|
 |
|
|
Alex rüyası
Alex de Souza Brezilya'nın durmak bilmeyen oyuncu fabrikasının ara dönem yıldızlarından. Alt yaş gruplarından itibaren herkesin dikkatini çekmiş büyük bir yetenek. Ona yeni Maradona, yeni Pele dediler. Her zaman milli takıma çağrıldı. Hep kadroda oldu 2000 olimpiyatlarında Ronaldinho ile birlikte takımın yıldızlarından biriydi. Her zaman taraftarların sevgilisi oldu, ama yaşı ilerledikçe teknik adamlar ona beklenen görevleri vermemeye başladı. Parma 99 yılında onu Palmeiras'tan 6 yıllık sözleşmeyle aldı. Bir yıl tamamlanmadan "henüz yeterli fizik ve mantal yapıda olmadığı" için kiralık olarak Brezilya'ya yolladı. 4 yıl bitti o hala Brezilya'da. Ortega kadar büyük olmasa da Avrupa'ya büyük bir hayalkırıklığı yaşattı.
Küçük dişlek
Fenerbahçe kamuoyu bir yıldır onunla yatıp kalkıyor. Belki van Hooijdonk'tan sonra gazete ve televizyonlarda en çok yer alan futbolcu oldu. Büyük bir rüyaya dönüştü. Kimse onu adam gibi bilmiyordu ama onun rüyasını görmeye başladı. Şunu söylemeli o iyi bir futbolcu, bir sihirbaz. Ama fiziği hala yetersiz. Ronaldinho yani "küçük dişlek" Avrupa futboluyla fiziğini kuvvetlendirerek başa çıkma yolunu seçti (tıpkı tuncay'ın Fenerbahçe'de yaptığı gibi). O ise Brezilya'da kalıp mücadeleden ve zorluklardan kaçtı. Onu Türkiye'ye getirmek büyük bir iş olacak. Ama ondan fazlasını beklemeyin. Ortega'da yaşanan hayalkırıklıkları yine muhtemeldir.
Hangi renk kazandı?
İkisi de genç, ikisi de atak, ikisi de camiada iyi bilinen aday seçimi burun farkıyla bitirdiler. Yıldırım Demirören kazandı. Seçime dışarıdan bakanlar için bu iki aday arasında çok büyük bir fark görülemeyebilir. Ama aslında oylanan siyahla beyaz kadar ayrı iki zihniyetti. Hangi rengin seçildiğini bize zaman gösterecek.
Demirören hanedanının veliahtı Yıldırım, artık başkan. Baba, hala şirket işleriyle uğraşıyorken, belki kendisinin de en büyük rüyası olan bu yüce görevi oğlu yapacak. Onun maddi ve manevi desteğiyle. Görev süresi 2,5 yıl. Bu 2,5 yıl belki de Süleyman Seba yolundan tamamen ayrılış olacak. Yıllar sonra Beşiktaş tarihine bakanlar, Seba döneminin Serdar Bilgili'yle yaşanan bir geçiş devrinin ardından Demirören'le tamamen bittiğine karar verecekler. Ya da kötü senaryo, Demirören bu 2,5 seneyi tamamlayamayacak ve geçiş çok daha sancılı ve uzun bir dönemde gerçekleşecek. Neye geçileceğini ise Tanrı bilir!
İlk kez delege kaybetti
Yıldırım Demirören tribün hanedanlarına yakın bir isim. Bundandır ki, daha seçim kampanyasının hemen başında - seçimi kazandıktan hemen sonra da tekrarladığı - bir söz verdi: "Kapalıyı sahibine vereceğiz". O bir tribün adamı, tribündekilerle, liderleriyle iç içe. Kongrede de öyleydi. Ve sonuçta Beşiktaş tarihinde ilk kez delegelere yön verenler kaybetti. İlk kez tribün kazandı.
Kazanan tribünün heyecanı oldu. Aslında onu çok iyi tanıyan bir Beşiktaşlı'nın söylediği gibi: "O, 14 yaşındaki bir Beşiktaşlı gibi". Sevgi ve tutkular 14 yaşındayken su katılmamış olur. İnsanın eğilip bükülmesi zordur. Yenilgiyi ve hatalarını hazmetmesi de. İşte bu yıl İnönü'deki Galatasaray maçında jet - lag sarhoşluğu (!) içinde koridorlarda yönetim kurulu değil de, bir tribün üyesi gibi davranışı bundandır. Sonra Bilgili'nin, Galatasaray ve Terim'den özür dilemesini asla hazmedemeyişi ve istifa sürecinin bu olayla başlayışı da.
Ortalık karışacak
Yıldırım Demirören bugüne kadar görmediğimiz bir Beşiktaş başkanı tipi. Aslında biraz Fenerbahçe başkanına benziyor. Onun taraftarlık yaşı olarak 14'ünde oluşu, tribünle arasındaki mesafenin azlığı, törpüle(n)mezse saldırgan bir politikaya girmesine yol açacak. Bazıları ilk iş olarak Alex'le masaya oturacağını söylüyor. Bu atakları yapacak, çünkü aksi taktirde, 100. yıldaki şampiyonlukta bile 18 bin seyirci ortalamasıyla oynayan Kartallar'ın, stadını 10 bin kapasite artıracak bir inşaatın manası yok.
Bütün bu öngörüleri listesindeki isimler de kuvvetlendiriyor. Reha Muhtar ve Sinan Vardar önümüzdeki dönemde tabloid spor basınının ilk başvurduğu isimler olacak. Tanrı bizi korusun ortalık çok karışacak. Reha Muhtar'ın henüz birinci dakikada, Pazar gecesi konuk olduğu Telegol'de "Bizim şampiyonluk sayımız aslında Galatasaray'dan daha fazla" çıkışıyla merhaba deyişi bu durumu çok iyi anlatıyor.
Yine Kıvanç Oktay'ın "Wiltord'la her konuda anlaştık, ama bir sorun var Türkiye'ye gelmek istemiyor" deyişinin de anlattıkları var. Çünkü zaten Türkiye'ye transfer yapmaktaki asıl sorun budur.
Yeni atamalar
Devam edelim. Her ne kadar sonu çamura saplanmış bir macera olsa da, menajerlik görevinin Sinan Engin'e havale edilmesinde bir mantık vardır. Türk usulü ağabeylik. Yeni dönemde bu görev Metin Tekin ya da Tayfur Havutçu'ya verilecek. Metin Tekin dünya iyisi bir 'adam'dır. Ama o futbola inanır ve futbolu bilir. Menajerlik, kendisi de kabul edecektir ki onun işi değil. Tayfur Havutçu ise antrenmanı bırakıp oyuncu izlemeye, otel ayarlamaya mı gidecek? Yoksa futbolu bıraktı da biz mi bilmiyoruz.
Demirören'in kulüp ve şirkette de yeni atamalar yapacağı biliniyor. 14 yaşındaki su katılmamış taraftarlar kinci olur. Bu atamalar kulüp genel koordinatörünün değiştirilmesine kadar varacak. Ama eğer bu değişiklikler, işinde Türkiye'de bir numara olan Erdil Arpacıoğlu'ya kadar ulaşırsa o zaman bu genç taraftarlığın zararlarını görmeye başlarız.
Söylenecek çok şey var. Yıldırım Demirören çok iyi bir futbol şubesi sorumlusuydu. Ama başında bir başkan vardı. Şimdi başkan o ve frene kendisi basmak durumunda kalacak. Çünkü bir yere ne kadar hızlı gitmek isteseniz de bunu sadece 'gaz'la yapamazsınız. Frene ihtiyacınız vardır.
Siyah mı, beyaz mı ?
Önümüzdeki dönemde Yıldırım Demirören değişecek ve Beşiktaş başkanlık koltuğunun geleneksel ağırlığından etkilenecek mi? Ya da yeni bir başkan tipi mi olacak? Yoksa o ünlü Galatasaray maçındaki tribün üyesi olarak mı kalacak? Kendisinin söylediği gibi "Tribün ateş gibidir, fazla yaklaşırsanız yakar, çok uzaklaşırsanız soğur."
Her ne olursa olsun bu yolculukta tökezlerse Fikret Orman, Hasan Arat gibi isimler susmayacak muhalefet yapacaktır. Demirören'in ve Beşiktaş'ın işi gerçekten zor. Bakalım gelecek siyah mı yoksa beyaz mı olacak?
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|