Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 01 Haziran 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
İnsanoğlu kuş misali... Konserden 'geneleve'

Şu, bu, o vesaire olsam "Yine de oynar mısın benimle?" ya da "Yüzünü dökme küçük kız" naifliğinde, Bülent Ortaçgil'in yumuşak sesiyle başlayan gece nasıl "genelevde" bitti?


Kader kurbanıyım. Düşen değil düşüren utansın! Zira ben evden gayet masum niyetlerle çıktım. Açıkhava'ya gideceğiz, yumuşak yumuşak Bülent Ortaçgil ile Teoman dinleyeceğiz.
Adamlar oturmuşlar sahneye, kucaklarında gitarları, tın tın dıdıdın... "Ustalara Saygı" kuşağındayız yani. Siyah-beyaz bir klasiğin içine yuvarlanmış gibiyiz. Teoman bile kravat takmış. Ve sanıyor musunuz ki biz dekolteyiz? Katiyen. Hava nasıl soğuk! Hepimizde kışın bile gece çıkarken giymediğimiz en kalın kazaklar, montlar, yağmurluklar...
Yerlerimize çöktük. Herkes başını yanındakinin omzuna dayadı. Böyle zincirleme bir şefkat seli. Teoman da sahnede ama pek şarkı söylemiyor bu akşam. Biz de Ortaçgil'i dinliyoruz gözlerimiz kapalı.
Bu gece başımıza gelebilecek en büyük felaket kendimizi tutamayıp Ortaçgil yorumu "Paramparça"ya eşlik etmek ve ustadan "Susun bakiyim, ben söylüyorum" diye zılgıt yemek olabilirdi. İzmir'de mi, Ankara'da mı, öyle bir yerde Teoman şarkılarına eşlik edenlere azarı basmış Bülent hoca. Neyse ki bizi peşinen uyardı. Biz de pıstık, sustuk, sessizce oturduk.

Gecenin akışı: Küçük kız, zır zır zır zır ağlayacaksın...
Ve fakat ya bu ninniler eşliğinde, soğuğun da etkisiyle derin uykulara dalıp bir daha uyanamayacağız, ya da... Bilirsiniz işte; önce fısıldaşmaya, sonra konuşmaya, derken en manasız cümlelere bile kıkırdamaya, en sonunda kahkahalarla gülmeye başladık.
Maksat, yanımızdaki üç yakışıklı Fransıza memleketimizin daha "sıcak" yönlerini göstermek. O bakımdan konseri ya da Ortaçgil'in deyimiyle "dinleti"yi yarıda kesip kendimizi Cahide Balkon ON5'e attık.
Hemen şallar getirildi, ısınalım diye. Biz bu esnada avaz avaz Türkçe popa eşlik etmeye başlamıştık bile.
Bu esnada Gazinocular Krallığı'nın veliaht prensi Mehmet Aslan geldi. Fatih Ürek geldi. Magazin dergilerinden yüzüne aşina olup da adını ezber edemediğimiz bir dolu insan geldi.
Biz de işte ne yapalım? Uzaklardaki Boğaz manzarasına baktık. Ortama baktık.
Ajda çaldı, biz çığırdık. Nil'le birlikte avazımız çıktığı kadar "Akbaba"yı söyledik. Nazan Öncel'in yeni şarkısını her nasılsa ezberlemiş olduğumuzu bu vesileyle idrak ettik. Hatta Abidin'in "Zır zır zır zır ağlayacaksın"ında zıpladık yani. Bilmem anlatabildim mi?
Yani insanoğlu kuş misali. Bir bakıyorsun "Yüzünü dökme küçük kız"la hisleniyor, bir bakıyorsun "Zır zır..." diye zıplamaya başlıyor.

"Çarşaflarımız ve kızlarımız her gün yıkanır"
Bari eğlencenin dibine vuralım, geldik buralara kadar kulübe de geçelim, değil mi? Böylece 34,5'a girdik. Genelev konsepti varmış efendim bu akşam. Giriş, genelevlerin bekleme salonlarına benzetilmiş. Koltuklar konmuş. "Kızlar" bu koltuklara kurulmuş, "müşteri" bekliyor. Jartiyerler, tüller... Bir de mama var başlarında falan. Duvarda da "Öpüşmek bahşişe dahildir", "Çarşaflarımız, yastık kılıflarımız ve kızlarımız her gün yıkanmaktadır", "Kader kurbanıyım", "Düşen değil düşüren utansın" vesaire yazıyor. Öyle absürd bir durum.
Ama ben artık şaşırmıyorum. Temsili sünnet düğünü yaptıkları, kulübün bir köşesine sünnet yatağı hazırlayıp gecenin ilerleyen saatlerinde pilav dağıttıkları gece ben bu tür kulüplerdeki animatör gösterilerine şaşırmayı bırakmıştım.
Geceyi şöyle özetleyeyim: Eğlendim.
Çıkışta "Saat kaç?" dedi biri. "Saatim yok tam olarak bilemem / Biraz bira, biraz şarap önceydi" dedim. "Hıı?" dedi. Ağır ağır "Pa-ram-par-ça" diye heceledim. Bülent Ortaçgil tadında:
"Pa-ram-par-ça"...

34,5'a girip de genelev sahnesiyle burun buruna gelince "Aa, ben bu geceyi yazsam ya" dedim. Tesadüf, Yiğit'in (Karaahmet) yanında fotoğraf makinesi varmış. Fotoğraf izni rica edildi, "kızlar" bir araya toplandı, ben mamanın kucağına kuruldum. Yiğit deklanşöre tam basacak... Makinenin şarjı bitti. Ne yapalım? Kısmet değilmiş. "Kusura bakmayın, sizi de yorduk ama... Sahi, benim biram nerede?" diye hayatımıza devam edecekken, işletmeci-kişi Mustafa'nın aklına geldi. "Evleriniz çok yakın değil mi? Bir taksiye atlayıp şarjı alıp gelsenize" dedi. Yiğit'le birbirimize baktık. Gider miyiz, gidelim mi, ulan eğlenmek için buradayız, bu fotoğraf işi de nereden çıktı şimdi? Ama en nihayetinde benim eve gidip makineyi aldık. Sonra işte bir koşu yine "kızları" topladık. Fatih Ürek de oradaydı. Ona da sorduk fotoğrafa girmek ister mi acaba diye. "Ben şimdi sermaye mi olacağım?" dedi. Eh, bir nevi. Sonra biri -kimdi?- boynuma siyah otriş doladı. Çıt çıt çıt. Yiğit çekti işte. Süper fotoğraf, değil mi?

Cüretkarız. Pervasız cüretkar!

Bir keresinde "Evliliğimin en iyi yanı Amin Maalouf'tu" demiştim. Eski kocamın evinde Maalouf'un kitapları vardı. Acayip sardırmıştım. Ben kitaplıktaki tüm Maalouf'ları okuyup bitirmeden, evliliği bitirmedik.
Şimdi "Yolların Başlangıcı" var elimde. Bu kez ailesini yazan Maalouf kitabın bir yerinde "eskilerin" daha mutlu olduğunu, çünkü hayatlarına razı olduklarını, bizlerin ise hep daha fazlasını isteyip durduğumuzu söylüyor. Günümüz insanına "cüretkar" diyor galiba, ya da öyle bir şey.
Şu eğlence gecesinden bir gün önce bir arkadaşla tam da böyle bir şey konuştuk biz. Nasıl sıkılmışız, dertsizlikten bunalmışız, takacak mevzu arıyoruz, bulamıyoruz falan. "Biraz ortam mı değiştirsek acaba?" dedim ben. Ertesi akşam "Al sana yeni ortam" dedi, "Hatta ortamdan ortama aktık. İstersen Finlandiya'ya da gidelim. Bu mudur?"
Yok abi! Cüretkarız evet. Hem de pervasız cüretkar. Ama biz her gece böyle dağılacağımıza, hep aynı kahveye gidip mütemadiyen sıkılmayı tercih ederiz galiba.

manik depresif köşe

Yazları güneşin akşam 23.00'te battığı bir memleket düşünün. Şimdi bir de bunun kışını düşünün. Öğleden sonra 15.00-15.30 civarında hava kararıyor. Hava sıcaklığı -25'lerde geziniyor. Aman tanrım.
İşte benim ülkem: Finlandiya. Kışları soğuk ve depresif, yazları soğuk ve manik. Manik-depresif kısmı uydu da, ay çok üşürüm ben orada.


tubaakyol@milliyet.com.tr





CUMARTESİ
"İleride her birimiz çok büyük modacı olacağız"
Yeni projesi olimpiyat meşalesi
"Küçükken de taksi şoförü olmak isterdim"
New York'lunun üniforması: Tişört
"Isınacaksınız" demem hâlâ mümkün değil
Mevlana tavrı
12 burç için 41 çeşit çikolata
hediyelik
Havalimanında 5 yıldız konforunda otel
Boğaz'da yelkenliler yarışacak
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL
© 2004 Milliyet