|
 |
|
|
Değişimin önünde zorlanan statüko...
POLİTİKACILAR hesabını yapmışlar; kamuoyu en çok 23 günde unutup gidiyormuş en belalı olaylarla, en yıldırımlı haberleri bile...
Örneğin Konya Selçuklu'da kendiliğinden çöken ve içindeki 50'yi aşkın insanın yıkıntılar altında ezilerek ölmesine neden olan Zümrüt Apartmanı faciası, kaç günde unutuldu?
Ölen ölüyor, sakatlanan sakatlanıyor, içi yanan yanıyor; hayat devam ediyor ve yaşanmış olan cehennemler unutulup gidiyor.
***
Sorun, 23 günde unutulsa da, cehennemlerin en çok nerelerde yaşanmış olduğu ve neden yaşanmış olduğu...
Türkiye, henüz son yüzyılda içinden geçtiği dramaları, imbiklerden süzerek şeffaflaştıracak ve halkın bilincine nakışlayacak bir düzeyde değil.
Hazine'den geçinmeli üst düzey makam sahiplerinin, gerek koşullanmaları; gerek kendilerini, statükonun yarattığı dev aynalarında görmeleri; gerek özel çıkarları; yaşanmış faciaların belgesel imbiklerden süzülerek şeffaflaştırılmasıyla, çatışıyor.
***
Küresel değişim ise gitgide hızlanmada...
Dünkü Milliyet'te Ezelhan Üstünkaya'nın manşetten verilmiş çarpıcı bir haberi vardı:
"Kürtçe, Arapça, Çerkezce yayın - TRT 3, pazartesi günü saat 10.00'da Kürtçe, Çerkezce ve Arapça yayına başlayacak. 30 kişilik bir kadro, yayınların kaydını tutacak"
Son yüzyılda "Kürt sorunu" etiketi arkasında neler ve neler yaşanmadı ve milyar milyar ne dolarlar harcanmadı?
***
Temeli ekonomik bir vebaya dayalı sorunları, kaba kuvvetle üstesinden gelinebilecek bir asayiş sorunu olarak değerlendirmekteki yamukluğun, tarihsel bedelleri yeterince ne kadar incelenebildi?
Ve kimler barikatladı bu tür bir berraklaşmayı?
Tipik bir Üçüncü Dünya statükoculuğu...
***
Hazine'den geçinmeli üst düzey bir makam sahibi olmanın, çekiciliği ve göz alıcılığı da, dönemini gitgide yitirecek...
Evrensel değişimin selleri, statükonun yarattığı barikatları yıkıp götürecek...
Birtakım gizli şebekelerle, çeteleşmeler başladı bile ortaya çıkmaya...
Ambarlı gümrüğünün yakaladığı konteynerlerden çıkan roketatarlar, füze rampaları da; Azrail'li sinsi örgütlenmelerin küresel örnekleri...
Sorular netleşiyor:
- Silahları kim yapıyor, kime satıyor; paraları kim veriyor, niye veriyor?
***
Geçtiğimiz kış, Köyceğiz ve Dalyan dolaylarında 400 gayrimenkul, oralara yerleşmek niyetindeki İngilizlerle Almanlara dönük olarak, el değiştirmiş.
Avrupa vatandaşlığının altyapısı kendiliğinden bizde de pekişmekte.
Bir futbolcu, 2 milyon dolarlık bir transferle, dünyanın kendisini istediği herhangi bir takımında top oynuyor.
Maaşıyla geçinmeye çalışan yönetici bir bürokrattan, çok daha iyi durumu...
Zamanla evrensellik, futbol sektöründen, sağlık ve yükseköğrenim sektörüne de geçecek...
50 - 60 yıla kadar da, ABD'de başkanlık seçimleri için, aday aranacak gazete ilanlarıyla...
***
Fransız İhtilali'nden sonra ortaya çıkan "ulus - devlet" modeli ve demagoglar saltanatı, çok pahalıya mal oldu insanlığa...
Hala daha yılda 900 milyar dolarlık silah üretiliyor. Oysa Japonların yeni icat ettiği ve dilediğin rüyayı görme olanağı sağlayan elektronik aygıt üretimi, çok daha karlı olacak silah üretmekten...
Kendini patlatarak ölmek yerine; dilediğin rüyayı görmek ve boş yere ölüp gitmişlerin, neleri yitirdiklerini yansıtan resimli kağıtlara sarılı karamelalar satmak, çok daha güzel değil mi?
***
Bundan yüz yıl önce Tevfik Fikret:
Vatanım ruy - i zemin (yeryüzü), nev - i beşer (her çeşit insan) milletim; insan,
İnsan olur ancak, bunu izanla, inandım.
Diyordu.
Ölümünden sona adıyla övünmeye başladığımız Nazım Hikmet'e sağlığında o acılar çektirilmesiydi; belki de Türkiye, bugün hala daha İnsan Hakları Mahkemesi'nde işkence suçundan mahkum olmazdı.
Makam tutkunu statükocular, hamasete sığınarak, gelişmeyi köstekleyen ve yolsuzluklarla soysuzlukları örtüleyen; çok acılar yaşattılar, özellikle koşullanmaları irdelemeye kalkanlara...
Nasıl olsa, "Hafıza - i beşer nisyan ile (unutmakla) malüldü."
Ne var ki, evrensel değişimi durdurma olanağı yoktu.
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|