı sağcılarla Kızılelma koalisyonu içinde buluşabilmiş olanlardan başka ne beklenebilir ki?
Geçelim.
Dileriz, iktidarı ve muhalefetiyle TBMM ve AKP hükümeti önümüzdeki iki ayı iyi kullanır, Türkiye'nin önünü açacak, AB'ye yaklaştıracak yasal düzenleme ve uygulamaların devamını getirir.

h.cemal@milliyet.com.tr







Taha AKYOL
14 Mayıs'tan 27 Mayıs'a

Çetin ALTAN
Yuvarlak başı, ince kavisli kuyruğuyla bir virgül...

Melih AŞIK
Yalçın'ın cevabı

Fikret BİLA
Bildiri...

Hasan CEMAL
Reform ve sol!

Yılmaz ÇETİNER
Tayyip Bey çizgili elbise giymeli mi giymemeli mi?

Güneri CIVAOĞLU
Mızmız...

Can DÜNDAR
44 yıl önce, sabah 4'te, Köşk'te...

Hurşit GÜNEŞ
Mali krizlerin etkileri

Doğan HEPER
"Güneydoğu"dan geliyorum

Mehmet Y. YILMAZ
İstanbul'a 'yeni köprü' hançeri!

Hasan PULUR
Kuzey Irak'a geçen dolarlar...

Derya SAZAK
Irak'ın öfkesi

Yaman TÖRÜNER
'Gizli mektuplar açıklanmalı'

Güngör URAS
Avrupa'da 7.6 ABD'de 8.4 yıl

Serpil YILMAZ
Tüpraş'ın coğrafyası

M. Ali BİRAND
Kürtçe yayına, ne RTÜK ne TRT karışır

© 2004 Milliyet