|
 |
|
|
Düşük
TARİHİN SONU kitabıyla küresel isim yapan Francis Fukuyama, GÜVEN'i yazdı. Bu yeni kitabında Fukuyama, toplumları "yüksek güvenli" ve düşük güvenli olarak ikiye ayırıyor.
Küresel arenada ancak "yüksek güvenli" ülkelerin yaşamlarını sürdürebildiği ve "küresel krema" içinde yer alabildiği görüşünde. "Düşük güvenlikli" ülkeler ise uçurumun kenarında yürüyorlar. Bazıları boşluğa uçabiliyorlar.
Konuya gelince.
Topraklarında "düşük yoğunluklu savaş" yaşanan ülkeler de "düşük güvenlikli" kavramıyla örtüşürler.
Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı, yakın tarihlerde PKK ile çatışmalar için, "Düşük yoğunluklu savaş sürdürüyoruz" dememiş miydi?
PKK ile yeniden
PKK ya da yeni adıyla "KONGRA - GEL" (Halk Kongresi) adına yapılan "ateşkesi noktalamak ve kırsalın yanı sıra kentlerde de eylem koymak" açıklaması, bu "düşük yoğunluklu savaş toprakları" ve "düşük yoğunluklu güven ülkesi" kavramlar kapsamıyla yorumlanmalı.
Uzun süredir kan akmayan, demokratikleşme sürecinde önemli mesafeler alan, enflasyonunu tek haneli rakamlara indiren, yörede insan haklarına dayalı parlamenter demokrasi olarak model gösterilen AB eşiğindeki laik Türkiye, çıtasını "yüksek güven" çizgisine yaklaştırmıştı.
Ve birden sanki görünmez bir el ya da gölgedeki eller, PKK'nın düğmesine bastı.
Türkiye'nin yeniden "düşük yoğunluklu savaş toprakları" olması, "düşük güven" coğrafyasına kaydırılması amaçlandı.
Gerçi...
Bu senaryo daha önce de yazılmıştı.
Tutmamıştı.
Türkiye, PKK'ın üstesinden geldi.
Bu tehditlere yine pabuç bırakılmaz.
Ama...
Kirli eller
Durup dururken bu celallenme neden?
Sebeplerini şöyle sıralayabilirim.
1- PKK, ortasından bölünmüş durumda.
Sertlik yanlısı "muhafazakarlar" bir tarafta, başını Osman Öcalan'ın çektiği "reformcular" öte yanda.
Onları tekrar birleştirmek için "yeniden ortak düşman yaratmak(!?)" istenmiştir.
Böylece içe dönük mücadeleyi bırakıp dışa döneceklerdi.
2- Türkiye ile ABD, Kuzey Irak'taki PKK'nın kökünü kazıtmak için anlaşmışlardı.
Sıradan PKK'lılara silah bıraktırılacaktı.
Liderleri ise toplanıp İsveç'te zorunlu ikamete gönderileceklerdi.
Ancak ABD'nin Irak'ta başı dertte.
Bir de PKK belası istemiyor olabilir.
PKK da, kendini artık köşeye sıkışmış gibi görmemekte.
3 - ABD, Türkiye'den yeni üsler için dayatmakta.
İncirlik'teki varlığını çok daha fazla artırmak çabasında.
Türkiye ise bu isteklere soğuk.
ABD, bu durumda gözdağı vermek için yedekte tuttuğu PKK kartını oynamış olamaz mı?
4 - Türkiye, AB üyeliği için tarih almanın eşiğinde.
İnanılması güç hızla reformları ve uyum yasalarını gerçekleştirdi.
AB üyelerinden çoğunluğu, "Türkiye'ye söz de verdik, artık görüşmelerin başlamasına hayır diyemeyiz" çizgisindeler.
Ama AB içinde birkaç büyüğün işine gelmeyen bir durum bu.
Eğer, PKK ile çatışmalar yeniden başlarsa, kentlerde kanlı eylemler art arda ülkeyi karıştırırsa, "Biz bu Türkiye'yi mi içimize alacağız" diye bir tepki kamuoyu oluşabilir.
"Tarih vermemek" görüşüne ağırlık kazandırılır.
Daha şimdiden Türkiye için "İslamın Avrupa'ya sokulmak istenen Truva Atı" yorumları yapılmıyor mu?
PKK'nın, devleti ve güvenlik güçlerini sertleşmeye ve kırgınlar yaratarak böylece kendine yeniden taban oluşturmaya dönük oyununa kimse gelmesin.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|