|
 |
|
|
WAN'da güzel olan...
Dünya Gazeteler Birliği WAN'ın Başkanı Seok Hyun, kongrenin açılışında, "Türkiye'nin demokratikleşmede, ifade özgürlüğü ve insan hakları alanında gerçekleştirdiği ilerlemelerdir, bizi buraya getiren" diyordu.
Yıllar öncesini anımsadım.
1988'de benzer gerekçeyle Uluslararası Basın Enstitüsü IPI'nin kongresi İstanbul'da yapılmıştı. Karşı çıkanlar, Türkiye'nin basın özgürlüğü açısından sicilinin kötülüğünü belirtmişler, askeri yönetimin üstü örtülü de olsa olumsuz etkilerinin devam ettiğini söylemişlerdi.
Ama örneğin Fransa Cumhurbaşkanı'nın eşi Madam Mitterrand ya da Le Monde'un Genel Yayın Yönetmeni Andre Fontaine ise kongrenin İstanbul'da yapılmasının Türkiye'de başlamış olan demokratikleşme sürecine destek olacağını savunmuşlar, tercihlerini İstanbul'dan yana kullanmışlardı.
O tarihte Evren cumhurbaşkanı, Özal başbakandı. IPI Yürütme Kurulu'nda görüştüğümüz konulardan biri de kongrenin açılışını kimin yapacağı idi. Sonunda, 12 Eylül'ün lideri Evren değil, Özal davet edildi. Dün kongre kulisinde rastladığım IPI'nin o tarihteki başkanı Juan Louis Cebrain'ın (halen İspanya'daki El Pais grubunun tepe yöneticisi; o zaman genel yayın yönetmeniydi) demeci ertesi gün manşetlerdeydi:
"Evren'i bir askeri darbe lideri olduğu için açılışa davet etmedik."
Aradan 16 yıl geçmiş.
Dünya da Türkiye de çok değişti.
1989'da Berlin Duvarı yıkıldı, Soğuk Savaş sona erdi. Ülkemiz yaşadığı gerçekten çok sancılı yılların sonunda, demokrasi ve hukuk devleti açısından büyük atılımlar yaptı.
AB'nin eşiğine geldik.
Dünkü açılış konuşmalarında Türkiye'deki değişimin ve geleceğe dönük iyimserliğin izleri çok belirgindi. Biz de kendimize hem komplekssizce, eleştirel bakabiliyor, yani eksiklerimizi teslim edebiliyor, ama hem de iyiye gidişin örneklerini verebiliyorduk.
Eskisi gibi savunmada değildik.
Güzel olan da bu...
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında da bunlar vardı. Geçmiş sicilin parlak olmadığını söylüyor, ama aynı zamanda "Bu hükümet en büyük yatırımı demokrasiye yaptı" derken bir gerçeğin altını çiziyordu.
Aydın Doğan, WAN İcra Kurulu Başkan Yardımcısı olarak özgür, bağımsız ve temiz medyayla demokrasinin iç içeliğini vurguluyor, gelinen noktayı hem eleştiri süzgecinden geçiriyor, hem de yerli yerine oturtuyordu.
Yaşar Kemal'in, aynı zamanda çok kıdemli bir meslektaşımızın, Dünya Gazeteler Birliği kongresinin açılışında, Başbakan'la birlikte konuşması herhalde bu ülkenin kat ettiği mesafeyi göstermesi açısından anlamlıydı. Koca Yaşar Kemal'i böyle bir uluslararası toplantıda baş konuşmacılardan biri olarak görmek beni mutlu etti.
Bir başka nokta:
Sinagog, kilise ve cami...
Ortaköy'de hepsinin aynı mekanı paylaşıyor olmalarına Aydın Doğan konuşmasında dikkati çekti. Bir başka deyişle, farklılıkların aynı çatı altında barış içinde yaşayabilmelerinin önemini anlattı. Bu bakımdan Türkiye'nin özellikle Avrupa'da oynayabileceği rolün altını çizdi.
Aynı konuya Erdoğan da değindi.
Haklı olarak dedi ki:
"Avrupa Birliği çatışmanın değil, medeniyetler arası barışın adresi olmak istiyorsa Türkiye'ye kapıyı açmalıdır."
Evet öyle.
AB, yıl sonunda Türkiye'yle ilgili tarih konusunda karar verirken, aslında kendi kimliğine ilişkin temel tercihi yapacak.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|