|
 |
|
|
Yüksek yüksek binalar
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
İstanbul'daki Gökkafes'in hikayesi hazin bir yüksek bina hikayesidir. Aslında düpedüz bir Türkiye hikayesidir.
Tapu kayıtlarında "bina yapılamaz" şerhi olan bir arsa o günün parasıyla 159 milyon liraya satın alınıyor.
Önce şerh mahkeme kararı olmadan kaldırılıyor sonra da 24.5 metre imar çıkarılıyor. Sürpriz mi? Değil tabii. "İşini bilen yatırımcı" hukuka meydan okuyor. Çoğu zaman olduğu gibi.
Sonra Bedrettin Dalan Belediye Başkanı oluyor ve gabari 134 metreye yükseltiliyor. Bu işler böyle oluyor işte.
Sonra inşaat 1987'de başlıyor, ruhsat arkadan geliyor. Arsa Beyoğlu Belediye'sinden alınıp Şişli Belediyesi sınırlarına dahil ediliyor. Ah bir de şu Beyoğlu Belediyesi Hukuk İşleri Müdürü Avukat Gönül Tüfekçi dik kafalılık edip 1997 yılında dava açmasaydı.
Şimdi de karşımızda Yargıtay'ın yirmi yıl önceki "bina yapılamaz" kaydının yeniden tapuya işlenmesi gerekir kararı var. Hukukçulara göre Gökkafes'in yıkımıyla sonuçlanabilecek yeni bir süreç başladı. İçeride dünyanın prestijli otel zincirlerinden Ritz Carlton. Bazı kamu kurumları.. Hadi bakalım kolay gelsin.
* * *
Gökkafes etik değerleri hiçe sayan, hukuku delip geçen, sürdürülebilirliği umursamayan, sağlıklı kentleşmeyi takmayan kalkınma kültürünün bir örneği. Bütün bu ihlalleri gelişme adına yaptığını iddia eden, son yıllarda da epeyce sesini yükselten bir anlayışın ürünü. Gökkafes pek çok açıdan ders niteliğinde.
* * *
Bir kere görüyoruz ki şık, yüksek binalar da hukuka aykırı olarak yapılabiliyor. Gecekondu anlayışı, yüksek, şık, giydirme cepheli binalarda da kendini gösterebiliyor. Gelişelim, istim arkadan gelir mantığıyla da bir yere varılamıyor. Hukukun girişimciliğe engel hükümleri olması hukukun ihlalini haklı çıkarmıyor.
Hukuka aykırı yapılan yüksek binalara bile, hukukun üstünlüğünü savunan muhtelif kiracılar gelebiliyor. İş hayatı böyle. Anlıyoruz ki çağdaş dünyada karlılık uğruna pek çok şeye göz yumulabiliyor. Yumulması isteniyor.
Ayrıca biliyoruz ki "işini bilen yatırımcı" alçak bina niyetiyle başlasa da, fırsat bulduğunda yapabildiğinin en yükseğini yapmaya çalışıyor. Çünkü sistem insanları daha yükseğe, daha genişe, daha büyüğe ittiriyor. Durmak geri gitmek olarak anlaşıldığı için. Yatırıma geri dönüş maksimize edilmeye çalışıldığı için.
* * *
Yüksek binaların her zaman gelişmişliğin sembolü olmadığının da farkındayız.
Bilakis bazen az gelişmişlik kendini yüksek binalarda gösteriyor. Hukuka uygun bile olsa, çevresi iyi planlanmamış, kentin dokusuna aykırı, sırf yüksek olsun diye yapılmış binalar kent yaşamına çözüm getirmekten çok yeni sorunlar yaratıyorlar.
* * *
İzmir'de de uzun süredir yüksek binacılarla bu binalara itiraz edenler arasında bir tartışma yaşanıyor. Aslında bu, kalkınma anlayışlarının bir çarpışması. İtiraz edenler zaman zaman çağdışılıkla bile suçlanıyor. Oysa çağdaş kalkınma anlayışı sürdürülebilirliği en önemli kriterlerden biri olarak görüyor. Sürdürülebilir olan kalıcı olacak çünkü. Şimdiye kadarki kentleşme uygulamaları ile geldiğimiz noktaya bakarsak köklü bir anlayış değişikliği gerekiyor.
Yapılar kente sürdürülebilir bir artı getiriyorsa anlamlıdır. Çağdaşlığın çağdaş tanımı budur.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|