|
 |
|
|
Tarihe 1000 Canlı Tanık
Günlük yevmiye 975 kuruş
"Kendi çevremizde sempati vardı ama başka çevrelerde antipati görürdük. Sendikacı çekinilen adamdı. Sendikacıya komünist, solcu, isyankar nazarıyla bakılırdı... O zamanın modasıydı, 'Lan git komünist' falan demek... Komünistlik, hak aramaksa 'Evet' derdik. Eğer haksızlığa isyansa evet"
İçimizden Biri / SABRİ TIĞLI (65)
1926 yılında Kastamonu'nun Abana ilçesinde doğar. İlkokulu Abana'da bitirir. 1938 yılında okumak üzere geldiği İstanbul'da çalışmak zorunda kalır. 1943 yılında Tophane Sanat Okulu'nu bitirir. Önce halkevine devam eder, ardından CHP'ye
üye olur. Eyüp'te çalıştığı fabrikada işçi mümessili olması işçi haklarına ve sendikal harekete ilgisini artırır. İktisat fakültesindeki sendikacılık ve sosyal politikalar seminerlerini izler. 1947'de tekstil iş kolundaki sendikal örgütlenmelerin içinde yer alır. 1952'de kurulan
Türk-İş'in altyapısını oluşturan örgütlerden biri olan İstanbul İşçi Sendikaları Birliği'nde sorumluluk üstlenir. Aynı yıllarda Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı'nın kurucuları arasındadır, teşkilatın yurtiçi ve yurtdışı pek çok toplantısına katılır. 1961 Anayasası sendikal hakların sınırlarını genişletirken, seçimlerde İsmet İnönü'nün teşvikiyle milletvekili adayı olur. İlkinde başaramaz ama 1969 seçimlerinde memleketi Kastamonu'dan milletvekili olur. 1980 askeri darbesine kadar sürdürür milletvekilliğini. Darbeciler tarafından kapatılan CHP'nin yeniden örgütlenmesi gündeme gelince 1992 yılında Kastamonu'daki il ve ilçe örgütlenmelerine destek verir. Emekli olmasına karşın halen vakıf ve hayır işleriyle uğraşan Sabri Tığlı, 1958 yılında Billur hanım ile evlenir ve iki çocuğu olur. Bakırköy'deki evinde gerçekleştirdiğimiz görüşmeyi iki bölüm halinde sunuyoruz.
Bu haftaki bölümde Sabri Tığlı'nın Abana'dan İstanbul'a gelişine ve sendikal mücadelede geçen yıllarına, Abana sevgisinin yaşamını nasıl değiştirdiğine yer veriyoruz.
Limasollu Naci
"Limasollu Naci ile tanıştım, ona Abana'nın fotoğraflarını çektirmek istedim. O da 'Benim idealim, Türkiye'de Antalya'da bir İngilizce konuşma kampı kurmaktır' dedi. Kıbrıs'tan Limasol'dan Antalya'ya gelmiş. İngiliz filolojisi mezunu.
Ve gazetecilik yapıyor, fotoğrafçılık yapıyor. Naci'ye 'Kampı Abana'da kur' dedim." Önce bu teklifi reddeden Limasollu Naci, Abana'yı görünce kararını değiştirir ve İngilizce konuşma kampını kurmaya karar verir. "Türkiye'de ilk defa İngilizce konuşma kampı kuruldu böylece. Naci çok ilginçtir, İngiltere'yle ilişkisi vardı, Oxford'dan, Cambridge'den falan hocalar gelirdi. Bu arada hoca sayısı az olursa Naci, Sultanahmet'e gider, İngiliz turistlerini bulur, bunları da hoca diye kampa getirirdi. Konuşma kampına başladığımız zaman Abana'da, gelecek 150-200 kişiyi yatıracak yer yok. 20 tane çadır ısmarladık, sahile çadırlar kurduk, orada kaldılar. Sonra evler pansiyon oldu. Mesela sonradan 27 Mayıs ihtilalinin imza sahibi, general Cemal Madanoğlu da hanımı ve köpeğiyle İngilizce konuşma kampına katıldı. Okullardan öğrenciler ve öğretmenler geliyorlardı. Türkçe konuşmak yasaktı kampta. Yemek yenir, eğlenceler yapılır, dans, müzik falan hatta İngilizce konuşarak denize girerlerdi. Köydeki bir kahveye, çınar altına toplanırlar ve İngilizce konuşurlardı. Bu arada muhtarlık ve Abanalı gençler ekipler oluşturdular. Dışarıdan gelip de turistleri rahatsız edip korkutmasınlar diye."
1930'ların başında sakin bir Karadeniz ilçesi olan Abana'nın tek umudu Karadeniz boyunca yük ve yolcu taşıyan gemilerdir. "İlginçtir, donanmadan bir gemi gelir, Abana önüne demirler, ilkokulu birincilikle bitiren erkek çocuklarını alır, deniz subayı yapmak için götürürdü. Maalesef benim mezuniyetimden iki sene önce geldi gemi." İlçenin karayolu yoktur. Okumaya ve çalışmaya gidenlerle birlikte Abana, büyük kentlere göç verir. Sabri Tığlı, kaptan Ahmet bey ile terzi Şahinaz hanımın beş çocuğundan biridir: "Çok yaramazdım küçükken, ilçede şekercimiz vardı. Şekerlerini açıkta satardı. Biz de şekerleri kapar kaçardık. Yine bir gün okuldan çıkmışım, kapıp ağzıma atmışım şekeri. Şekerci kızgın, 'Ulan bela mısın bu memleketin başına, senden kurtulamayacak mıyız!' demiş. Ben de dönüp 'Merak etmeyin gideceğim ama bir gün öyle geleceğim ki, hepiniz beni ayakta karşılayacaksınız' demişim." Ortaokul bulunmayan ilçeden ayrılıp İstanbul'a babasının yanına gitmeye karar verir, henüz 12 yaşındadır. "Gemiye kaçak bindik, üç arkadaş. Bahattin, Cemal ve ben. Sene 1938. Karadeniz boyunca her yere uğrardı. Doluydu ambarları. Erkekler, çoluk çocuk, herkes yan yana, üst üste yatıyordu ambarda. Üç gün sürdü yolculuk. Karaköy'de indik. İstanbul'a inince şaşırdım tabii, neresine baksam bina, neresine baksan insan."
Üç arkadaş Perşembe Pazarı'nda bir kahvenin üzerinde iki odalı bir ev bulurlar. "Öyle lokantaya falan gitmek yok. Ekmek alır içine peynir kor, ısıra ısıra yerdik. Haftada bir paramız olunca da yıkanmaya hamama giderdik." Kısa bir süre sonra babası hastalanır ve hastaneye yatar. Masrafları artmıştır. Perşembe Pazarı'nda "kalafat yeri" denilen sanayi bölgesinde hemşehrilerinin yardımıyla iş bulur. "1938'de Pierre Canko diye bir Rumun yanında çalışmaya başladım, tornacı olarak. Fakat içimdeki okuma arzusunu yenemediğim için de, akşamları Tophane Sanat Okulu'na devam ediyordum... 40'lı yıllarda annem geldi ve babam da hastaneden çıktı. Beş kardeşiz, bir tek erkek benim. Ev tuttuk onlara. İngiliz gemi tamir fabrikasındaki işimden ayrılıp Kasımpaşa'daki fabrikada teknisyen olarak işe başladım. 1943 yılında, Eyüp'teki Maltoğulları Mensucat Fabrikası'na şef olarak aldılar beni." Kendi deyimiyle "bilgi açığı"nı kapatmak için Eyüp Halkevi'ne kaydolur. "Halkevinde, temsil kollarında oyunlar oynuyoruz; hatta
o zamanlar rahmetli Ayhan Işık ile sahneye çıkardık." Halkevi başkanının talimatı ile hitabet ve diksiyon dersi alır. Kurstan sonra yine halkevi başkanının yönlendirmesiyle CHP'ye üye olur. 1945'te askere çağrılır. Kırıkkale askeri tesislerinde iki yıl çalışır.
Türk-İş
"1930'lu yıllarda ne sendika ne de sendikalar kanunu vardı. 1936'da çıkan İş Kanu'nu göre işveren ve işçi arasındaki ilişkiye yardımcı olan iş mümessilleri seçilirdi sadece. İki yıl kadar görev yaparlardı. 1943 yılında Eyüp'teki fabrikanın işçi mümessili oldum. O zamanlarda aday çıkması da zordu. Cesaret isteyen bir işti. İşçi mümessili seçildiğin zaman, işveren sana iyi gözle bakmıyordu." 1947'de İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendikal Birliği hakkında kanun kabul edilir. Büyük kentlerde, birbiri ardına sendikalar kurulur: "Biz de Mensucat İşçileri Sendikası'nı kurduk. O sıralar meşhur profesör Kessler, iktisat fakültesine gelmişti. Sendikacılığı
ve sosyal politikaları öğrenmek için
bir yıl kadar onun deslerine devam ettim. O zamanlar İstanbul'da aşağı yukarı 15-16 tane sendika vardı, 'Bunları bir araya getirip güçlenelim' dedik ve İstanbul İşçi Sendikaları Birliği'ni kurduk. Sonunda sendikal faaliyetlerim nedeniyle Maltoğluları Mensucat Fabrikası'ndaki işimden oldum. Sendikaların gelişmesi zor oldu, sendikacı olan pek çok işçi işten atıldı... 1946'da Demokrat Parti kurulduğunda 'İşçilere grev hakkı vereceğim' dedi. Fakat 1950'de iktidara geçince vaadini yerine getirmedi. 1951'de Tekstil Federasyonu'nu kurduk. Ben de Sümerbank'ta çalışmaya başladım. Özel sektörde bazıları sendikacıları işe almazlardı. Gireni de duydukları zaman işten atarlardı. Türk sendikacılığının temeli, devlet sektöründe atılmıştır. Bu dönemde sendikal faaliyetlere daha rahat katılıyordum. 1951'den 1958'e kadar Sümerbank'ta çalıştım. Evlere, kahvelere gidip devamlı sendikayı anlatıyorduk. Günlük asgari yevmiyeyi 100 kuruştan 975 kuruşa çıkardık
ve il hakem kurulu kararıyla kabul ettirdik. Bunu da fabrikaların önünde davul zurnayla duyurduk, büyük paraydı o zaman. İşverenler kıyameti kopardılar... Aynı yıllarda Amerikalılar kendi sistemlerine göre yetiştirmek için, sendikacıları çağırırlardı, bir hayli kişi ABD'ye gitti, ben gitmedim. O zaman bütün mücadelemiz grev ve toplu sözleşme hakkını almaktı. Bir de aidatları elden değil de bordrodan almak. Tabii bir de konfederasyon boşluğu vardı. 1952 yılında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nu kurduk (Türk-İş)." Sabri bey aynı yıllarda Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı'nın kurucuları arasında yer alır.
Abana'ya dönüş
"1954'te iktidardaki DP, 'Kurulduğu günden bugüne kadar sandıklarından CHP'den başka hiçbir partiye oy çıkmadı' gerekçesiyle, Abana ilçesinin köy olmasına yönelik kanun tasarısı hazırladı. Meclis'e getirdi. Ankara'ya falan gittik ama çatır çatır geçti kanun. Abana köy olunca ekonomisi birdenbire çöktü. Hemşerilerim geldi, 'Senin her yerde ismin geçiyor, bize sahip çık' dediler. Ben de hemen Abana'yı Kalkındırma, Tanıtma ve Turizm Derneği'ni kurdum. Sonra Limasollu Naci ile İngilizce konuşma kampı kurduk. Basın çok ilgi gösterdi. Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı olarak uluslararası bir seminer yapma kararını verdik." Akademisyen, politikacı, gazeteci pek çok kişiyi seminer için Abana'ya davet eder. İstanbul'dan kalkan vapura hep birlikte binerler. 16 yıl önce vapura binip ayrıldığı Abana'ya bu kez kamaralarda yolculuk ederek geri döner.
Kaynak kişi önerilerinizi ve maddi desteklerinizi bekliyoruz.
Telefon: (0212) 327 86 58
Faks: (0212) 227 37 32
e-posta:tbct@tarihvakfi.org.tr
Proje danışmanları: Doç. Dr. Aynur İlyasoğlu, Doç. Dr. Esra Danacıoğlu
Görüşmeyi gerçekleştiren: Gülay Kayacan n Görüntü kaydı : Tamer Üstel
Deşifre / redaksiyon: Sevil Üzrek n Yayına hazırlayan: Tuba Çameli
Gelecek hafta: Menderes, Abana pilavını neden mönüden çıkardı?
|
|
|

|