|
 |
|
|
İzmir'deki meslek odaları
Satır Arası / Deniz Sipahi
Geçen hafta üst üste "yapı kültürü" ile ilgili yazılar yazdım. Avrupa Birliği ülkelerinin bundan 50 yıl önce gündemine giren ve gelecek planları içinde yer alan bu kavramı ne yazık ki Türkiye'de bugün bile hala konuşmuyoruz.
Oysa İzmir'in herhangi bir projesinde "mangalda kül bırakmayanlar", dünyanın geldiği noktadan, tartıştıkları konulardan haberdarlar mı?
Herkesten farklı dinlediğim "kamu yararı" konusunda bizim meslek odalarımız, kurumlarımız, bürokratlarımız, yöneticilerimiz ne zaman aynı cümleleri kullanacaklar?
Doğrusu çok merak ediyorum.
1977'de kabul edilen Fransız Mimarlık Yasası'nda "kamu yararı"nı şöyle açıklıyorlar:
"Mimarlık kültürün bir dışavurumudur. Mimari yaratıcılık, yapıların kalitesi, çevreyle uyumlu bütünleşmeleri, hem doğal ve kentsel peyzaja hem de mimari mirasa gösterdikleri saygı, bütünüyle kamunun yararınadır."
* * *
Yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana Fransa'da özerk mimarlık merkezleri sadece ulusal değil; bölgesel bilgi ve öneriler getirmeye devam etmiş.
Yerel yönetimlere ve özel yapı sahipleri ile yatırımcılara ücretsiz danışmanlık hizmeti verilmeye başlanmış.
Bu merkezler, bina yapım izni alınırken ödenen ücretin belli bir yüzdesi alınarak finanse edilmeye başlanmış. Dünyada buna benzer birçok uygulama hayata geçirilirken ve "ortak bir kültür" yaratma adına bir ülkeyi, bir kenti planlayanlar projeler geliştirirken, bizde ise "böyle gelmiş böyle gider" havası hiç değişmemiş.
Estetikten yoksun, sonradan çözüm yolları çok zor plansız kentler karşımıza çıkmış durumda.
Ben ısrarla söylüyorum.
Türkiye'de hemen her kurum kendine çeki düzen vermek zorundadır. Özellikle İzmir'deki meslek odalarının verdikleri mesajları, getirdikleri çözüm önerilerini, kamuoyunu yönlendirme adına geliştirdikleri stratejileri son derece yetersiz buluyorum.
* * *
Bir kentin yarınlarını ilgilendiren konuları bir kuru basın bülteni, "Yapılmalı, edilmeli..." ile biten cümlelerle kurgulayamazsınız.
Bugün meslek örgütlerine kayıtlı mühendis, mimar, eczacı gibi binlerce insan bir kere bile olsun odalarına ayak basmamıştır; genel kurullarına gidip oy atmamıştır. Beş, on bin kişilik kayıtlı üyesi olan odaların seçimleri iki yüz, üç yüz kişiyle yapılmaktadır. Kendi içinde güçlü olamayan meslek odalarının söyledikleri de güçlü değildir.
Nitekim İzmir'deki fotoğraf net olarak böyledir. Ama gelin görün ki; öyle bir kuru gürültü çıkarmaktadırlar ki; zannedersiniz ki dünyadaki uygulamalara benzer çözüm önerileri getiriyorlar.
Yarışmalar düzenliyorlar, İzmir'i 2050'lere 2100'lere taşıyacak projeler yaratıyorlar.
* * *
Kimse gücenmesin; dost acı söyler.
İzmir'deki meslek odaları önce mesleklerine sahip çıksınlar.
Bu kentin mimarlarına, mühendislerine, eczacılarına, doktorlarına... Burada sıralayamadığım diğer meslek gruplarına ne vaad ediyorlar, ne öneriyorlar, bireysel gelişimlerine nasıl katkılar koyuyorlar, bilimsel başarılara nasıl imza atıyorlar; önce bunlara cevap versinler... "Kamu yararı" bahanesinin arkasına sığınıp mahkemelerde boy göstermek yerine İzmir'in geleceğini nasıl hayal ettiklerini açıklasınlar.
Tekrar ediyorum.
"Yapılmalı, edilmeli..." açıklamaları lütfen yollamasınlar. Fransa'daki, İngiltere'deki, Almanya'daki, ABD'deki uygulamaların aynısını bekliyoruz.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|