|
 |
|
|
Aşure
BAŞKAN Bush, kürsüye çıkmış, Büyük Ortadoğu Projesi hakkında açıklamalar yapıyordu:
- Tıpkı büyük bir çadırı kurmak gibi, diyordu. Çadır nasıl dört bir yanına kazık kaka kaka kurulursa; biz de, Büyük Ortadoğu Projesi'ni öyle kuracağız, tüm çevresine irili ufaklı, çeşit çeşit kazıklarla...
***
Başkan Bush'un bir önceki seçimlerde Demokrat rakibi Al Gore:
- Bizim küçük George'un, bir Katolik rahibesi kadar bile şansı kalmadı, diyormuş.
Ve şu fıkrayı anlatıyormuş:
- Katolik bir rahibe, her gece yatmadan önce karyolasının altına bakarmış, acaba birisi var mıdır, diye. Bir süre sonra bir karyola daha almış, şansını artırmak için...
***
ABD'nin yakın dostu Dominik'in politikacıları da, nutuk söylerlerken sık sık:
- Washington'u nihayet yola getirdik, Washington'u nihayet dize getirdik, Washington nihayet köşeye sıkıştı, diye bağıra bağıra alkış almayı adet edinmişler.
Bir gün bir İngiliz diplomatı, Dominikli bir diplomatla konuşurken:
- Siz yiğit bir milletsiniz, demiş. ABD ile olan yakın ilişkilerinizde, bazen bayağı sert bir koca gibi davranıyorsunuz. Sizce neye benziyor Dominik'le ABD'nin bu ilginç aşkı?
Dominikli diplomat:
- Tıpkı, demiş, dişi bir fille, erkek bir farenin sevişmesine benziyor. Bir koşturup, filin kuyruk altına gireceğim; bir koşturup kulaklarından, yanaklarından, hortumundan öpeceğim... Yine bir koşturup kuyruk altına, bir koşturup kulaklarından, yanaklarından, hortumundan öpmeye... Sonunda bin kere pişman oluyorsun, hem fare olduğuna, hem de erkek olmaya kalktığına...
***
Vaktiyle eski İstanbul valilerinden Niyazi Akı'ya sormuştum:
- Sayın Vali, Türkiye'yi kim yönetiyor, diye...
Önce duymazlıktan gelmişti. Ben ısrar etmiştim:
- Sayın Vali, Türkiye'yi kim yönetiyor?
Sonunda gülümsemiş:
- Kime sövemiyorsanız, o yönetiyor, demişti.
Geçenlerde Köyceğiz Gölü'ne karşı Thera Lokantası'na gitmiştik. Lokantanın pek sevilen ünlü maskotu, küçücük bir muhabbet kuşu, hemen gelip önce tek tek başlarımıza konmuş; sonra da minicik ayaklarıyla bir su bardağının kıyısına yapışıp, kanatlarını çırpa çırpa, eğile kalka doya doya su içmişti...
Adı Fıstık'tı, o parmak kadar renkli muhabbet kuşunun.
Birden Niyazi Akı'nın sözünü hatırladım; herhalde şimdiye dek, kimsenin aklından bile geçmemişti Fıstık'a sövmek...
Sövemeyeceğimiz değil de, sövmeyi hiç aklımızdan bile geçirmeyeceğimiz birileri yönetseydi Türkiye'yi; acaba en başta akla kim gelirdi?
Hiç kuşkusuz, önce Fıstık...
***
Avrupa Birliği'nin ortak havasına, uyum sağlayıp sağlayamayacağımız hep gündemde...
Kimi:
- Sağlarlar canım, diyor.
Kimi de:
- Nereden sağlayacaklar, henüz daha "laiklik" kavramıyla, "şehitlik" kavramını dahi berraklaştıramamışlar, diyor.
Oysa her havaya uymakta da ne kadar deneyimliyizdir; horon da teper, halay da çeker, zeybek de oynar, sambayı da kıvırır, valsi de becerir, hip - hopla da sallanırız...
Gerçi AB'nin ortak havası, çok daha değişik oyunların havası ama, olsun...
Aralık ayında müzakere tarihi bir kesinleşse, hepsinin alırız havasını...
Onların ise bazıları, bize sadece hava atmakla yetiniyor ve:
- Şimdilik, diyorlar, sadece hava alsınlar...
Hoş, ona da alışığız biz; yani, bol bol hava almaya... Yadırgamayız onu da çok; hatta sevinenlerimiz bile olur, cart curtlarını Kopenhag kriterlerine uydurmak zorunda kalacaklar arasında...
***
Nasreddin Hoca'ya sordular:
- Yahu Hoca, bir "çağdaş olup, olmama" sorunudur sürüp gidiyor. Sence ne fark vardır çağdaşlıkla, çağdışılık arasında?
Hoca:
- Bak, dedi, sana çok iyi algılayacağın somut bir örnekle yanıt vereyim. Çağdaş insan, aç kalır da suç işlemeyi göze alırsa, 5 - 10 milyonluk bir tavuğu çalıp yer...
- Ya çağdışı olan?
- Neredeyse bir milyarlık bir süs köpeğini çalıp keser ve yiyemez...
***
Vaktiyle nazır olur olmaz, yeğenini vali yapan bir kodamana, Neyzen Tevfik şöyle demiş:
- Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.
Nazır:
- Neden öyle söylüyorsun Neyzen, demiş, genç yaşta bak vali oldu.
Neyzen:
- Ben de onun için söylüyorum zaten, demiş. Malum ya fasulye de, bir sırığa sarılarak büyür hep...
Şimdilerdeyse durum tersine dönmüş görünüyor. İşsiz güçsüz birtakım eski sırıklar, sarılacakları bereketli fasulyeler arıyorlar.
***
Eskice bir beyitle bitirelim yazıyı:
Şayet yok ise nağmeni takdir edecek guş (kulak)
İsrafı nefes eyleme, tedbili mekan et...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|