Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 31 Mayıs 2004 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Yavuz ne diyorsa o!

Yönetmen Yavuz Turgul, başrolde Şener Şen. Muhteşem ikili "Eşkıya"dan sekiz yıl sonra yeni bir filmle setlere döndü. Filmin adı "Yürek Yarası". Şen "Bir daha bu kadar ara vermeyeceğiz" derken, Turgul "Sekiz değil 18 yıl film çekmesek ne olur!" diye konuşuyor

ASLI ÇAKIR

Onlar bir ikili. Bir aile. Türk sinemasının en güzel filmlerine birlikte imza attılar. Biri yazıyor yönetiyor, biri oynuyor. İkisi de pek röportaj vermiyor. Hele Yavuz Turgul'la röportaj yapanlar "İşte yaptık, konuştuk o adamla" diye çığlıklar atıyor. Bir de gitmeden korkuttular. Ne kadar sert, nasıl herkesi bozan, ağlatan bir adam olduğunu anlattılar. Hadi birisi korkunç öbürü tatlı dedik, ona da "Bak, o da çok ciddidir" dediler.
Ama öyle çıkmadı. Şener Şen hep bildiğimiz gibi. Tabii "Hababam Sınıfı" dönemlerinden bahsetmiyoruz; öyle zıpır, komik biri değil. Ama kibar, tatlı, güler yüzlü, kendi deyimiyle "beyaz saçlı, koca burunlu, kara kaşlı, bıyıklı", "İkinci Bahar"daki Ali Haydar'ın şehirlisi. Konuştukları ise hep işi gücü.
Sonuç olarak bize de "Eşkıya"dan sekiz yıl sonra rol alacağı, Yavuz Turgul'un yönettiği "Yürek Yarası" isimli filmden bahsetti. Haziranda çekimleri başlayacak olan filmde Güneydoğu'dan çocuklarını aramak için İstanbul'a gelen bir babayı canlandırıyor ve Meltem Cumbul'la birlikte rol alıyor. Bu arada Şen'in bir de müzikal çalışması var: TV kanalını karabasanların bastığı bir medya patronunu canlandırdığı "Mucizeler Komedisi" isimli fantastik oyun. Bu müzikalde de sahneyi Meltem Cumbul'la paylaşıyor. Yani Cumbul da aileye katılıyor.
Yavuz Turgul'a gelince. O bize katılmadı. Onu tam çıkarken yakaladık. Neyse ki Şener Şen onu birkaç kere çağırdı, rica etti. Zorla yanıma oturttu. O da üç-beş dakikasını ayırdı.

"Sette bir star gibi değil bir işçi gibi dolaşırım"

Sekiz yıl beklediniz ve "Eşkıya"dan sonra yine bir Yavuz Turgul filmi ile karşımızdasınız...
Ben bu zaman zarfında bayağı senaryo okudum. Ama hiçbiri içime sinmedi. Beni heyecanlandıran öykü gene Yavuz'dan çıktı. Ama kabul ediyorum sekiz yıl çok uzun bir zaman. Bir daha bu kadar ara vermeyeceğiz.

"Bu kadar bekliyorum, bedelimin yüksek olması gerekiyor"
En önemlisi senaryo mu?
En! Bir! Birinci! Onsuz yola çıkılmaz! Öykü yoksa hiçbir şey yok! Buna birçok star oyuncu itiraz eder, "Keramet bizde" der. Bu da bir tuzaktır.

Siz bu tuzağa nasıl düşmediniz?
Ben aklımı devre dışı bırakmıyorum. Ama bunu korumak çok zor. Devamlı dışarıdan kendinize en acımasız biçimde bakacaksınız. O kadar ekip işi ki sinema.

Tamam bunu anlıyorum ama siz de çok mütevazı konuşuyorsunuz. Etrafımda birçok kişinin "Şener Şen varsa seyredelim o filmi" dediğini biliyorum. Oyuncu da izlettiriyor filmi.
İşin gereği böyle bir şey var. E, böyle de desinler, mahzuru yok. Ben demeyeyim, ben böyle düşünmeyeyim.

Çok uzun aralar veriyorsunuz. Nasıl geçiniyorsunuz?
Kimi Boğaz'da yalı ister, 15 koruma, 34 personel ister. Ben böyle davranmıyorum. Çünkü böyle davranırsam böyle projeleri yapamayacağıma inanıyorum. Bunca yılın birikimiyle geldiğim noktada da kendimce iyi yaşıyorum. Ayrıca bazılarının eleştirdiği bir alanda da çalışıyorum, reklam yapıyorum. Ayrıca şuna inanıyorum: İyi iş yaparsanız para var. Ben hiç parayı hesaplamadım ama bana para geldi hem de bol miktarda. Tabii bir de bu kadar beklemenin karşılığında farklı bir değerlendirmeye tabi tutulmayı istiyorum. Benim bedelimin de yüksek olması gerekiyor.

Sette nasılsınızdır?
Keyifliyimdir, asla bir star gibi dolaşmam sette. Tam tersine bir set işçisi gibi, oranın çaycısı gibi dolaşırım. Sette üstünüzde bir kişi var, o da yönetmen.

Birçok oyuncuyla çalıştınız. Rastlamışsınızdır star gibi dolaşanlara. O zaman ne oluyor?
Vallahi bizim ekipte havaları gidiyor. Sonra o da gelip sessizce bir kenara oturup yönetmenin ağzına bakıyor.

Yavuz Turgul'la çalışmak nasıl bir şey? Oyuncunun doğaçlamalarına, denemelerine izin vermediğini biliyoruz.
Yavuz çok öneriye fırsat vermez. Kafasında en küçük role kadar herkesin nasıl oynadığı bellidir. Bir tek doğru oyun şekli vardır, onun düşündüğü oyun şekli. Yani kendi öneriniz üzerinde durmak yerine Yavuz ne diyor diye anlamaya çalışırsanız iş kolay.

"Cem Yılmaz'ın çok özel biri olduğuna inanıyorum"
Biraz da "Eşkıya"dan bahsetmek lazım çünkü rekor, milyon seyirci lafları "Eşkıya" ile başladı.
"Bu defa patlayacağız, herkesi geçeceğiz" gibi laflar bana komik geliyor. Bu bir bilek güreşi değil. Sanatsal üretim yapıyorsunuz. Sizi heyecanlandıran bir şey geniş kitlelerle buluşursa ne iyi. Buluşur da buluşmaz da. Kimse bilemez.

Niye? Yılmaz Erdoğan gibi "Şu kadar kişi izler" diyenler oluyor.
Onları söylemek kişilikle ilgili bir sorun. Kimsenin ağzını kapayamazsın.

Yenilerden kimleri beğenirsiniz?
Bizim kuşaktan Uğur Yücel çok önemli tabii. Nurgül (Yeşilçay) var, Ozan (Güven) var. Cem Yılmaz'ı beğenirim. Çok özel bir insan olduğuna inanıyorum.

"Benim için Hollywood'da oynamak mümkün değil"
Siz yan rollerin en başarılı, en komik oyuncusuyken bir anda başrollere, komiklikten ağır adamlığa geçtiniz. Badi Ekrem iken Muhsin Bey oldunuz, Eşkıya oldunuz...
Ben riske girerek başrollere geçtim. İlk başrolüm 1984'te "Namuslu" ile oldu. Seyircinin bende hiç görmediği bir karakter... Çünkü ben ya sahtekar, dolandırıcı, kırsal kökenli adamı ya da zıpır karakterleri canlandırdım. Birden halim selim, düzgün bir adam. Eğer o film tutulmasaydı, arkası da gelmezdi.

Galiba o sırada başka bir proje daha varmış. Daha az riskliymiş. Hatta Ertem Eğilmez size onu seçmenizi, "Namuslu" tutmazsa bir daha hiç başrol oyuncusu olamayacağınızı söylemiş.
Evet. Umrumda değil ki bir daha başrol oyuncusu olamamak. Yardımcı role devam ederdim, ne olacak!

Hiç Hollywood'u düşündünüz mü?
Biz bu topraklara ait sanatçılarız. Benim için Hollywood mümkün değil. Dil, davranış biçimi, vücut dili bize ait. Bir Züğürt Ağa'yı Robert De Niro oynasa bizimki gibi olmaz ama adam dünya starı. Ben New York'lu bir taksi şoförünü nasıl oynayayım? Ama Yavuz yurtdışında da yapar işini, yaratıcılığını...

63 yaşındasınız. 68'i bilirsiniz, 80'leri yaşadınız. Ama biz sizi hiç siyasi yanı çok ağır basan filmlerde görmedik. Hoş "Züğürt Ağa" gibi birçok filminiz birçoğuna taş çıkartır ama...
Gelelim oraya. Bu yapılan işlerin seçimi de benim dünyaya bakışımı ve siyasetimi yansıtıyor diye düşünüyorum. Bağırarak, altını çizerek bir şeyler söylemenin yararlı olduğunu düşünmüyorum. Daha basit, daha gümbürtüsüz, zihni harekete geçiren bir filmi tercih ederim.

"Cihangir'deki kafelere giderim, otomobillerle ilgilenirim"

Sizin niye bu kadar az röportajınız var?
Ben de biraz reddediyorum, o yüzden. Ortada bir şey yokken ne anlatacağım? Fasulye sever misin? Gittiğiniz kulüpler...

Biz de tam oraya geldik. Sürekli iş iş iş. Başka ne yapıyorsunuz?
Tek başıma dolaşıyorum, her yere gidiyorum. Cihangir'de oturuyorum. Oradaki kafelere gidiyorum. Samatya'ya gidip çay içiyorum.

Yok mu bir şeyler? Ne bileyim tavla şampiyonusunuzdur, iyi yemek yaparsınız, şarap içmeye bayılırsınız...
Yok öyle şeyler. Baskın bir alanım yok. Yemek yapmayı severim ama herkesten farklı bir durumum yok.

Otomobil meraklısısınız ama bildiğim kadarıyla.
Evet, o benim için bir hobi. Yeni çıkan tüm modelleri takip ederim, otomobil dergilerini alırım, klasik otomobillerle de ilgilenirim.

"Hicranlı bir Türk filmi olsa ne iyi olur dediler, ben de çekiyorum"

O nasıl bir uflama, nasıl istememe. Nasıl bir zorla sandalyeye oturma. Kibarlıktan "Siz de tam gidiyordunuz, tutmayayım isterseniz" gibi şeyler geveledim. "Tamam, sor bir iki şey" dedi. Bir- iki? Onun hakkında merak ettiğimiz yüzlerce şey var.
Belki 200 film yazmadı, çekmedi ama yaptığı tüm filmler Türk sinema seyircisini yakaladı, tuttu, yuttu. İlk kez "Sultan" filminin senaryosuyla dikkat çekti. Hani şu Türkan Şoray'lı, Talat Bulut'lu, Şener Şen'li olan. Bence dünyanın en güzel öykülerinden biri. Sonra "Çiçek Abbas", yönetmenliğe adım attığı "Fahriye Abla", "Züğürt Ağa", "Muhsin Bey", "Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni", "Gölge Oyunu" ve "Eşkıya"... Tanıyanlar ona deha diyorlar da yalan mı söylüyorlar yani.
Ama işte konuşmuyor. Belki de biraz da bu yüzden efsane gibi. Hakkında çoğunlukla korkutucu şeyler anlatılıyor. Sette nasıl esip yağdığı, şimdiye kadar kaç oyuncuyu ağlattığı, bağırmaları, çağırmaları, Jeffi Medina ile birlikte sahibi olduğu reklam şirketinde (Medina / Turgul DDB) odasına girmek isteyenlerin nasıl kapısında üç kez düşündüğü... Bir de disiplini ve çalışkanlığı. Her yıl düzenledikleri ofis partisinde bir arkadaşından şarkı söylemesini istedikten sonra zavallı adamcağıza 10 kez prova yaptırması, provalara geciktiğinde kızması...
Bildiğim kadarıyla Doğu felsefesi ile ilgileniyor. Bir ara tai chi yapmış. Şimdi aikido'ya devam ediyor. Tevazunun çok önemli olduğuna inanıyor. Egosundan kurtulmak istiyor, anladığım kadarıyla da röportajların bu çabaya ters düştüğünü düşünüyor.
Gülmek yakışıyor ama sanki gülmemek için tutuyor kendini. Fotoğraflar çekilirken kendini ve bizi o kadar geriyor ki bana gülme geliyor, gülüyorum yüzüne, bir şey demiyor, sıcacık bakıyor.

Bir aile gibisiniz. Ekibinizdeki insanları nasıl seçiyorsunuz? Bir yandan da sizin için sette fırtınalar koparır diyorlar. Bu insanlar niye katlanıyorlar size?
"Ben bunun daha önce yaptıklarını da gördüm, sevdim, beğendim, zorluklar var ama ne olacak, ben katlanırım" diyenlerle çalışıyorum. Niye Şener Şen, niye aynı kadro? Bunun cevabını Zeki Demirkubuz verdi. O "Ne kadar sadıksınız birbirinize" dedi. Haklıydı. Bizde sadakat çok önemli. Bence çok değerli. Biz 1975'ten beri arkadaşız Şener'le. Bir sürü yol yürüdük birlikte. Şener'in bir lafı var: "Biz yapacağımızı yaptık gibi geliyor bana. Bundan sonra yapmasak ne olur?" Biz bir şey yapmasak da Şener'le arkadaşlığımız, dostluğumuz devam edecek. Evet, bazı filmlerim beğeniliyor olabilir. Ondan önemlisi kalıcı bir arkadaşlığı yakalayabilmemiz ve buna sadık olmamız.

Çok uzun zamandır bir film yapmıyordunuz. Biliyorum hazırlık dönemleriniz çok uzun sürüyor, hatta "Züğürt Ağa"nın ön çalışması dört-beş yıl sürmüş. Yine de sekiz yıl çok uzun değil mi? Bu filmin hazırlığı hepsinden daha mı çok sürdü ki?
Bu film çok kısa bir zamanda çıktı. Aslında aşağı yukarı beş seneden fazladır üzerinde çalıştığım başka bir proje var. Baktık ki biz bu sene de onu yetiştiremeyeceğiz. Ama öyle bir noktaya gelmiştik ki herkeste "bir film çekeceğiz" havası vardı. Arkasından da bazı dostlarımız "Hicranlı bir Türk filmi olsa şu günlerde ne kadar güzel olur" dediler. Ben de acaba olur mu böyle bir şey diyerek işin içine girdim. Umulmadık bir şekilde, büyük bir hızla çıktı önce öykü, senaryo. Bu hızla iş yapan insanlar var ama ben öyle değilim. Bu yüzden kötü olabilir film, bilmiyorum. Sinema öyle bir şey ki herkes büyük hatalar yapabiliyor. Bir önceki başarılarınız bir sonraki başarınızı işaret etmiyor. Bu yüzden sinemada insan yaptıklarıyla övünmek yerine gelecekte yapacaklarının korkularıyla yaşasa daha iyi.

Siz filmlerinizin sonunda "Bu Bir Yavuz Turgul Filmidir" de demiyorsunuz...
Zaten kendisini, yaptığı filmleri öven, koyacak yer bulamayan epey arkadaşımız var. Küçük bir başarı onlar için büyük bir dünya olmaya başlıyor. Hayatın anlamını illa ödüllerde, alkışlarda aramayalım. Zaten böyle düşünmeye başladığınız zaman da sekiz yıl film yapmadan oturabiliyorsunuz. 18 yıl otursam ne olacak?

Röportajdan, soru cevaplamaktan da kaçıyorsunuz değil mi?
Evet var böyle bir şey.

Neden?
Yani... Bu çok uzun ve derin bir konu. Tamamen ego üzerine kurulu bir iş bizimkisi. Egosu şişkin insanlarız. İmzanı değiştirerek bir iş yapabiliyor musun? Yani kendini sıfır noktasına kadar iterek. Yapamıyoruz işte. Aslında senden bahsetseler ne olur, bahsetmeseler ne olur?

"Ben karşımdaki oyuncuyla iddialaşmasını iyi bilirim"
Bildiğimiz kadarıyla oyuncularınıza rolü istedikleri gibi yorumlama izni vermiyorsunuz. Şener Şen de "Onun filminde bir tek doğru oyun şekli vardır, onun düşündüğü oyun şekli" diyor. Buna karşı çıkan oyuncular olmadı mı?
Hayır olmadı. Bu konuda hayli iddialı isimlerle karşı karşıya kaldım ama ben de iddialaşmasını iyi bilirim karşımdakiyle.

Siz yazarken bir yandan da oynuyor musunuz? Şener Şen böyle bir tahminde bulundu.
Oynamıyorum, seyrediyorum. Ben senaryoyu bitirdiğim zaman film bitmiş oluyor. O film kafamda seyredilir, biter, sonra onu çekmeye çalışırım. Bir kere daha yani. Onun için de kimse gidip de benim gördüğüm bir filmi, izlediğim bir oyuncuyu daha iyi beceremez.

PAZAR
"Alaattin Çakıcı'nın kaçışında İstanbul polisinin ihmali var"
"Musikiden özür diliyorum"
Yavuz ne diyorsa o!
Sanal popstarlar yarışıyor
Boynuz ödüllü futbol turnuvası
Masum ve çocuksu kadın rollerinden vazgeçti
Ressamlar jean ve buzdolabı boyuyor
"Sudan değil tüpten korkuyorum"
Paris'ten geldi, Roxy'nin havasını değiştirdi
Türkiye'de 17 milyon kişi sigara bağımlısı
Kalecik Karası şoku!
Oltasını festivale attı
Maarif'in "Talaş" günü
Sorun çözme merkezi
Günlük yevmiye 975 kuruş
Anakronizm biner biner...
Sayısal kader
Bir müzecinin portresi
Savaşın suçlusu meğer ajanlarmış
İnsanoğlunun üçüncü boyutu: Oyun
Tarihte en ünlü sünnet düğünleri





Ahmet Turhan Altıner
Mine Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
© 2004 Milliyet