Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 31 Mayıs 2004 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Dünya gazetecileri Türkiye'yi tanıyacak

Dünya Gazeteler Birliği (WAN) İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Aydın Doğan: "Açılış konuşmamda Ortaköy'de yan yana duran camiyi, sinagogu ve kiliseyi anlatacağım"

SOHBET ODASI / Derya Sazak


DERYA SAZAK: Dünya Gazeteler Birliği'nin (WAN) 57'nci Genel Kurulu, 'küresel medya'nın İstanbul buluşması niteliğinde. Türkiye daha 3 - 5 yıl öncesine dek 'basın özgürlüğü' ihlal edilen ülkelerden biri olarak WAN toplantılarının gündeminde yer alırken, 2004 yılında ilk kez dünya çapında bir organizasyona ev sahipliği yapacak. Yaşar Kemal'i kürsüde göreceğiz. WAN Başkanı Seok Hyun, Türkiye'de basın özgürlüğü ortamı geliştiği için İstanbul'a geldiklerini açıkladı. Siz de WAN İcra Kurulu Başkan Yardımcısı'sınız. WAN'ın çalışmaları ve bu yılki toplantısının öneminden başlayalım söyleşiye...
AYDIN DOĞAN: Önce WAN (World Association of Newspapers - Dünya Gazeteler Birliği) nedir, İstanbul toplantısı Türkiye için ne ifade ediyor oradan başlayayım. Ben WAN'ın yönetim kuruluna ilk kez Japonya'nın Kobe kentinde 1998 yılı toplantısında seçildim. Daha sonra Zürich'te, Brugge'de, Berlin'de, Moskova'da, Boston'da, Lizbon'da, Dublin'de yapılan tüm çalışmalarda WAN Genel Kurulu'nu İstanbul'da toplamak için gayret sarf ettik. Ancak 2000 yılına kadar hep yüreğimiz ağzımızda, yine Türkiye'yi kınayacaklar, hapisteki gazetecileri gündeme getirecekler diye bekledik. Çünkü WAN kendini basın özgürlüğünü korumaya, geliştirmeye ve gazetelerin ekonomik bağımsızlığını korumaya adamış bir kuruluş. Dünyada 18 bin gazeteyi temsil ediyor. Son toplantılarda Türkiye'ye dönük eleştiriler azaldı, ülkemizde demokratikleşme ve özgürlükler konusunda açılımlar yaşandı, AB sürecinin de etkisiyle ilerlemeler oldu. Gerçek gazeteciler hapse girmedi.
WAN yönetimine, gerçek gazetecilerle teröristler arasındaki farkı da anlattık. Terör örgütleriyle bağlantılı kişiler de gazeteci kimliği altında çalışıyorlardı.
Türkiye, basın özgürlüğü ihlalleri konusunda WAN'ın gündeminden çıkınca, bizim de gayretlerimizle 2004 toplantısı İstanbul'a alındı. Ben çok mutluyum. Dünyanın önde gelen gazetelerinin 1400 dolayında temsilcisi Türkiye'ye geldi. Olimpiyat gibi bir şey bu...

Medya olimpiyatları...
- Tanıtım açısından çok önemli. Son Dublin toplantısında ben 'Türkiye medeniyetlerin çatıştığı değil, barıştığı bir ülkedir, gelin bunu görün' dedim. Nitekim bugünkü açılış konuşmamda da söyleyeceğim. Bu toplantıyı yaptığımız yerin 4 kilometre ötesindeki Ortaköy'de bir camiyi, sinagogu ve kiliseyi yan yana görebilirsiniz. Dünyanın dört bir yanından gelen medya sahipleri, yayıncılar, üst düzey gazete yöneticileri Türkiye'yi tanıyacaklar.
WAN, medya konusundaki tüm uluslararası tartışmalarda sektörü temsil eder ve gazetelerin çıkarlarını gözetir.
Öncelikleri arasında, küresel özgür ve bağımsız basının gelişimini sağlamak, iş ve stratejilerle ilgili etkinlik yaratmak, genç okurlara yönelik programlar geliştirmek, gazete tirajlarını artırmak gibi çalışmalar bulunmaktadır.

WAN'ın işlevi ağırlıklı olarak yazılı basın...
- Evet, WAN, gazete sahip ve üst düzey yöneticilerini temsil eden bir örgütlenme. Bu toplantılarda, gazeteler birbirlerine deneyimlerini aktarıyorlar. Yazılı basın televizyonlar ve elektronik medyayla nasıl mücadele eder, ekonomik olarak kendini nasıl geliştirir? Bunlar tartışılıyor.

2000 yılındaki Rio toplantısını izlemiştim. Oradaki slogan 'Yazılı basın ölmedi' olmuştu. İnternet önemli bir tehdit. Zürich toplantısında reklamcı Seguela'ya 'İnternet, gazetelerin ölüm fermanı mı?' diye sorulmuş. O da 'Bill Gates, Gutenberg'i öldüremeyecek' yanıtını vermiş. Yazılı basının sorunları bu yıl da masaya yatırılacak. Küresel rekabetin şartları değerlendirilecek.
- Evet. Yazılı basının, görsel medyadan, internetten ne şekilde etkilendiği tartışması sürüyor.
Teknolojinin ilerlemesi, basın kuruluşlarının haberi toplama, üretme ve dağıtımını önemli ölçüde etkiledi. Bu etkiler, önümüze aşmamız gereken yeni sorunlar getirdiği gibi, birçok yeni fırsat doğurdu.
Ancak her şey tozpembe değil elbette. Dünya çapında düşen gazete tirajları mali kısıtlamalara yol açarken, okurlarla ilişkilerin yeniden tanımlanması zorunluluğu gündeme geliyor. Tabloid gazetelerin yükselişi bütün dünyayı etkisi altına aldı. Bu eğilim sürecek mi, yoksa süresi dolmakta mı? Değişen okur profili konusunda sosyal bilimciler, iletişim bilimciler bizlere neler söyleyecek? Dikkat süresi kısalan ve az çok ekonomik bir dengeye kavuşmuş olan gazete okuru, artık gazeteyi bir eğlence aracı olarak mı görmek istiyor? Bütün bunlar WAN toplantısında konuşulacak.

Görsel medyanın haberden, kültürden, tartışmadan uzaklaşması giderek eğlenceye kayması konusunda Türkiye herhalde ABD'nin bile önünde koşuyor. Popstar kültürü, televizyonların en çok izlenen saatlerini kapsadı. Aslında bu durum yazılı basına, tekrar gazete okuma alışkanlığına dönüşün kapısını açmayacak mı? Küresel iletişim kolaylıkları, yüzlerce televizyon kanalı sonuçta öngörüldüğü gibi 'bilgi toplumu'nu değil, düşünsel derinliği olmayan, temel sorunlardan kopuk 'medya toplumu'nu besliyor.
- Bunların hepsi tartışılacak. Yıllardan beri hep şu mücadele yapılıyordu. Televizyonlar karşısında rekabet edemiyoruz diye... Görüldü ki yazılı basın televizyonlara rağmen vazgeçilmez bir iletişim aracıdır. Gazeteler ölmedi. Görsel medya ve internet yayıncılığı gazetelerin reklam pazarından büyük paylar götürdüler. Son dönemde yazılı basına reklamda da bir dönüş var. Yazılı basının etkinliği, elde tutulması, hedef kitleye daha rahat gitmesi karşısında reklam dağılımında televizyon lehine olan gelişme tekrar gazetelere yöneldi.
Son yıllarda Batı Avrupa'da gazete sektörü sıkıntıda. Örneğin Almanya'da Frankfurter Rundschau el değiştirdi. Alman medyasında hem gelirlerde, hem tirajlarda bir düşüş var. Sektör durgunluğa girdi. İngiltere'de Conrad Blake'in gazetesi satılıyor. Kish, Axel Springer'in hisselerini elinden çıkarmak zorunda kaldı.

DOĞAN HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI AYDIN DOĞAN:
Demokrasi yoksa, özgür basın olmaz

İsveç, Norveç gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde gazete okuru sayısı sanıyorum ilk sıralarda... ABD'de de gazeteler iyi satıyor. WAN toplantısına dünyanın önde gelen gazete sahipleri de katılacak.
- Evet. Washington Post'un Yönetim Kurulu Başkanı Donald Graham, The Wall Street, New York Times'tan CEO'lar geliyor. Bunlar çok etkili gruplar. Haberlerde dikkatimi çekti, Irak'taki son işkence haberlerinde Washington Post, Vietnam savaşındakine benzer bir çıkış yaptı.

WAN toplantısında gazete sahipleri arasında olmasa bile Editörler Forumu'nda herhalde Irak savaşı öncesi ve sonrasındaki yayın politikaları gündeme gelecektir. Amerikan medyasında özeleştiri başladı. Kitle imha silahları konusundaki dezenformasyon nedeniyle The New York Times özür diledi. Milliyet'in kuruluş töreninde işkence fotoğraflarının özgür medya sayesinde kamuoyuna ulaştığından söz ettiniz. Bütün bunlar basının geleceğini nasıl etkileyecek?
- Basın görevini yapıyor. Unutmayalım ki Ebu Gıreyb Cezaevi'ndeki işkence fotoğraflarını yayımlayan medya oldu. Ama hangi medya? Hükümetler ve güç odakları karşısında ekonomik ve editoryal bağımsızlığını koruyabilen basın. Bir ülkede özgür medya ve demokrasi olmazsa neler olacağının kanıtı Irak'taki işkence olayıdır. Dünyanın en büyük gücü ABD, dört kare fotoğraf karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.
Ebu Gıreyb Cezaevi'nde yapılan işkence uygulamalarını hepimiz öğrendik ve kınadık. O hapishanede Saddam rejimi de 30 yıl boyunca o işkenceleri yaptı ama ne Irak halkının, ne dünyanın haberi oldu. Halepçe katliamını da basın duyurmuştu. Diktatörlük ile demokrasinin farkı burada. Bizler bu şeffaf toplumun kurumlarıyız. İşkenceyi yapan ülkenin medyası işkenceyi ortaya çıkardı. Bana göre Amerika'yı dize getirdi, Başkan Bush'u zora soktu. Ama bütün bunların yanı sıra Saddam diktatörlüğü de devrildi. Bu gelişmeler herkese şu iki gerçeği gösterdi. Demokrasi olmayan yerde özgür basın olmaz. Bir ülkeye demokrasiyi tepeden zorla kabul ettirmek de mümkün değil. Demokrasi dünyanın en güzel rejimi ama dışarıdan enjekte edemiyorsunuz.

Medyayı taarruz aracı gibi gördüler

Dünyada ve Türkiye'de medyanın yaşadığı güven krizine girelim isterseniz. Medyaya güvensizliğin temelinde ne var? Özgür medya ve demokrasi ilişkisine değindiniz, demek ki medya erozyonu aynı zamanda bir demokrasi sorunu. Güven kaybı sürerse, özgür basın da etkisini yitirecek. Türkiye'nin sorunu ise 1990'ların ortasından itibaren gözlenen medya sermayesindeki değişiklik. WAN toplantısında bu konularda mesajlar verilecek mi?
- Tabii bunlar iç meseleler. WAN'dan bağımsız olarak ve fazla polemiğe girmeden ne düşündüğümü söyleyeyim. Bütün dünyada medya sermayesinde değişiklik var. Bir yanda New York Times gibi gazeteler giderek büyüyor, başka gazeteleri satın alıyor, televizyona giriyor. Bir yandan da büyük sanayi ve finans kuruluşları medyaya giriyor. Burada önemli olan, sermayenin niteliği değil, dışarıdan gelen sermayenin basını kendi çıkarları için kullanıp kullanmadığıdır.

Türkiye'deki durum ne?
- Türkiye'de medyanın asıl sorunu işte budur. Ben onlarca defa söyledim, yine söylüyorum. Birçok sanayi grubu medyayı sadece menfaatlerini korumak ve güçlendirmek için kullanıyor. Medyaya asıl uğraşı olarak değil, bir savunma ve taarruz aracı olarak bakıyor.

Güven erozyonunda bunun payı nedir?
- Türk basınının erozyona uğramasının asıl nedeni, bazı grupların, bankaları ve diğer işleri zora girince ellerindeki medya kuruluşlarını insafsızca kullanmaları oldu. Şunu söylemek istiyorum. Tabii bu bizim imajımızı da etkiledi. Biz bankası batan grupları haber yaptıkça onlar da ellerindeki medyayla bize insafsızca saldırdılar. Yalan haberlerle iftira attılar. Akılları sıra bizi korkutup susturacaklarını sandılar. Hiç kuşkusuz banka batıran medya sahipleri Türk basınının güven erozyonuna uğramasında en önemli etkendir. Burada şu kabahatli, bu kabahatli tartışmasına girmeyeceğim. Gazete sahiplerinden, yöneticisine hepimizin bazı hataları oldu.

Dünyanın en güzel mesleği

Türkiye, 2004 yazında dünya medyasına ev sahipliği yapıyor...
- Ben bunu meslek hayatımın büyük bir onuru ve ülkeme büyük bir hizmet olarak görüyorum.

Medya iktidar ilişkileriyle noktalayalım.
- Bazılarında şöyle bir anlayış var. Gazeteler mutlaka iktidarla kavga etmelidir, etmezlerse iktidarın dümen suyuna girmiş sayılırlar. Bu bence çok yanlış ve zararlı bir anlayıştır. Ben bu hükümetin dış politikasına destek verdim. AB, Kıbrıs... Ekonomik konularda pozitif baktım. Ama Cumhuriyet'in nitelikleri söz konusu olunca karşı çıkarım. Ne beni muhalefet yönlendirebilir ne iktidar. Benim Allah'tan başka hiç kimseden çekineceğim bir şey yoktur. Hiçbir güç odağıyla da göbek bağım yoktur. Ben yayıncılığı iş olarak görüyorum, elbette etik değerlere, evrensel kurallara uymak koşuluyla. Büyük gazeteci, rahmetli Metin Toker'in dediği gibi, 'Gazetecilik adam gibi yapılırsa dünyanın en güzel mesleğidir.' 25 yıldır bunu yapmaya çalışıyorum.

Cüzdan da temiz olmalı

Ne yapılması gerekiyor?
- Gazetelerin yalnız vicdanının temiz olması yetmez, cüzdanlarının da temiz olması lazım.

Ekonomik bağımsızlık sorunu...
- Bizdeki gazete sahipleri, gazeteciliği hep yan iş olarak gördüler. Başka işlerden kazanıp medyayı da silah olarak tutmaya çalıştılar. Krizde bunlar battı.

Sonradan bankacılığa soyunanlar... Medya sermayesini başka alanlara yönlendirenler gazetelerini de batırdı. Bedeli çalışanlar ödedi.
- Adamın bankası battı. Haber yaptık. Bu sefer bize hücum ettiler. Gazeteciler de kamplaştı. Bana önemli bir gazeteci dedi ki, 'Ekmek parası, ne yapsınlar?' Çok üzücü tabii... Halk bunu, medya savaşı diye görüyor. Mesleğin evrensel kuralları, etik değerleri unutuldu, gazeteciler Beşiktaş, Fenerbahçe'yi tutar gibi takım tuttular. Biz de o kısır döngü içerisinde Doğan Grubu olarak olumsuz etkilendik..

Gazetecilik etiğine dönüş gerekiyor.
- Her gazeteci kendine göre etik değer koyuyor ortaya. Sınır tanımayan gazetecilerin de etik değerleri var, Gazeteciler Cemiyeti'nin de, Basın Konseyi'nin de, Doğan Yayın Konseyi'nin de. Ben yalnız çalışanların değil, kurumların oluşturduğu etik değerlere uymayı daha gerçekçi buluyorum. Ne etik, ne değil. Mesela, 'Niye RTÜK yasasını savunuyorsun' diyorlar. Hala aynı görüşteyim. Televizyonların sahipleri belli değil. El koydular. Hepsi çıktı ortaya.

Bir gazetem, televizyonum ve bankam olsun diyenlere 1990'ların sonu yaramadı. Çıkış nasıl olacak?
- Nadir Nadi, Erol ve Haldun Simavi, Kemal Ilıcak ve ben, Ercüment Karacan'dan Milliyet'i satın aldıktan sonra toplanırdık. Mesleğin sorunlarını aramızda görüşürdük. Yine rekabet ederdik ama bir değerler zinciri vardı. Gazeteciliği kısıtlayan bir kanun çıkıyorsa, ortak tavır alırdık. 1980 öncesi, hatta 12 Eylül askeri darbesi sonrasındaki hava buydu. Gazetelerimiz kapatıldı, en son Milliyet'i 12 gün kapattılar ama demokrasi mücadelesinden vazgeçmedik.




SİYASET
Dünya gazetecileri Türkiye'yi tanıyacak
Savaşa sessiz kalan liderlere semah yok
Beni niye sormadınız?
Ankara'da bunlar konuşuluyor
İstanbul'un fethini gül suyuyla kutladılar
AKP'li Özdemir: At yarışları kumar değil...
Erdoğan 6 ormanı aynı anda açtı






Derya SAZAK
WAN Kongresi
İstanbul bugün tarihi bir toplantıya ev sahip...


 AB Ulusal Programı (Giriş ve Siyasi Kriterleri)


 AB - Katılım Ortaklığı Belgesi
 Kopenhag Kriterleri
© 2004 Milliyet