|
 |
|
|
Acele gidin, hatta koşun (3)
İlk iki yazımı Güneydoğu'ya ayırmıştım, bugün Kapadokya'dan söz etmek istiyorum.
Kapadokya ve peribacaları bir tabiat harikası, peribacalarının içi ise bir başka alem. İki bin yıllık bir tarihi günümüze taşıyor. İlk Hıristiyanlar tarafından peribacalarının içine İncil baştan sona resmedilmiş. Resimlerin yapımında yumurta kullanılmış. Fakat bugüne kadar korumasız bırakıldığı için fresklerin tümüne yakını tahrip edilmiş. Hâlâ korumasız duruyorlar. Bu nedenle yakında fresk kalan kalmayacak. Bize, hep, ilk Hıristiyanların, putperestlerden korunmak için peribacalarına sığındıkları anlatıldı. Durum pek de öyle görünmüyor.
Bir grup korunmak istese önce etrafını surla çevirir. Bizans surları, Çin Seddi gibi. Ama Kapadokya'nın etrafında sur yok. Korunmanın bir başka yolu hendek kazmaktır. Kapadokya'da kazılmış hendek de yok. Sonra korunma ihtiyacı duyan kişiler en azından silahlanır. Kalıntılarda silah da yok. Öyleyse buraya gelenler yerleşik kimseler değildi. Buraya mevsimlik gelmişler, düşmanca bir ilişki yaşamamışlar, putperest Roma'yı Hıristiyan yapmak için onlara fresklerle İncil'i öğretmişler ve neticede Roma, Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmiş, yani işlerini başarmışlar ve malzemelerini toplayıp dönmüşler. Görünen bu.
Gidin ve Kapadokya'yı bir de bu gözle izleyin. Kapadokya da kaçıyor, bu kadar ilgisizlikle çok bile kalmış.
tamerheper@host.com
|
|
|

|