
|
|
|
 |
|
|
Türkiye 'devam'ı konuşacak, Lula Çin'le ittifaka gidiyor
Brezilya'da 'solcu' Lula da Sılva'nın lideri olduğu İşçi Partisi, Türkiye'de AKP Hükümetinin kurulmasından yaklaşık bir ay önce hükümet oldu. Da Sılva, seçim öncesinde IMF karşıtı sert bir söylem benimsemişti. AKP ise stand - by'a bağlılık açıklamıştı. Bu taahütlere bağlı kaldı ve gözden geçirmeler ciddi bir sorun çıkmadan tamamlandı. Devlet Bakanı Ali Babacan, Business'a yaptığı açıklamada 3 Haziran'da başlayacak 8'inci gözden geçirmede de ciddi bir sorun beklemediğini söyledi. Hükümet, IMF heyeti ile 2005 Şubat'nda biten stand - by'dan sonrasını da konuşacak. Niyeti 'devam' etme yönünde. Brezilya'da, ise da Sılva, IMF karşıtı söylemini yumuşatması ve ihtiyati stand - by'a yanaşmasının ödülü olarak, 14 milyar dolar kredi kopardıysa da esasta bir 'IMF karşıtı' olmayı sürdürüyor. Her fırsatta, IMF'nin '1 dolarını bile' istemediğini belirtiyor. Dahası son zamanlarda, ABD patronajlı küresel gelişmelerde de Çin ile blok hareket ederek muhalif tavrını geliştiriyor. Türkiye ile sorunları bakımından büyük benzerlik gösteren Brezilya'nın 'ele avuca sığmaz' lideri, 'piyasalar'a da henüz tam bir güven vermiş değil
AHMET ERHAN ÇELİK
IMF heyeti 8'inci gözden geçirme ve 2005 Şubat sonrası yürürlüğe girmesi öngörülen yeni düzenlemeyi görüşmek üzere 3 Haziran'da Türkiye'de olacak. 19 aydır Türkiye'yi yöneten AKP hükümeti dönemine rastlayan önceki gözden geçirmelerde ciddi bir sorun çıkmadı. Devlet Bakanı Babacan, 8'incisi için de sorun beklemiyor. 19 aylık dönemin tamamında IMF ile ilişkiler, faiz dışı fazla konusundaki bir - iki tartışmayı saymazsak, genel olarak sorunsuz ilerledi. AKP Hükümeti, kendisinden önceki hükümet döneminde yapılan stand - by kapsamındaki tahhütlere bağlı kaldı.
Türkiye, IMF ile ilişkilerde görece 'uysal' bir tutum izledi. Ancak, ekonomik - siyasi istikrar, yoksulluk, işsizlik gibi temel sorunlar açısından Türkiye'ye oldukça benzer sorunlarla yüz yüze olan Brezilya'da, AKP hükümetinden bir ay önce kurulan 'solcu' Lula hükümeti, seçim öncesindeki sert söylemini sürdürmediyse de IMF için 'yaramaz çocuk' olmaya devam etti. Aynı dönemde kurulan iki hükümetin tutumunu değerlendiren Devlet Bakanı Ali Babacan,
"Lula, U dönüşü yaptı" diyor. Bu görüşünün dayanağı ise Lula'nın seçim sonrası IMF ile masaya oturması. "Biz seçimlerden önce
'IMF'yi kovacağız' dememiştik. Uluslararası kuruluşlarla çalışacağız' dedik ve bunu da yaptık" diyor.
Ancak, IMF'den, 1.5 yıllık ihtiyati stand - by ile 14 milyar dolarlık kredi koparan Lula, esasta bir 'IMF muhalifi' olma tavrını sürdürüyor. Lula'nın, artık, seçim meydanlarındaki 'devrimci Lula' olmadığı kesin. Bununla birlikte, artık 'katı muhalif' olarak kategorize edilemese de 'IMF ile mesafeli' ve 'ele avuca gelmez' bir politikacı profilini koruyor ve dahası, son zamanlarda, Dünya Ticaret Örgütü platformlarında Çin ile birlikte 'blok' hareket ederek, sistemin patronu (ABD) için de 'yaramaz çocuk' tavrını geliştiriyor.
'Lula 'U' dönüşü yaptı, biz istikrarlı devam ettik'
IMF heyeti 4'üncü madde olağan konsültasyonu, 8'inci gözden geçirme ve 2005 şubat ayından itibaren yürürlüğe girmesi öngörülen yeni düzenlemeyi görüşmek üzere 3 Haziran'da Türkiye'de olacak. Tecrübeyle sabittir, IMF heyeti geldikten sonra Babacan'ı pek gün ışığında göremeyeceğiz. Bu durumu dikkate alarak Babacan'la biraraya geldik.
Babacan, görüşme boyunca IMF ile yeni düzenleme konusunda rahat bir tavır sergiledi ve "Aklın yolu bir, bir opsiyonda anlaşır, uzlaşırız" dedi. Yeni düzenlemenin erkene çekilmesini isteyen kesimlere Babacan'ın mesajı ise şöyle: "Haziranda kesin karar alınmayabilir. Bu işin ağustos ayına kadar yolu var."
Üç gün sonra IMF'yle yeni bir düzenleme için görüşmelere başlanacağını hatırlatarak Babacan'dan 2002 yılında eş zamanlı olarak işbaşı yapan Brezilya'nın Lula hükümetiyle Erdoğan hükümetini karşılaştırmasını istiyoruz. Lula'yı seçim döneminde 'gün gün' takip ettiğini anlatan Babacan şöyle konuşuyor:
"Onların seçimlerden önce 'IMF'yi kovacağız' şeklinde söylemleri vardı. 'Brezilya'da aç insanlar varken, borç ödemek doğru değildir' diyorlardı. İşbaşına geldikten sonra açıkçası tam bir 'U' dönüşü yaptılar. IMF'yle masaya oturdular, anlaştılar. Sonrasında da IMF Brezilya'yı öve öve bitiremedi. Biz seçimlerden önce 'IMF'yi kovacağız' dememiştik."
Babacan'ın yoğun mesai trafiği içinde sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:
Brezilya'daki Lula hükümetiyle hemen hemen aynı tarihlerde sizin hükümetiniz de işbaşına geldi. Aradan geçen 1.5 yıllık süre içinde iki ülkeyi IMF ilişkileri bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Lula bizden bir ay önce işbaşına geldi. Ben Lula'nın seçim kampanyasını gün gün izledim. Hangi gün hangi şehirde ya da hangi köyde ne açıklama yaptı; yaptığı açıklama piyasaları nasıl etkiledi bunu takip ettim.
Lula'yı neden takip ettiniz?
Çünkü benzer bir seçim süreci yaşıyorduk. Onların seçimlerden önce 'IMF'yi kovacağız' şeklinde söylemleri vardı. "Brezilya'da aç insanlar varken, borç ödemesi doğru değildir" diyorlardı. Bu açıklamaların ardından Brezilya piyasalarının nasıl etkilendiğinin gözlemlendik; neyi, nasıl yapıyorlar diye takip ettik. Onlar seçime giderken Brezilya'nın parametreleri çok bozuldu. Faizler korkunç arttı, borsa göçtü; para birimi real korkunç değer kaybetti. Ama bizde tam tersi oldu. Seçime giderken faizlerde iniş başladı, borsa toparlanmaya başladı.
Brezilya örneğinden çıkardığınız sonuç ne oldu?
Lula hükümeti işbaşına geldikten sonra açıkçası tam bir 'U' dönüşü yaptı. IMF'yle masaya oturdular, anlaştılar. IMF de Brezilya'yı öve öve bitiremedi. Biz seçimlerden önce 'IMF'yi kovacağız' dememiştik. Sayın genel başkanımız meydanlarda 'Biz uluslararası kurulularla çalışacağız' dedi. Bunu da yaptık. Bugün Brezilya'nın borç rasyosu Türkiye'den düşüktür. Brezilya'nın borcu milli hasılaya oranla yüzde 50 - 55 arasında, bizim oranımız ise yüzde 71. Arada 20 puan fark olmasına rağmen Brezilya bizden daha yüksek borçlanma faizi ödüyor. Aramızda en az 2 - 3 puan fark var. Bu niye böyle, diye sormak lazım.
Niye böyle?
Seçimden önce ne söylediysek onu yaptık. Bu güveni perçinledi.
2005'in hedefleri IMF'yle belirlenecek
IMF'yle masaya oturduğunuzda açılış konuşması ne olacak?
Önce önümüzdeki senenin hedefleri tespit edilecek, makro çerçeve çizilecek. Yani her zaman olduğu gibi enflasyon, faiz dışı fazla hedefleri, bütçe tahminleri gibi pek çok konu ele alınacak. 'Bu hedefler Türkiye için gerekli hedefler dedikten sonra şu andaki yapımız bu hedeflere ulaşmak için yeterli mi, değil mi; ya da daha başka bir şeyler yapmamız gerekiyor mu; yapılabilir mi?..' Bunları değerlendireceğiz.
IMF ile yapılabilecek üç seçenek düzenleme belli: Program sonrası izleme, ihtiyati stand - by, stand - by. Seçeneklerden hangisini tercih ettiğini haziran sonunda belli olacak mı?
Üç seçenekten birini seçtikten sonra elimizde bir format olacak. Üç seçenekten hangisinin seçileceği ilk ziyarete, yani haziran ayına yetişmeyebilir. Çünkü IMF heyetinin ziyareti iki haftalık bir ziyaret olacak. Eğer bu iki haftaya 4'üncü madde konsültasyon, 8'inci gözden geçirme ve bir de 2005 ve sonrasının formatını sığdırabilirsek ne âlâ. Ama zaman açısından bir sıkıntı olursa temmuz ayında tekrar görüşülebilir. Ben aslında baştan beri yeni formatın haziran, temmuz ya da ağustos aylarında belirlenebileceğini söylüyorum. Süreyi geniş tutuyorum ki, erken bir tarih verip sonra gecikitiğinde tedirginliğe yol açmasın.
Deppler 4'üncü madde için geliyor
IMF Avrupa Bölüm Başkanı Michael Deppler ile İcra Direktörü Willy Kieckens da haziranda Türkiye'de olacak. Deppler ve Kieckens IMF'yle yeni düzenlemenin adını koymaya mı geliyor?
Kieckens ve Deppler'ın asıl geliş nedeni 4'üncü madde konsültasyon görüşmelerinde bulunmak. Ama geldiklerinde bu konuları konuşmayacağız diye bir şey de yok. Hangi ülkede 4'üncü madde konsültasyonu yapılırsa o ülkeye IMF'den üst düzey yetkililer gidiyor. Mesela geçenlerde Japonya'da 4'üncü madde görüşmeleri yapıldı, Anne Krueger gitti. Deppler ve Kieckens'ın ziyaretleri orta vadeli perspektifi belirlemek, şöyle geri çekilip nereye gidiliyor sorusuna yanıt vermek için önemli.
4'üncü madde konsültasyonu uzun süreden beri yapılmıyordu...
Bizim dönemimizde (18 aydır) bu ilk olacak. Bu görüşmeler IMF üyeliği gereği yapılıyor.
Yeni düzenlemeyle 4'üncü madde konsültasyon görüşmeleri arasında korelasyon var mı?
Bizim 8'inci gözden geçirme için yapacağımız çalışmalar 4'üncü madde konsültasyonu için hazırlık niteliğindedir. Yani süreçler arasında keşisme vardır. Biz 4'üncü maddeyi konuşurken bakacağız ki önümüzdeki yıllara ilişkin parametreleri konuşmaya başlamışız. Tabi yeni düzenlemenin formatı konusunda biz eğilimimizi, tercihimizi bildirsek bile IMF tarafının mutlaka icra kurulu direktörlerini (board) toplayarak onay vermesi gerekiyor. Biz şunu söyleyemeyiz: "Şöyle bir stand - by yapacağız. Türk hükümetinin kararı budur." Onlar bizim tercihlerimizi duyduktan sonra kendi iç prosedürlerini çalıştıracaklar. Aklın yolu bir; bir opsiyonda anlaşır, uzlaşırız.
Hattın diğer ucundaki 65 yatırımcı
Mali piyasa oyuncularının hassasiyetleri bakımından durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dün (geçtiğimi perşembe) bir telekonferans yaptım. Avrupa'dan Amerika'dan hattın diğer ucunda tam 65 tane yatırımcı vardı. Telekonferans bağlantısı kurulan kentler Londra, Milano, New York, Boston gibi kentlerdi. Karşımızdaki 65 kişi ise kalburüstü yatırım bankalarının, fonların temsilcileriydi. Piyasa hassasiyetleri dediniz ya; biz piyasa hassasiyetlerini çok çok iyi biliyoruz.
Londra'da, New York'ta, Milano'da kanaat oluşturan yatırımcılarla, danışmanlık işi yapanlarla birebir temastayız. Talepler nelerdir, beklentiler nedir bunları çok iyi biliyoruz; ölçüp biçiyoruz.
Biz çalışıyoruz derken, Hazine'deki toplantı odalarına kendimizi kapatmıyoruz. Geçen gün İstanbul'a gittim ama sessizce ve çok sayıda yatırımcıyla arka arkaya görüşmeler yaptım.
Bizi atlattınız yani! Peki, ihtiyati stand - by düzenlemesi yönünde tercih kullanırsanız, Türkiye ihtiyaç duyduğunda IMF'den para çekecek. Ancak bu durumun Türkiye gibi bir ülke için potansiyel riskler içerdiği yönünde görüşler var. Başka bir deyişle ekonomi 6 ay iyi gitti, 7'inci ay da iyi. Ama siz hükümet olarak IMF'den para kullanmayı istediniz. Bu kararın mali piyasa oyuncuları tarafından algılama biçimi nasıl olur?
Tabi bu tür bir düzenlemeyi ilk defa biz yapacak olsak, haklısınız. Ama önümüzde başka örnekler var. Örneğin Brezilya 1.5 yıllık ihtiyati stand - by yaptı. İlk dönemlerde para kullanmadılar. Sonra biz vazgeçtik parayı kullanacağız dediler ve kullandılar. Sorun olup olmadığını bilmiyorum ama bu durum anlaşmanın doğasında var. İleri doğru her şeyi ince ince hesap etmek kolay değil. Neticede belli projeksiyonlar yapıyorsunuz, artı eksi yönde sapmalar olabilir. Projeksiyonlardaki sapmalara karşı ihtiyaten şu parayı tutalım diyebilirsiniz. Ama sizi yanlış yönlendirmiş olmayayım. Opsiyonlar konusunda hiç bir karar verilmiş değil.
'Komplekse girersek bu iş olmaz'
Yeni bir stand - by yapılırsa aynı derede ikinci kez yıkanılmış olmayacak mı?
Opsiyon tercihi ülkeden ülkeye ve zamandan zamana değişebilecek kararlara dayanıyor. Meksika, Kore ya da Brezilya IMF'yle yeni düzenlemeye karar verdiklerinde ellerinde nasıl bir veri seti vardı, niyetleri neydi; bunları bilmek zor. Biz Türkiye'ye bakarak Türkiye için en iyisi neyse onu yapacağız. Bunu yaparken de bir önyargı ve kompleksimiz de yok. Komplekse girdiğinizde bu iş olmaz.
Program sonrası izleme düzenlemesinin Türkiye için hem çok gevşek hem de mali destek içermediği için uygun olmadığı yönündeki görüşlere ne yanıt verirsiniz?
Hiçbir yorumda bulunmak istemiyorum. Şu an için bütün alternatifler masanın üzerinde. Hiçbir alternatife karşı meyil bildirmiyoruz.
ABD kredisini mümkünse ayrı tutalım
Birkaç hafta önce İstanbul'da gazetecilerle yaptığınız bir sohbet sırasında 8.5 milyar dolarlık Amerikan kredisindeki siyasi şartların kredinin kullanıldığı anı bağlayacağını ifade etmiştiniz. IMF ile yapılacak yeni düzenleme ile Amerikan kredisi arasında doğrudan nasıl bir ilişki var?
Mümkün olduğunca bu ikisini (Amerikan kredisi ile IMF düzenlemesini) ayrı ayrı düşünmek gerekiyor. Amerikan kredisi tamamen 2005 ve sonrası dönemin finansmanına bakıp karar vereceğimiz bir konu. 2004'e baktık yüzde 87'lik bir borç döndürme rasyosuyla birlikte ihtiyaç olmadığını gördük. Amerikan parası 2005 ve sonrasının finansman programının ana parametreleri somutlaştıktan sonra üzerinde çalışılabilecek bir konu. Ama kararımızı da çok bekletmek istemiyoruz açıkçası. Kredinin IMF'yle ilişkisi şöyle tanımlanmıştı: 4'üncü gözden geçirmenin tamamlanması ve güçlü ekonomik politikalara devam edilmesi.' Biz 4'üncü değil 7'inci gözden geçirmeyi bitirdik. Güçlü ekonomi politikalarının ne olduğunu herhalde onlar da (ABD hükümeti) o günden belirlemenin zor olduğunu düşünerek kredi anlaşmasına biraz önceki ifadelerle konuyu aktarmışlar.
Amerikan kredisiyle ilgili karar bu yıl sonuna kadar belli olur mu?
Uzun süre kullanmazsak 'Acaba başka bir yerde kullanılabilir mi' diye sorgulanmaya başlanabilir. Bu durum da yaşandı; dolayısıyla bizim de çok uzatmayıp bir karar vermemiz gerektiği konusunda fayda görüyorum. (Karar) Çok uzamaz ama süre veremiyorum.
SERKAN ARMAN
Parasını da kullanıyor muhalefet de yapıyor
"Ekmeği ilk defa yedi yaşında tattım. Önceleri kahveye un karıştırıp içerdim. O zamanlar çok sayıda çocuk bir yaşını doldurmadan ölürdü. Ben hayatta kalmayı başardım."
Bu sözlerin sahibi Luiz Inacio Lula da Silva!.. Yoksulluk ve sefaletten Brezilya Devlet Başkanlığı'na uzanan zorlu bir yaşam öyküsünün kahramanı. Çocukluğunda ayakkabı boyacılığı yaptı. Okumayı 10 yaşında öğrendi. İlkokuldan sonra eğitimini bırakarak metal işçisi olan Lula 1960'larda bir iş kazasında parmağından oldu. 1969'da eşi sarılıktan ölünce kendini sendikal mücadeleye adadı ve 1975'te 100 bin üyeli Metal İşçileri Sendikası'nın başına geçti. Hükümetle yakın ilişkiler içindeki sendika, onun döneminde 'bağımsız' bir duruş kazandı.
1980'de sendikacıları, entelektüelleri ve kilise aktivistlerini biraraya getirerek İşçi Partisi'ni (PT) kurdu ve ülke tarihinin ilk büyük sosyalist partisini oluşturdu. Seçim zaferinden önce üç kez yenilgi tadan Lula, dördüncü denemesinde İşçi Partisi'ni iktidara, Brezilya'yı da 40 yıl aradan sonra sola taşıdı.
Lula seçim gündemini popülist bir çizgiye oturtmuştu ve o sıralar, (bugün artık rahatlamış olan) borçlu Brezilya'nın alacaklılarını yatıştıracak hiçbir şey söylemiyordu. Arjantin'in 2001 yılında iflas etmesiyle başlayan tedirgin atmosfer içinde mali durumu bozuk Brezilya'da bir sol iktidar, yatırımcılar ve 'piyasalar' için bir hayli tedirgin ediciydi. Konuşmaları piyasaları telaşlandırdı. Brezilya tahvilleri o denli düştü ki, iflasın kaçınılmaz olduğu konuşulmaya başlandı.
Aslında seçim öncesinde değişti
Ocak 2003'te Brezilya Devlet Başkanı olarak göreve başlayan Lula, seçim zaferinin ardından yaptığı ilk konuşmada şöyle dedi:
"Dün Brezilya değişimi oyladı. Umut korkuyu yendi ve seçmen Brezilya'nın yeni bir yol tutmasında karar kıldı. Gezegenin en büyük ülkelerinden biri barış ve huzur içinde yönünü değiştirdi."
Fakat herkes, bu 'yön değiştirme'nin Lula'nın kişisel politikaları ve başkanı olduğu İşçi Partisi'ni de kapsadığını biliyordu. Bunun ilk işaretleri seçim öncesinde gelmeye başlamıştı. Lula'yı seçim zaferine götüren ittifaklar içinde küçük bir sağcı parti ile önemli işadamları da vardı. Lula, bu büyük ülkede başarıya ulaşmak için ittifaklar kurmak ve ekonomik aktörleri kendi saflarına çekmek gerektiğini seçimden önce farketmişti.
Bağlılık yemini ve kemer sıkma
"Bu saat gelmeden önce ölümün elimizden aldığı yoldaşlar, bilin ki insan onuru, gururu, Brezilya sevgisi ve adalet tutkusu adına bıraktığınız vasiyetin varisiyiz" diyerek 'ideallerine bağlılık' ilanı yapan Lula, göreve gelmesinden bir ay sonra Brezilya tarihindeki en büyük harcama kesintisini gerçekleştirdi ve herkesi şaşırtacak biçimde IMF'nin de talep ettiği kemer sıkma politikalarını benimsedi.
"Son 10 yıl içinde olanları yok etmek için elimizde sihirli değnek yok. Hükümet imzalanan anlaşmalara sadık kalacaktır. Enflasyonun kontrolden çıkmasına izin vermeyeceğiz ve mali sorumluluk içinde hareket edeceğiz" şeklindeki açıklaması ile hisse senedi ve tahvil piyasaları, Lula hakkındaki şüphelerini bir kenara bıraktı. Bono ve hisse senedi piyasasında büyük çıkış yaşandı. 2002 sonunda 11.268 seviyesinde olan borsa, 2003 yılında 24.000 düzeyine yaklaştı. Brezilya Reali dolara karşı yüzde 24 değer kazandı.
IMF'den iyi sinyaller alınmaya başlandı ve kuruluş, Kasım 2003'te Brezilya'yı 14 milyar dolarlık kredi paketiyle ödüllendirildi.
IMF Başkan Yardımcısı Anne Krueger, 16 Ocak'ta Yeni Delhi'de yaptığı bir konuşmada, "Brezilya geçen yılın finansal karışıklığından çıktı ve katı mali kararlılığının meyvelerini toplamaya başlıyor" dedi. Krueger, Brezilya'nın borcunun büyük oranda düştüğünü de söyledi.
'Bir dolar bile almak istemem'
Ancak Lula, başından beri IMF'ye muhalif tavrını değiştirmedi. Kredi vermek IMF'nin bileceği işti. O yine "IMF'den bir dolar bile borç almak zorunda kalmak istemem. Brezilya'nın endüstri üretimi ve ihracatını artırarak ve ticaret fazlası gerçekleştirerek borç almayacak konuma gelmesini isterim" diyordu.
Ekonomideki çıkışı, Lula'nın IMF politikalarını izlemesine bağlayanlar olduysa da, Lula'nın bağımsız tavrınının daha tayin edici olduğu görüşünü birçok analist paylaştı. Onlara göre Brezilya, uçurumun kenarından döndü ancak bunu IMF öğütlerine borçlu değildi.
Fakat herkes bir 'değişimin' farkında. Lula, IMF karşıtı söylemini terketmedi ama 14 milyar dolarlık IMF kredisini aldı ve bu kredi karşılığında IMF'ye mali disiplin tahhüdünde de bulundu. Krizi aşmak için IMF ve Dünya Bankası gibi organizasyonların desteğinin gerektiğini de söyledi. Böylece IMF parasını kullanan bir 'IMF karşıtı' profili çıktı ortaya. Bu olayda da görüldüğü gibi aslında, Lula ve partisinin 'devrimci karakteri' dönüşerek bugünkü pragmatik sosyal demokrat kimliğe büründü. Durumu yakından takip edenelere göre; Lula, seçimi 'sol'da kazandı, koltuğa oturunca 'sağ'a kaydı, şimdi ise 'orta'da...
'Merkeze ne kadar yakınsınız? Değiştiniz mi?' şeklindeki sorularla sık sık muhatap olan Lula, bir keresinde şöyle bir yanıt verdi:
"Değiştiğime inanıyorum. Brezilya'nın da değiştiğini düşünüyorum. Değişmesem aptallık olurdu. Brezilya'nın değişime uğradığının garantisini verebilirim. Hiçbir zaman bu kadar işadamı yanımızda olmamıştı."
Sorunun almayı umduğu yanıtı, genel geçer sözlerle, bir ölçüde demogoji içinde geçiştiren Lula'nın, artık, 'seçim meydanlarındaki (ya da öncesindeki) Lula olmadığı kesin. Bununla birlikte, artık 'katı muhalif' olarak kategorize edilemese de 'IMF ile mesafeli' ve 'ele avuca gelmez' bir politikacı profilini koruyor.
Çin ile birlikte hareket ediyor
IMF sinyallerine oldukça duyarlı piyasalar konusunda, 'pragmatist' bir yaklaşımla 'ürkütmeme' politikası izleyen Lula için, 'tereddütsüz bir güven' henüz sözkonusu değil. IMF ile 1.5 yıllık bir ihtiyati stand - by, Lula'nın 'devrimci' çizgisini kuşkusuz 'sağ'a çekmiş durumda. Ancak en tez canlı analistler bile bu sağa kayışın, 'merkez'e uzanan bir konumlanmaya vardığını ileri sürmüyor. O hâlâ 'sol' şemsiye altında 'sosyal demokrat' sınıftan bir politikacı ve bu kimlik, IMF için 'yeterince sıcak' değil.
Dahası, son zamanlarda, Dünya Ticaret Örgütü platformlarında Çin ile birlikte hareket etmesi ile de dikkat çekiyor. İki ülke ticaretinde büyük bir gelişme var ve küresel ticaret konularında yakın görüşler savunuyorlar. Lula, zengin ülkelerin koruma duvarlarını indirmeleri ve özellikle tarım sübvansiyonları konusunda ikna edilmesi gerektiğini belirtiyor.
Dünya Bankası'nın Şanghay'da düzenlediği 'Küresel Yoksulluğun Önlenmesi Konferansı' da Çin ve Brezilya'nın sıcak ilişkilerine sahne oldu. İki ülke gelişmekte olan ülkeleri uluslararası arenanın gündemine sokmak ve iki ülke ilişkilerini sağlamlaştırmak konusunda görüş birliğine vardı. Bilindiği gibi Brezilya ve Çin, Cancun'daki Dünya Ticaret Örgütü müzakereleri sırasında güçbirliği yaparak gelişmekte olan ülkeleri örgütlemiş ve zengin ülkelerin sübvansiyonları kesmesi talebiyle müzakereleri durma noktasına getirmişti. İkili, BM'nin ve Güvenlik Konseyi'nin reformize edilerek gelişmekte olan ülkeleri temsil eder hale getirilmesi gerektiğini de savunuyor.
|
|
|

|
|