
|
|
|
 |
|
|
İtirazım var, mesaj dolu bir dünyaya
Öngörüler şu minvalde: Buzdolabınız cep'inize mesaj atarak domatesin bittiğini haber verecek. Ve otomobiliniz bakım zamanının geldiğini yine bir cep mesajıyla size bildirecek. Ne bu böyle? Bip bip de bip bip!
Bip bip... Mesaj geldi. Ben pek mesajlaşan biri değilim oysa ki. Yani mesajla geyikleşen biri değilim. Sabahın 03.00'ünde telefonlaşma ihtiyacı hasıl olmuşsa, "Uyuyor musun?" diye ya da buluşmaya karar verilmiş de yer belirlenmemişse "Şuradayız" diye... Tek kelimelik ve kesinlikle bir maksadı olan mesajlar var hayatımda.
Fakat son dönemde telefonum ha bire bip bip de bip bip!
Telefon faturanız şu kadar lira, bilmem ne mağazası bilmem hangi tarihler arasında indirimde, şurada bir parti var ya da bilmem şu şarkıcının konser tarihleri...
Benim yerime düşünme!
Bana ne? Sorduk mu? İtirazım var benim, mesaj dolu bir dünyaya! Niye cebimden bip bip'le kulağıma, gözüme sokuşturuyorsunuz bu bilgileri? Niye benim yerime düşünüyorsunuz? Düşünmeyin!
Şu tür mesajlar geliyor mesela: "(Diyelim) Fatura bilgilerinizi telefonunuza göndermeMEmizi istiyorsanız (atıyorum) 6480'leyin."
İstemiyorum! İstemediğim bir şeyden kurtulmak için 6480'lemek de istemiyorum! İnsan istediği bir şey için bir yere mesaj yazar. İstediği bir şey için uğraşır. Oysa istemediğim bir şeyle uğraşmaya mecbur kılıyorlar beni.
Uğraşsam; mesela indirim zamanlarını itinayla bildiren mağazaları arasam, kurtulurum bu dertlerden. Ama ben bunlarla uğraşmak istemiyorum.
Ve onların benim tembelliğimden yararlanıp o bilgilerini bana göndermelerine, hatta sonra bazı bilgilerin bedelini faturama eklemelerine -nasıl denir?- acayip sinirleniyorum.
Bırak o cipsi, kolesterolün yükseldi
Gelecekte teknolojinin insan hayatını ne yönde değiştireceği konusunda rivayet muhtelif. 24 Nisan'da Londra'da The Royal Society tarafından böyle bir toplantı düzenlendi. Teknoloji neler getirecek, hayatımızı olumlu- olumsuz nasıl etkileyecek diye.
Öngörüler şu minvalde: Buzdolabınız cep'inize mesaj atarak domatesin bittiğini haber verecek. Ve otomobiliniz bakım zamanının geldiğini yine mesajla size bildirecek. Biber bitti, bip bip; sevdiğin dizi başladı, bip bip...
Hatta "Bırak çabuk o cipsi, kolesterolün yükseldi", bip bip!
Aman Tanrım!
Daha tuhafı, 15-20 yıl içinde birçok bilgisayar ağının birbirine bağlanacağı öngörülüyor. Bunun anlamı şu: 2020 yılında attığımız her adım, harcadığımız her kuruş, yaptığımız her şey şirketler arasında paylaşılan ve analiz edilen bir bilgiye dönüşebilir.
Durum "Matrix"ten hallice belki ama pek iç açıcı da değil. Kafamızın arkasından bir bilgisayar sistemine bağlanmayacaksak bile, bir süre sonra kimlik bilgilerimiz bir dizi kod halinde (01001001...) bilgisayarlar arasında dolaşacak.
Özel hayat piyasaya düşecek
Gidip bir şişe içki aldınız, onu da buzdolabına koydunuz ya...
Anında sigorta şirketiniz cebinize uyarı mesajı geçecek: "O şişeyi eğer bir gecede bitirirsen gelecek ayki sigorta ödemen şu kadar lira artacak, haberin olsun."
Ve elbette doktorunuz da bir mesajla o içkinin vücudunuza neler neler edeceğini belirtecek.
Bu arada bir meze dükkanından o içkiyle yemenizin uygun olacağı mezelerin listesi ve fiyatları cep telefonunuzun ekranına düşüverecek.
İşte böyle bir hayat!
Birtakım bilgisayarların ha bire sizin adınıza düşündüğü bir hayat. Artık buzdolabınızı açtığınızda, dolabı açma amacınız dışındaki hiçbir şeyi görmeyecek gözünüz belki de. Görmeniz gerekmeyecek. Zira eksilen her şeyi, buzdolabınız size bildirecek. Düşünmeye gerek yok. Bilgisayarlar düşünecek.
Adorno'dan esinle şöyle sormak mümkün yani: Düşünen bilgisayarlar düşünmenin yerini alıp bizzat düşüncenin kendisini ortadan kaldırabilir mi?
* * *
Kim bilir?
Sümerli rahiplerin yazıya itirazı vardı. Yazının yaygınlaşmasının insan aklını tembelleştireceğine inanıyorlardı. Artık kimse hiçbir şeyi ezberlemeye gerek duymayacaktı. Yazı, insan aklının sonu demekti. En azından Sümerli rahipler böyle düşünüyorlardı.
Yazı insan aklının sonu olmadı galiba. Oldu mu?
Dijitalleşen dünya da insan aklını yutamaz herhalde.
Tabii her şey yerli yerine oturuncaya kadar geçen zamanda, fırsat bu fırsat cep telefonunu reklam mecrası ve gelir kaynağı haline getirenler yüzünden aklımızı kaçırmazsak...
"Bay Watson buraya gelin, çabuk olun!"
(Bir deney esnasında üstüne asit döken Alexandre Graham Bell can havliyle telefonun öbür ucundaki yardımcısı Bay Watson'a sesleniyor. Sene: 1876. Ve Bay Watson çağrıldığını duyuyor. İşte bu cümle de iletişim teknolojisinin ilk cümlesi kabul ediliyor.)
Elma'nın büyümesini beklersek, daha çoook bekleriz
Julia Roberts hamile. İkiz bekliyor. Gwyneth Paltrow doğurdu. Bebeğe Apple adını verdiler, bildiğimiz "Elma"... Onlar Z kuşağı.
2003 yılı ve sonrasında doğanlara Z kuşağı deniyor. Pazarlama dünyası onlar için harekete geçti bile. Z kuşağına nasıl ürün pazarlanır diye öngörülerde bulunup strateji geliştiriyorlar.
Hakan Senbir'in "Z (Son İnsan) mı?" kitabı işte böyle bir şey. Henüz doğmamış bu insanların nasıl bir hayat yaşayacaklarını öngörerek onlara en uygun ürünleri ve en uygun pazarlama stratejilerini araştıran bir kitap.
Ben Senbir'i en çok şurada sevdim. "İzinsiz pazarlama hep vardı ama bugün daha rahatsız edici" dedikten sonra "İzinli pazarlama kavramı, mesaj bombardımanına uğrayan Z kuşağı dünyasında pazarlamanın her alanında vazgeçilmez bir unsur olacak. Yani izinli pazarlayan kazanacak" diyor.
Ha şunu bileydiniz. Ve mümkünse "izinli pazarlama" kavramını tedavüle sokmak için "Elma"nın büyümesini beklemeyiniz. Bize de yazık!
Böyle ayrılık olmaz!
Cep mesajlarının faydalarından da söz ediliyor. Aldatma vakalarının yüzde 49.1'inin cep telefonu mesajlarıyla ortalığa saçıldığı söyleniyor.
En son David Beckham'ın sevgilisi ile yazışmasını okumuştuk hatırlarsınız. Ne acayipti!
Beckham'dan bile beklenmeyecek kadar klişe, beyaz dizi tadında: "Üstünde ne var?" diye soruyor David. "Armani elbise" diyor kadın. "Askıları indiriyorum ve gözlerim o müthiş vücutla buluşuyor... Artık hiç acele etmiyorum." Erotik mi bu? İnsan güler be bunları okurken.
Ama benim en anlamadığım mesajla flört edenler. Kikirdeme manasında ":)" işareti koyanlar. "Özledim" yazıp da, sesini duymaya teşebbüs etmeyenler... Böyle flört mü olur?
Flört böyle ise, ayrılık nasıl olur? O da mesajla oluyormuş. Sıkıldın di mi? "Bitti" yazıyorsun, bitiyor. 21'inci yüzyılda ilişki böyle bi'şi. Kısa mesajla başlar, kısa mesajla biter. "Kısa" bi'şi!
tubaakyol@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|