|
 |
|
|
Bir tabu daha yıkıldı
Türkiye, bizleri dahi şaşırtacak bir hızla değişiyor. Üstelik bu değişim öylesine sorunsuz gerçekleşiyor ki, insan kendi kendine "Acaba biz mi abarttık? Korkuları elimizle yaratıp, sonradan bunların esiri mi olduk?" diye sormadan edemiyor.
TRT dünden itibaren ana dilde yayına başladı.
Kısa bir süre öncesine kadar, böyle bir yayının ülkeyi böleceğine inanılırdı. Bugün ise tam tersine, bölünmeyi değil, farklı kökenden gelen vatandaşlarımızın "eşit bir ortamda yaşamalarını sağlamak" olarak algılanıyor.
Doğrusu da budur.
Kendinizden örnek alın.
Başka bir ülkede yaşıyor olsanız, Türklüğünüzü açıkça söylemeniz bile yasaklanır, kendi dilinizde şarkı söylemeniz veya konuşma yapmanızın dahi hapse girmenize yettiği bir ortamda mı mutluluk duyarsınız, yoksa ana diliniz ve kökeninizden korkmadığınız bir ortamda mı?
Haftada 30 dakikalık programlarla kimse tatmin edilemez. Ancak unutmamak gerekir ki, TRT'ye zorla dahi olsa attırılan bu adım bir başlangıç sayılmalıdır. İlerde hem saatleri yaygınlaşacak, hem de başka kanallar kurulacaktır.
Türkiye, önümüzdeki yıllarda çok daha normalleşecektir.
BÖLÜCÜKLE MÜCADELE...
Bir ülke farklı kökenden gelen vatandaşlarını ne kadar rahat ettirir, onları ne kadar tatmin ederse, o ülkede bölücü hareketlere karşı mücadele aynı oranda başarı kazanır.
Bunun örneklerini Fransa ve İspanya'da açıkça görüyoruz. Eğer Korsika'lı ve Bask'lılara da bu haklar tanınmamış olsaydı, bugün oralarda da kanlı bir bağımsızlık mücadelesine tanıklık ediyor olacaktık. Bağımsızlık istekleri hala var. Ancak, geniş toplum kesimleri, yaşamlarından memnun olduklarından dolayı, ayrılıkçı güçler amaçlarına ulaşamıyorlar.
Türkiye'de de atılan adımları farklı amaçları için kullanmak isteyenler mutlaka çıkacaktır. Ancak, devletin kendini savunması bu defa çok daha etkin olacaktır. Kamuoyundan alacağı destek, ayrılıkçı güçlerin yıllardır yararlandıkları bataklık kuruyacağı için, çok daha yaygınlaşacaktır.
Türk kamuoyu dün atılan yeni adımdan rahatsız olmamalıdır. Tam aksine, daha rahat edeceğini görmelidir.
Birileri hepimizin içine korku salmaya çalışacaklardır.
Dinlemeyin şu taşkafalıları.
Kesinlikle de kaygılanmayın.
Hatta daha ileri gidip "Bu adımları neden 15-20 yıl önce atmadık? Aklımız neredeydi?" diye eski hükümetleri sorgulayın.
Hep diyorum ya... Türkiye bizleri bile şaşırtıyor...
SAĞOLASIN ŞARIK ABİ...
Tam 12 yıldır bıkmadan usanmadan çalıştı. İşini gücünü bir kenara bıraktı ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin düzelmesi için mücadele etti.
Yunanistanın düşman ilan edildiği günlerde, Yunanlı yöneticilerle diyalog kurdu. Yunanistan PKK'ya kollarını açtığı dönemlerde, Yunanlı yetkilileri uyardı.
Türkiye'yi yönetenlerin aşırı tepkilerini yumuşatmaya çalıştı.
Şarık Tara'nın sadece Türk-Yunan değil, Türkiye'nin sorunlu tüm ilişkilerinde gösterdiği çabayı başka kimsede görmedik. Tek amacı, Türkiye'nin dünya ile barışık bir ülke olmasıydı.
Kişisel ilişkiler kurdu ve hem kendi yetenekleri, hem de maddi olanaklarıyla, Türkiye'nin gölge dışişleri bakanı gibiydi.
12 yıldır sürdürdüğü Türk-Yunan İşkonseyi başkanlığını geçen hafta bıraktı.
Atina'daki törene katılanlar Şarık Tara'nın Yunanlılar tarafından da nasıl saygıyla karşılandığını gözleriyle gördüler.
Şarık Tara'ya hepimizin teşekkür borcu var.
Herkes adına bu teşekkürü ben yerine getirmek istiyorum.
Sağolasın Şarık abi...
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|
|

|