|
 |
|
|
Hukuksuz yaşam işkencedir
Satır Arası / Deniz Sipahi
Hukuksuz bir yaşamı düşünmek mümkün değil. Çünkü hukuksuz yaşam bir süre sonra herkes için işkenceye dönüşecektir. Orman kanunlarının geçerli olduğu toplumlarda uygarlıktan söz edilemez. Yargıya güven duygusunun kalmadığı, yara aldığı toplumlar hasta demektir.
Son kapı olan mahkeme kapısı, gayet sağlam olmalıdır ki, haksızlık oradan içeri sızmasın. Bu kapının sağlamlığı, sadece, konulan kanun hükümleriyle hakimin, yönetim erkinin veya işle ilgili bir yurttaşın etkisi dışında, kanun ve vicdanı ile baş başa bırakılması yoluyla sağlanmış olmaz. Geçen gün arşivimi karıştırırken, kesip sakladığım bir yazıyı alıp güncel dosyamın içine koydum.
Adnan Ekinci'nin 29 Nisan 2003'te Radikal gazetesinde yazdığı bir yazıdan bir bölümü bugünkü köşeme almak istiyorum.
* * *
"Avukatların müvekkillerinden duymaya alışkın olduğu bir sorudur bu... Bazen doğrudan, bazen şakayla karışık sorarak, avukatının gücünü sınamak isterler. Davasını vereceği avukatın Yargıtay'da bir hakimi tanıyor olmasını, en az avukatlık ruhsatnamesi kadar gerekli bir unsur olarak görenler de vardır. Kahvehanelerdeki konuşmalara da konu olur bazen. Okey masasındaki oyuncu, yerdeki taşı çekerken, `Davayı kaybettik, aranızda Yargıtay'da tanıdığı olan var mı?' diye, bir mevzu açabilir. Karşısındaki oyuncu da, kaşığıyla çay bardağındaki şekeri karıştırırken, `Bizim bacanağın bir adamı vardı galiba' şeklinde bir cevap verebilir. Biz avukatlar bundan sonra ne yapacağız, bilmem. `Yargıtay' ve `rüşvet' kelimelerinin aynı cümle içinde kullanılmasına bile rahatsız olan Sami Selçuk gibi, biz avukatlar da yıllardır aynı tepkiyi gösterdik. Müvekkillere, bir üst mahkeme olarak Yargıtay'ın kutsallığından söz edip, oradan çıkacak kararın aleyhimizde olsa bile yargısal objektifliğinden şüphe edilmemesi gerektiğine ilişkin uzun tiratlar çektik. Bundan sonraysa, bize `Yargıtay'da adamınız var mı?' diyen soran müvekillere karşı ne cevap vereceğiz, bilmem."
* * *
Adalet terazisinin yanlış tarttığına ilişkin inancın ağır bastığı toplumlarda demokrasi lafta kalır. Demokrasinin olgunlaşabilmesi için de olmazsa olmaz olan adalete güvendir.
Neden bunları yazıyorum.
Mesleğimiz gereği birçok toplantıya katılıyor; bazen konuşmacı, bazen de dinleyici olarak toplulukların içinde oluyoruz. Son dönemde toplumda bir bıkkınlık, "Nasıl olsa değişmiyor, değiştiremiyoruz" tavrının giderek arttığına tanık oluyoruz Türkiye'nin daha sağlıklı büyümesi ve insanların geleceğe güven duyabilmeleri için iyi yetişmiş yargıç ve savcılara çok önemli görevler düşüyor.
* * *
Türk adaletinin toplumdaki güven duygusunu yeniden tanımlamaya ihtiyacı bulunmaktadır.
Türkiye'deki her kurum gibi, yargıda da eksiler ve eksiklikler var.
Ama en önemli görev adalet reformunu yapmak durumundakilere düşüyor. Oysa ülkemizde siyasetçiler, adım atmak yerine şikayet etmeyi tercih ediyorlar.
Şikayet edince de; fotoğraf değişmiyor. Evet, Türkiye'nin ön önemli problemi işsizlik... Ama bence işsizlik kadar adalet reformu da listenin en başında yer almalı.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|