|
 |
|
|
Benim de bir şikem var
Görüş / Bülent Buda
Şike, Fransızca bir sözcük. Açık Türkçesi de "Para karşılığında maç alıp satmak" Semih Gümüş, Radikal futbolda Köşe Vuruşu isimli yerinde böyle diyor. 1966 - 67 futbol sezonu...
İstanbulspor, iyi top oynayan, terbiyeli bir takım. Hele yöneticiler, her biri kurabiye. Kulübü çalsalar, hırsızı şikayet etmezler. Trübünlerde de taraftar niyetine az bir miktar İstanbul Liseli genç... Anlayacağınız, kendi halinde uslu bir takım. Ara ara ışıklar içinde yatsın İslam Abi (Çupi) sahiplenir, ruhlarımızı okşayan sevgi sözcüklerini taşırdı köşesine. Neyse sezonun son maçını Ali Sami Yen'de Karşıyaka ile oynayıp, soyunma odasına girdiğimizde düşmüştük.
Baş malzemecimiz Kuzu Muzaffer'in önderliğinde ağlayıp sızlamaya, bağırıp çağırmaya başladığımızda sorunun ayırdına varmıştık. Ama tren de çoktan uzaklaşmıştı.
Karagümrük hikayesi
İzleyen sezon, otobüsle yurdumuzu tanıyalım gezileri başladı! Kendi içimizde oluşturduğumuz yurttan sesler korosu ile işler de iyi gidince, herşey pek keyifli geçti.
İkinci Lig düzeyinin üstünde bir takımdık. Düşüşün trajedisini kolay aştık.
Yine uslu çocuklardık ama, oyun alanına çıkınca bu kez ısırmayı öğrenmiştik. Kısa sürede öne çıktık. Arkada kalanlarsa, bizi ısıracak zaman bulamadı. Ligin bitimine haftalar kala, geldiğimiz yere dönüşü belgeledik.
O yıllarda idmanları, Karagümrük'te Vefa Stadı'nda yapıyoruz. Ligin son maçları dönüşün şenliğini yaşıyoruz.
Dilediğimizce oynuyoruz da bazen de öyle olmuyor. Sona doğru bir maç. Karagümrük'le. Bir puana gereksinimleri var düşmemek için. Ali Sami Yen'de tünelden oyun alanına çıkıyoruz.
Eski futbolcu, kaptanları o sıralar yönetici Cahit Candan'ın bir bakışı var gözlerimize doğru. Adeta "Lütfen 1 puan" diyen...
Para, pul yok. Salt yalvaran bakışlar. Çıktık oynuyoruz. Kaptanımız Kasapoğlu her zaman olduğu gibi işini yapıyor, golünü çakıyor. Maçın sonu yaklaşıyor. Karagümrüklü futbolcular dağılmış, ayakları tutmuyor.
"Hadi Süleyman" diyorum
Balık burcuyum ya, duygusal yanım bu görüntüyü kaldıramıyor. Takım kaptanları Süleyman, santrada topla birlikte. Ona yanaşıyorum, yanımıza kimseyi sokmuyorum. Bizim altı pasa kadar birlikte yolculuk edip, çekiliyorum. Ve de "Hadi Süleyman" diyorum. Vuruyor, gol oluyor. Orada, hemen önümde coşkuyla birbirlerini kucaklayan insanlar var. Bir de başka yerlerde o gol haberi ile yıkılanlar. Orada, o eylemi içgüdüsel bir itiyle yaptım. Kimse benden onu, doğrudan istemedi, zorlamadı, dayatmadı. Gerçek şu ki, birilerini sevindirirken, bir başkalarını üzdüm. Sevindirdiklerim beni hep bildiler. Üzdüklerim ise ne olup bittiğini hiç öğrenemediler.
Daha trajik olanı, ben o gün kimlere kötülük ettiğimi hiç bilemedim. Semih Gümüş'ün şike tanımında para var. O zaman bu yaptığım bana özgü bir şike mi oluyor? Hatır şikesi de değil. Kişiye özel sanki. Takım arkadaşlarım bile, şaşalayarak baktı yüzüme bir süre, tüm olan bitenden sonra. Oysa şaşırtmak değildi niyetim.
Öylesine, doğaçlama geliverdi içimden, biryerlerden. Ve yaptım. Ne günah çıkartıyorum ne de bunları yazarak temizleniyorum. Benimki, o yıllarda sözcük anlamını bilmediğim, küçük bir empati öyküsü. Artık, benim de bir şikem vardı. Bilinsin istedim.
egespor@milliyet.com.tr
|
|
|

|