Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 30 Mayıs 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Bozdağ'ın güzeli Birgi

Dünden Bugüne / Sabri Yetkin

Yaşamının son yıllarını Birgi'ye adayan değerli dost Emin Başaranbilek, geçen hafta düzenledikleri bir etkinliğe beni davet etmişti. Geç haberim olduğu için katılamadığım, 19 - 20 Mayıs arasındaki bu etkinlik, Türkiye Tarihi Evler Koruma Derneği ve ÇEKÜL Vakfı tarafından düzenlenen 22. Tarihi Türk Evleri Haftası, Birgi Programı'ydı.
Yurdumuzun çok önemli tarihsel - kültürel mirası olan Birgi evlerini yok olmaktan kurtaran ve Birgi'yi Türk kamuoyuna yeniden hatırlatmak için olağanüstü çaba harcayan değerli dostum Prof. Dr. Cengiz Eruzun, Prof. Dr. Suphi Saatçi ile Ödemişli yerel tarihçi, değerli dost Behiç Galip Yavuz konuşmacı idiler. Yazık ki, Ege bölgesinin tarihsel dokusunun korunması amacıyla yapılan toplantıya dair hiçbir haber gazete sütunlarına yansımamıştı.
Geçtiğimiz hafta Birgi üzerine düşüncelerimi yoğunlaştıracak bir olay daha yaşadım. Değerli aile büyüğümüz, yaşayan asker ressamlardan, emekli Albay Bekir Sıtkı Tunçer, bize muhteşem bir tablo hediye etti. Tablo, Birgi'nin en meşhur yapılarından Çakır Ağa Konağı'nı, konağın karşısında yer alan eskiden Kalaycılar Ailesi'ne ait olup, günümüzde Başaranbilek Ailesi'nin Birgi'nin gündelik yaşamına kazandırdığı Andaç Evi'ni ve arka planda Karaoğlu Camii'ni ve Birgi Çayı kenarında yer alan servi ağaçlarını enfes bir renk ahengi içinde yansıtıyordu.

Tam bir kültür hazinesi
Bozdağlar ve yamacındaki Birgi, bilimsel ve özel yaşantımın son on beş yılında önemli bir yer işgal etti. Küçük Menderes havzası, çok zengin bir yerel kültürü bünyesinde barındırmaktadır. Bozdağların güney eteklerinde ve Bozdağlar'dan doğan çayın vadilerinde yer alan Birgi, özgün mimarisi ile ziyaret edenleri büyüleyen, ortaçağların Batı Anadolu'daki en önemli kentlerinden birisidir. Tarihsel yapılarını bu günlere ulaştırabilen Birgi, günümüzde yazık ki, hak ettiği ilgiye mazhar olamamakta. Tabii hepsinden önemlisi, ülkemizdeki entelektüel camia, böyle bir tarihsel zenginliğin farkında olmayıp, buraya yeterli ilgiyi gösterememekte. Bu olumsuzlukların farkında olan bir kişi olarak, Birgi'nin tarihini ve kültürel dokusunu tanıtarak, bu özel kültür mekanının tarihine ilişkin notlarla, yaz tatillerine kültürel içerik katmak isteyecek okurlarımın dikkatini çekmek istedim.

İsa Peygamber'in şehri
Birgi'nin yerleşim tarihi, antik çağlara kadar gitmekte ve burası Dioshieron adını taşımaktaydı. Dios, Yunanca'da buğday anlamına gelmekte ve tanrılar tanrısı Zeus'u anlatmaktaydı. Hieron sözcüğü ise, Yunanca'da içinde tapınaklar ve sunaklar bulunan kutsal alanı ifade etmekteydi. Birgi'nin ilk adı olan bu bileşik isim, burada Zeus adına inşa edilmiş mabedi açıklamaktaydı.
Milattan Sonra I. Yüzyıl'a ait Roma kaynakları Birgi'deki kentsel yerleşim hakkında bilgi vermektedir. Hıristiyanlığın Roma'da resmi din olarak kabul edilmesinden sonra, Pagan çağın tanrılarının adını kullanmak istemediklerinden, bu yerleşim birimi Christopolis, yani İsa Peygamber'in Şehri adını almıştır.

Bir zamanlar başkentti
395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle, Menderes Havzası Bizans İmparatorluğu'nun egemenliğinde kaldı. Bizans döneminde Christopolis'in surları tahkim edilirken, buraya bir Pyrgion, yani "gözetleme kulesi" inşa edilmiş ve kent artık bu isimle anılmaya başlamıştı. Türkler'in bölgeye yerleşmesiyle birlikte Pyrgion adı, zaman içinde Birgi'ye dönüşmüştür. Birgi'nin adının Farsça "Berk (yaprak)"tan geldiği, İran Şahı Keyahsar bölgeye geldiğinde, buranın yeşilliğinden etkilenip, bu ismi verdiği de iddia edilir.
11. Yüzyıl'dan itibaren Birgi ve civarına Türkmenler yerleşmeye başlamıştı. 1243 sonrasında Anadolu Selçuklu İmparatorluğu'nun dağılması, Anadolu'da Beylikler döneminin başlamasına zemin hazırlamıştı. 14. Yüzyıl'ın başında Germiyanoğulları, Bizans'ın yaşadığı karışıklıklardan yararlanarak, 1307 yılında Birgi'yi fethetmiş ve burayı Menteşeoğullarından Sasa Bey'e hediye etmişlerdi. 1310 yılında Aydınoğlu Mehmet Bey, Birgi'yi alarak, beyliğinin başkenti yapmıştı.
Bu tarihten sonra Birgi başkent olarak bir çok eser kazanmıştır. Bu eserler içinde beylikler dönemi mimarisinin özelliklerini yansıtan Ulu Camii çok önemlidir. 1312 yılında Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılan bu camii, firuze sırlı tuğlalarla örülmüş minaresi, zengin mozaik çinileriyle dikkat çekmektedir. Caminin ahşap minberi ve diğer ahşap eserler sanat tarihi açısından çok değerlidir. Abidevi bir eser olarak nitelendirebileceğimiz, Selman-ı Arabi tarafından yapılan minberin inşası sırasında hiç çivi kullanılmamış olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Caminin yanında Aydınoğlu Mehmet Bey ve oğullarının türbesi de dönemin mimarisini yansıtan eserlerdendir. Mehmet Bey, 1310'da ölen kızkardeşi Sultanşah için Hatuniye kümbetini inşa ettirmişti. 1333 yılında ünlü Arap gezgini İbn-i Batuta Birgi'ye gelerek, Mehmet Bey'in konuğu olmuştu. Batuta seyahatnamesinde Birgi'yi yeşillikler içindeki zenginlik diyarı olarak tanıtmış ve buradaki beylik sarayının (bu gün bulunmayan) ihtişamını anlatmıştı.
1425 yılında kesin olarak Osmanlı egemenliğine giren Birgi, kaliteli narıyla, dutuyla, ipekli ve keten dokumalarıyla önemli bir üretim ve ticaret kenti haline gelmiştir. Kent, Osmanlılar döneminde medresesi ve âlimleriyle de tanınmıştır. Birgivi Mehmet Efendi, Mehmet Çelebi, Davud - ül - Karsi en meşhur alimleridir. Birgivi Mehmet Efendi'nin kurduğu medrese, Osmanlı mimarisinin bir zenginliği olarak varlığını sürdürmektedir. Çarşı - Derviş Camii (1674), Karaoğlu Camii (1761) ve Güdük Minareli Camii (1850), Osmanlı dönemi dini mimarisinin izlerini yansıtmaktadır.

500 ev yandı, kül oldu
Birgi ile özdeşleşen çok önemli bir sivil mimari mirası tanıtmamak büyük eksiklik olacaktır. Bu eser, inşaatına 1761 yılında başlanan Çakırağa Konağı'dır. Ancak konağın renkli yapısı ve süslemeleri binanın 19. Yüzyıl başlarında tamamlandığını göstermektedir. Üç katlı, dış sofalı, çift köşk odasıyla konak, duvar ve tavan süslemeleri, ahşap işçiliği ve panoramalarıyla çok özel bir binadır.
Yunan işgalinin sona erdiği 2 Eylül 1922'de Birgi büyük bir yangına sahne olmuş ve 500 civarında konut yanmış ve bir çok Birgili de hayatını kaybetmişti.
Birgi, 20. yüzyılda gerileme sürecine girmiş, günümüzde yaklaşık 2.000 kişinin yaşadığı, adeta zamanın durduğu bir belde haline dönüşmüştür. Her mevsim çağıldayan çayları, asırlık çınar ve servi ağaçlarına yuvalanmış bülbülleri, panoramik manzaraları ve ince bir zevki yansıtan mimari dokusuyla Birgi, yeniden keşfedilmeyi ve tükenen konutlarıyla korunmayı bekliyor.

ege@milliyet.com.tr



EGE
Benim de bir şikem var
Yüksek yüksek binalar
Barış ve gelecek size neyi anlatıyor?
İlgi ve Sevgiyi unuttuk mu?
Bozdağ'ın güzeli Birgi





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Bülent Buda
Reşat Kutucular
Deniz Sipahi
İsmail Sivri
Sabri Yetkin
© 2004 Milliyet