Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 06 Haziran 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Klazomenai'den Urla'ya

Dünden Bugüne / Sabri Yetkin


Değerli dost Muzaffer Tunçağ, eşi Sedef Tunçağ, geçen yaz Urla Galeri P'de "Bir Varmış Urla" başlığını taşıyan sergi açmıştı. Tunçağ, beni birçok kez Urla'ya davet etmişti. Ancak İstanbul'da devlet arşivlerinde sürdürdüğüm süreli bir araştırma nedeniyle bu sergiyi son gününde ziyaret edebilmiştim. Tunçağ'la sonrasında sergi ve Urla üzerine sohbet etmiştik.
Sergi, yerel tarih çalışması olarak son derece başarılı bir faaliyetti. Urla'nın yakın tarihini kent ve insan merkezli olarak gerek görsel malzeme gerek orijinal objelerle yansıtmaktaydı.

Kitabı da yazıldı
Bu ilginç serginin görsel malzemeleri tarihsel verilerle ve sözlü tarih çalışmalarından üretilen metinlerle harmanlanarak yine "Bir Varmış Urla" adıyla Sedef Tunçağ tarafından kitaba dönüştürüldü. Birkaç aydır elimde bulunan bu kitabı tanıtmak istememe rağmen gündemdeki başka konular yüzünden kaldı.
Son birkaç haftadır İzmir'in yakın civarında bulunan turistik beldelerin tarihi niteliklerini ön plana çıkartarak, kültürel değerlerine dikkat çekmeye çalışıyorum. Bu yazımda "Bir Varmış Urla" kitabının içeriğinde yer alan bilgilerle birlikte, Urla'nın tarih içindeki dönüşümlerini aktarmak istedim.

Yazlıkçılar istila etti
Urla binlerce yıl geriye giden tarihsel derinliğini, doğal zenginliklerini dış turizme açabilmekte pek mahir davranamıyor. Urla özellikle yazlıkçı diye tabir ettiğimiz yerli turistlerin ikinci konutlarının istilasına uğramış, içe kapanmış bir Ege güzeli, bir uygarlık abidesi.
Urla'nın ilk yerleşim alanı, kentin yakınındaki Limantepe'de başlamakta ve buranın da tarihi M.Ö. 4 bin yıl geriye kadar gidebilmekte. Prof. Hayat Erkal'ın yaptığı kazılarda bulunan lahitler, yerleşimin tarihini açıklamakta.
Limantepe, Ege'deki erken dönem şehircilik yapısını yansıtıyor. Sur içi bir yerleşim olan kentteki oval planlı evler, Ege'nin erken dönem konut mimarisini özellikleri olarak karşımızdadır.
Limantepe kazılarında, M.Ö. 3'üncü bin yılda yapılan ve zeytinyağı üretiminde kullanılan toprak kaplar bulunmuştur. Bu buluntular Urla'da zeytinyağı üretiminin 5 bin yıllık geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Zeytinyağı amforaları da bu ürünün önemli bir ticaret metası olduğunu ortaya koymaktadır.
Limantepe yerleşim birimi, M.Ö. 2000'de Klazomenai adıyla anılmaya başlamıştır. Kentin kalıntıları Urla'nın İskele Mahallesi'nde, bir kısmı da Karantina Adası'nda bulunmaktadır. Prof. Güven Bakır tarafından sürdürülen kazılarda M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenebilen zeytinyağı işliği açığa çıkarılmıştır. Bu işlikte kullanılan teknoloji Anadolu'nun eski çağlarda zeytinyağı üretiminde gelmiş olduğu ileri seviyeyi yansıtmaktadır. Bu veriler bize bölgenin erken dönemlerden itibaren bir üretim ve ticaret merkezi olduğunu açıklamaktadır. Klazomenai, dünyayı "akıl yoluyla" açıklamaya çalışan ünlü filozof Anaksagoras'ı yetiştirmesiyle de ün kazanmıştır.

Romalıların villaları vardı
İonlar'dan sonra Roma yönetimine giren Klazomenai, M.S. 188'de Roma'nın özgür şehirleri arasında yer almıştır. Bu dönemde yerleşim anakaradan günümüzdeki Karantina Adası'na taşınmış ve önem kazanmıştır.
Adada Roma dönemi villaların duvarları ve denizdeki temelleri gözlenebilmektedir. Adanın kuzeyindeki tepenin en yüksek noktasında bir tapınak bulunmaktadır. Adadaki yerleşim varlığını M.S. 5'inci yüzyıla kadar sürdürmüştür.
Roma'nın bölünmesinden sonra Bizans egemenliğine giren Klazomenai, piskoposluk listelerinde yer almıştır. 14. Yüzyıl'a kadar Bizans yönetiminde olan kent, 1330'da Aydınoğulları'nca fethedilmiş ve yerleşimin yeri değiştirilmiştir. Aydınoğulları sahilden 4 kilometre içeride yeni bir yerleşim yeri kurmuşlardır.
1390'da Osmanlı egemenliğine giren Urla, Ankara Savaşı sonrasında kısa bir süre Osmanlı yönetiminden ayrılmışsa da, 1425'te yeniden Osmanlılarca fethedilmiştir. Urla bu tarihten itibaren önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir.
16. Yüzyıl'da Çeşme Limanı'nın, 17. Yüzyıl'dan itibaren İzmir Limanı'nın önem kazanmasıyla Urla ticari önemini yitirmeye başlamıştır. 19. Yüzyıl'ın sonlarında Urla, İzmir'in salgın hastalıklarından korunması görevini üstlenmiş, Karantina Adası'nda tahaffuzhane ve karantina binaları inşa edilmişti. İzmir Limanı'na uğrayacak gemiler önce burada karantinaya alınıyor, salgın hastalığın yayılma süresi için gerekli zaman kadar burada konaklıyor, temiz olduğu anlaşıldıktan sonra yoluna devam edebiliyordu.
Urla tarih boyunca önemli bir zenginlik kapısı olmuştur. Yarımadanın en geniş ve en bereketli topraklarına sahip Urla'da zeytin - zeytinyağı, bağcılık ve kaliteli şarap üretimi ahalinin zenginliğini yaratmaktaydı. Nitekim Necati Cumalı, "Urla öylesine zengin, öylesine bayındır bir kentmiş ki, çarşısında gezer, yüzü gülmeyen kimseyle karşılaşmazmışsınız" diye yazmıştır.

Hoşgörünün de sembolü
Urla tüm Batı Anadolu'da olduğu gibi çok dilli, çok dinli yaşantıyı harmanlamıştır. Özellikle Türk, Rum ve Museviler kentte bir hoşgörü ortamında yaşamanın dinamiklerini gerçekleştirebilmişlerdir. Özellikle 19. Yüzyıl'da adalardan gelen Rumlar, Urla'nın nüfus yapısında önemli bir artış sağlamışlardır. Rumlar, zaman içinde Urla'daki zirai ve ticari etkinliklerde ön plana çıkmış olmalarına rağmen, cemaatler arasında sıkıntı yaşanmadığını, tanıkların anlatılarından öğrenmekteyiz. Bu hoşgörülü birliktelik, 1919'daki Yunan işgaline kadar devam etmiş, savaşın sona ermesiyle Rumlar Urla'yı terk ederken, boşalttıkları yerlere mübadiller yerleştirilmişti.
Urla'nın çok kimlikli hayatında Museviler'in de özel bir yeri vardı. Hacı İshak Mahallesi Museviler ile Müslümanların yan yana yaşadıkları bir yerdi. Nobel Ödüllü Seferis'iyle, Necati Cumalı'sıyla, Osmanlı'dan kalan camileriyle, çeşmeleriyle, hamamlarıyla, kervansaraylarıyla Urla önemli bir kültürel mekandır. Yazımı Necati Cumalı'nın Urla şiirinden birkaç dizeyle noktalamak istiyorum.
Diyelim bir masa var önümde / Elimde bardak / Oturmuş içiyorum / Bardak mı Urla mı tuttuğum? / Bardağı masaya / Tak! / Vurdum mu vurdum / Masaya dönüyorum / Urla, uzak, uzak, uzak / Diyelim oturmuş yazıyorum / Birden duruyor kalem / Bir görüntü ak kâğıtlarda / Ev ev sokak sokak / Yine Urla oluyor konum...

ege@milliyet.com.tr



EGE
Sınavların sınavı
Bu projeyi ya iptal edin ya da önünü açın
Akif Küçükbay'ın öğrettikleri
Klazomenai'den Urla'ya





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Reşat Kutucular
Deniz Sipahi
İsmail Sivri
Sabri Yetkin
© 2004 Milliyet