|
 |
|
|
Barış ve gelecek size neyi anlatıyor?
Satır Arası / Deniz Sipahi
Dünyanın birçok yerinde kent festivalleri düzenlenir. Bir tanesine Paris'te, bir tanesine Floransa'da denk gelmiştim. Sanki kentte yaşayanların tamamı sokaklardaydı. İğne atsanız yere düşmezdi. Bir yandan geceye hazırlık, bir yandan sokakların bakımı ve yenilenmesi...
Kentin yönetime ortak edilmesi ancak böyle olabilirdi. En güzel balkon yarışması, en dekoratif mağaza yarışması gibi o bölgede yaşayanları teşvik edecek küçük etkinlikler mi ararsınız; sokak piyano konserleri mi?...
Hayatı ve bir şehri doya doya yaşamak ancak böyle olabiliyor. Tabii Türkiye'de bu tür olaylara pek alışık değiliz. Festival deyince bizim aklımıza birkaç konser geliyor. Hepsi o kadar... Oysa İzmir'in bu tür sosyal dayanışma örneklerini daha çok hayata geçiriyor olması gerekir.
Konak Belediyesi tarafından organize edilen Alsancak Festivali örneğin gelecek yıl büyütülmeli ve belki de İzmir'in geneline yayılmalı.
İzmirli firmaların sponsorluklarıyla da etkinlik tüm Türkiye'de konuşulur hale getirilsin.
* * *
Bu festivalde hoşuma giden birkaç ayrıntı vardı.
Alsancak'taki Tevfik Fikret Lisesi'nin yan sokağını Genç Müteşebbisler (JAYCEES) İzmir Şubesi, Saint - Gouain Weber Markem'in sponsorluğunda ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nün tasarım katkısıyla boyadılar.
Duvarı boyayanlar ise Piri Reis İlkögretim Okulu ile yine Piri Reis Anaokulu öğrencileriydi.
Çocuklar hem doyasıya eğlenmişler, hem de unutamayacakları bir gün geçirmişler.
JCI İzmir Şube Başkanı Pınar Öztuğcu ve Toplum Hizmetleri Başkanı Seda Akman'ın bu etkinlikteki katkılarını da unutmamak gerekiyor.
Öğrencilere "barış ve geleceğimiz" konusu verilmiş ve bu iki kelimeyi düşündüklerinde neleri hissediyorlarsa duvara onu çizmeleri istenmiş.
Seda çocuklarla konuşmuş.
Barış ve gelecek deyince akıllarına "deniz" gelmiş. Deniz olunca da bir kayık, deniz kızları, balıklar...
Uçan bir kuş ve yanlarında insanlar...
Şairler, romancılar denizle ilgili sonsuz yorumlar yapmışlar. Kimisi için hasret, kimisi için umut...
Kimisi için özgürlük, kimisi için son...
* * *
Cahit Sıtkı demiş ki...
"Bu akşam vakti deniz, o bütün hasretimiz, sanki gelmiş de dile..."
Sunay Akın ise bambaşka yorumlamış denizi...
"Yaşlı bir devrimci düşürmez hiç ağzından özgürlük kelimesini ve yatmadan önce bir bardak su yerine denize bırakır takma dişlerini..."
Barış da, gelecek de öyle kavramlar...
* * *
Yazarın bakış açısına, dünya görüşüne, ruh haline göre değişiyor.
İşte "barış" kelimesinin çağrıştırdıkları...
Yannis Ritsos'tan...
"Çocuğun gördüğü düştür barış, annenin gördüğü düştür barış, ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir barış, akşam üstü eve dönen babadır barış... Barış yemek kokusudur tüten, barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır, barış türkü çağırdığımız zamandır, insanların sıkışan elleridir... Dünyanın masasındaki ekmektir, gülümsemesidir annenin, budur yalnızca başka bir şey değildir barış..."
* * *
Bir başka yorum ise Can Yücel'den...
"Sev kendini önce, barış kendinle bir... Bir ol kendinle bir, hep kendin ol bir ol..."
Bir de tanıdık, mırıldandığımız dizeler... Sezen Aksu'dan...
"İki gözüm seneler geçiyor, gönül ektiğini biçiyor. Bir selam lutfet, bu ne çok hasret... Gel barışalım artık... Can özüm bahar geldi, dalları kiraz bastı; yedi kat eller yakınım oldu. Gel kavuşalım artık..."
Tevfik Fikret Lisesi'nin yan sokağında İzmirli çocuklarımız "barış ve geleceğimizi" yorumlamışlar ve duvara resimler yapmışlar.
Siz de bugün düşünün bakalım; bu iki kelime size neler anlatıyor.
BİRAZ DA GÜLELİM
Sendika
Toplu sözleşme pazarlığından yeni çıkmış sendika başkanı, salonda toplanmış, işçilere ateşli bir söylev çekmektedir. "Yoldaşlar... Yönetimle yeni bir sözleşme yaptık. Bundan böyle haftanın dört günü daha çalışmayacağız..."
Kalabalık, "Yaşasın..." diye bağırır. "Çalışma saatimiz beşte değil dörtte bitecektir..."
"Yaaşşaaaaaaaa"
"Çalışmaya dokuzda değil on birde başlayacağız..."
"Helaaalll..."
"Maaşlarımız yüzde 50 artacaktır..."
"Braaavooo..."
"Yalnızca çarşambaları çalışacağız..."
Bu sözün ardından derin bir sessizlik olur. Derken arkalardan bir ses duyulur.
"Her çarşamba mı?"
BİR BAŞKA GÖZLE
Alaylı, mektepli
Futbol teknik direktörleri arasında çok eskiden beri süregelen bir çekişme vardır; alaylılarla mektepliler arasında.
Alaylılar mekteplileri çekirdekten yetişmemeleri, çim kokusunu yeterince solumamış olmaları nedeniyle küçümserken, mektepliler alaylıları mürekkep yalamamış olmakla ve bilimsel olmamakla suçlarlar. Her iki tarafın da haklı veya haksız oldukları yönler olabilir. Peki antrenör nasıl olmalıdır? Alaylı mı, yoksa mektepli mi? Bu soruya yanıtım 'kesinlikle mektepli' olur. Nedenine gelince, bir antrenörün en önemli görevinin sporcunun fizik gücünü en uzun süre, en üst düzeyde tutmak olduğunu ve bu görevin ancak bilimsel temele dayalı bir eğitimden geçmiş, gelişmeleri izleyen, kulaktan dolma bilgilerle yetinmeyip, kendini sürekli geliştiren kişiler tarafından gerçekleştirilebileceğini düşünüyorum. Kesin bir kural olmasa da, özellikle Türkiye'de mekteplilerin bu tarife alaylılardan daha çok uyduğunu söyleyebilirim.
* * *
Bütün bunları düşünmeme yol açan olay sezona büyük ümitler ve flaş transferlerle giren Vestel Manisaspor'un ne yazık ki Süper Lig'e çıkamamış olmasıdır. Oysa takımın başına, geçmişi başarılarla dolu, kendini kanıtlamış Sayın Mustafa Denizli'nin getirilmesiyle, tüm Manisa başarı için kenetlenmiş, takımını daha bir hırsla desteklemeye başlamıştı.
Vestel Manisaspor neden yeterince başarılı olamadı?
Futbol konusunda uzman değilim, ancak somut bazı verilere dayanarak en önemli etkenin takımın iyi antrene edilmemesi olduğunu söyleyebilirim.
Kanımca başarısızlığın en önemli iki nedeni normalin üstünde sıklıkla görülen ve uzun süren sakatlıklar ile her iki yarının sonlarına doğru takımın fizik kondisyonundaki düşme yani yüksek performansın zamana yayılamaması idi. Oysa iyi bir antrenman uygulaması ile sakatlıkları en aza indirmek ve iyi performansı zamana yaymak mümkün olabilirdi.
* * *
Bu konudaki düşüncelerimi açıklamamın amacı kimseyi suçlamak veya kırmak değil, önümüzdeki dönemde bu deneyimlerden dersler çıkarılarak hataların tekrarının önlenmesine katkı sağlamaktır. Değerli Vestel yöneticilerine Celal Bayar Üniversitesi'nin her konuda ve her türlü olanaklarıyla, işbirliğine her zaman hazır olduğunu bildirirken, Mustafa Denizli'ye Celal Bayar Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Antrenörlük Bölümü öğrencilerine aktardığı deneyimleri için bir kez daha teşekkür eder, Vestel Manisaspor'un yeni teknik direktörü Sayın Levent Eriş'e başarılar dilerim. Son söz: Bilim yalnızca teknolojide değil, tüm yaşamda (ve bu arada sporda da) yol gösterici olmalıdır.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|