|
 |
|
|
G - 8'e doğru (1)
'Güçlü ABD' efsanesinin sonu ve 'BOP'
Müjde, müjde! Türkiye başbakanı Tayyip Erdoğan gelecek hafta ABD'de yapılacak G - 8 toplantısına katılacak. Dünyanın gidişatına yön verme iddiasındaki ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının, "samimi bir ortamda" geçeceği söylenen yıllık zirve toplantısında Türkiye Başbakanı da bulunacak ve "Büyük Ortadoğu"nun geleceği belirlenirken bizim de görüşümüz dikkate alınmış olacak. Başbakan Erdoğan'ın G - 8 toplantısına davet edilmesi ilk bakışta olumlu bir gelişme gibi görünüyor ama bu noktada akla takılan bazı sorular var. G - 8 toplantısına ilk kez çağrılan Başbakan Erdoğan'ın hevesini kaçırmak istemem ama katılacağı toplantıyı bir perspektife oturtabilmek için şu soruları sormak gerekiyor:
G - 8 önemli mi?
Son yıllarda biraz da adet yerini bulsun diye yapılan G - 8 toplantıları önemini koruyor mu?Dünyanın gidişatına yön verme iddiasındaki G - 8 ülkeleri, bu iddiayı gerçekleştirecek bir güce ve otoriteye sahip mi?ABD'nin öncülüğünde gündeme getirilen "Büyük Ortadoğu Projesi"nin (BOP) bu ortamda uygulanma ve başarılı olma şansı var mı? Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin G - 8'e katılma davetini reddetmiş olması neyin göstergesi?Konumu itibariyle çok kritik bir yerde bulunan Türkiye'nin ABD'nin ortaya attığı bir projede rol üstlenmesi doğru mu?
Kapitalist dünyanın önde gelen liderlerinin yılda bir kez samimi bir ortamda bir araya gelip dünyanın gidişatı konusunda görüş alışverişi yapması amacıyla başlatılan G - 7 toplantıları sonradan Rusya'nın da katılımıyla G - 8 olarak devam ettirildi. Ancak bu toplantıların eski önemini kaybettiği konusunda yaygın bir izlenim var. G - 8 ülkelerinin, dünyanın gidişatına yön vermedeki etkileri azalırken ABD ile Fransa ve Almanya gibi G - 8 ülkelerinin kendi aralarındaki anlaşmazlıkların öne çıkması da G - 8 toplantılarının önemini büyük ölçüde azaltmış görünüyor. İşte bu nedenle Türkiye'nin de bu toplantıya aşırı bir önem atfetmemesi gerekiyor.
ABD ve BOP'un şansı?
G - 8'lerin itibar kaybında, ABD'nin 11 Eylül sonrasında dünyayı tek başına yönetme ve yönlendirme hevesine kapılmasının büyük payı var. Bu hevesini gerçekleştirmek için Irak'a savaş açarken Birleşmiş Milletler'in ve Avrupalı kimi müttefiklerinin karşı çıkmasına aldırmayan ABD'nin Irak macerasında uğradığı başarısızlık, bugün yeni bir durum ortaya çıkarmış bulunuyor. American Strategy Project'in direktörü Michael Lind'in 1 Haziran tarihli Financial Times gazetesinde yayınlanan mükemmel yazısında vurguladığı gibi, Irak'ta uğradığı başarısızlık ABD'nin "her şeye kadir" olduğu sanılan askeri gücüyle her istediğini yaptırabileceği inancını yıkmakla kalmadı, ABD'nin "moral üstünlük" iddialarını da yıktı. Irak deneyimi, ABD'nin tek başına küresel düzene yön verme iddiasının bir efsane olduğunu ortaya çıkardı. "Irak'taki yaşanan rezaletlerden sonra hangi ülkenin halkı Amerikan askerini ülkesinde görmek ister, hangi müttefiki Amerika ile aynı saflarda görünmeyi göze alabilir?" diye soruyor Michael Lind. Irak'ta yeni yönetimi oluşturma çabalarında, "Amerika'nın kuklası" olmadığını kanıtlamaya çalışan Iraklıların öne çıkması da "kurtarıcı" ABD'den kurtulmanın ne kadar önemli hale geldiğini gösteriyor.
G - 8'in Avrupalı üyeleri de Ortadoğu için tutarlı bir paket ortaya koyabilmiş değiller. Bu ortamda G - 8 toplantısından Ortadoğu için kabul edilebilir ve uygulanabilir bir reform programı çıkması kolay görünmüyor. Ayrıca ABD'nin tek geçerli model diye dünyaya empoze etmeye çalıştığı modelin, kalkınma çabasındaki ülkeler için ne ölçüde geçerli bir model olduğu da tartışma konusu. Bu konuyu yarın Soru - Yorum köşesinde ele alacağım.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|
|

|