Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 11 Haziran 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Artık İstanbul'suz yapamıyorlar

Yönetmen Fatih Akın ve vurmalı sazlar ustası Burhan Öçal üç yıl önce arkadaş olmuşlar. "Duvara Karşı"da beraber çalışacaklarmış ama programları uymamış. Akın'ın yeni projesi "İstanbul'un Sesi"nde ise Öçal, arkadaşının yanında olacak. Ama ikilinin asıl ortak noktası İstanbul ve Beyoğlu.

AHMET TULGAR

İkisi de sokak çocuğu. İkisi de Batı metropollerinin sokaklarında epey kaldırım tepmiş, taban eskitmiş. İkisi de iki kültürlü. Biri Alman, biri İsviçre pasaportuyla cepte, ülkeden ülkeye dolaşıyor. Ama her yere en fazla bu ülkeden, Türkiye'den aldıklarıyla, Türkiye'den kendilerine gelenle, kalanla gidiyorlar galiba. Öyle diyorlar.
Sokağın samimiyeti, sevgisi ve şiddeti ile yoğurdukları, iki kültürün geniş alanında kotardıkları ürünleriyle dünya çapında bir şöhreti yakaladılar: Film yönetmeni Fatih Akın ve vurmalı çalgılar virtuozu Burhan Öçal.
Tutumlarında, davranışlarında hemen göze çarpan farklar da yok değil tabii: Akın iyice çelebi. Giyim kuşamından başlayarak bütün üslubuna, stiline içselleştirmiş tevazusunu. Öçal da samimi, sıcak ama serseri bir şıklığı da elden bırakmıyor. Daha dışadönük, kendini anlatmayı seviyor. Akın ise neredeyse utanıyor işinden söz ederken.
Thomas Mann, "Bir sanatçı dünya üzerinde ne kadar büyük bir üne sahip olursa olsun, hep çıkıp geldiği küçük şehirde, memleketinde kendisi için ne düşünüldüğünü, ne konuşulduğunu merak eder" diyor.
Bu ikisinin has memleketi, köyü de Beyoğlu olmalı. İkisi de dönüp dolaşıp buraya gelmek istediklerini, buradaki dinamizmin ve çeşitliliğin onları çektiğini söylüyor.
Fatih Akın ile Burhan Öçal, "Duvara Karşı" filmi henüz proje aşamasındayken tanışmış ve hızla arkadaş olmuşlar. Aynı Alman menajerle çalışıyorlar. Akın, "Duvara Karşı"nın müziklerini Öçal'ın yapmasını çok istemiş. Ama işte konser programları, ajanda uyuşmazlığı derken, olmamış bu işbirliği.
Akın tam bir müzik manyağı. Ve hayran Öçal'a. Yeni projesi için de Öçal'dan destek alıyor. Yeni proje şu: "The Sound of İstanbul (İstanbul'un Sesi)". Evet, Akın şu sıralar elde kamera, İstanbul'da müziği takip ediyor.
Buluştuğumuz Asmalımesscit'teki Yakup'a (İstanbul'un dünyaca ünlü meyhanesi) gelmeden Orhan Gencebay ile görüşmüş.

Neden Beyoğlu?
Fatih A.: Çünkü bütün piyasa burada. Her yere yakın sonra.

Ama buradaki yaşam tarzı da sizinkiyle örtüşüyor galiba.
Fatih A.: Tabii. Gece geç vakte kadar burada eğlenip, takılıp, sonra taksiyle Merter'deki akrabaların evine gitmek olmaz. Gündüz gel, burada çalış, sonra o kadar yola git. Bu yüzden Büyük Londra Oteli'nde kalıyorum.

Sadece bunu kastetmedim. Yani sizin stilinizle Beyoğlu'nunki benzeşiyor.
Fatih A.: Kesinlikle.

Bir sanatçı olarak nasıl etkiliyor sizi Beyoğlu?
Fatih A.: Besliyor, besleniyorum yani. Sokaklarda dolaşırken sürekli yeni fikirler doğuyor bende. Bir anda. Başka yerde böyle olmaz. Her şey var burada. Her şeyin aşırısı var burada. Güzel şeylerin de aşırısı var. Kadın görüyorsun mesela yolda, aşırı şekilde güzel.
Burhan Öçal: Tabii işte. Aynen böyle. Bende de böyle bir etki yapıyor Beyoğlu'nun kızları.
Fatih A.: Çirkin bir şeyin de aşırı derecede çirkini oluyor burada. Aşırı zengin, aşırı fakir. Her şeyin aşırısı yani. Büyük farklılıklar var. Aşırılığımızı biraz daha artırıyor Beyoğlu. Bütün renkler daha aşırı burada. Kırmızılar daha kırmızı, yeşiller daha yeşil. Bir sinemacı için bundan iyisi olabilir mi?

"Müzik hayatın yemeğidir yani. Ben müzikle yazıyorum"
Arkadaşlığınız nasıl başladı?
Fatih A.: Biz "Duvara Karşı"da tanıştık.
Burhan Ö.: Tabii o sırada film daha proje aşamasındaydı. Üç yıl önce. Bana kitap (senaryo) üç yıl önce geldi.

Yani ilk adım Fatih'ten geldi, öyle mi?
Fatih A.: Ben bunu buldum. Neredeydi o? Almanya'da mı?
Burhan Ö.: İsviçre'de. Telefonlar gelmeye başladı bana Fatih'ten. Filminin müziklerini yapmamı istiyordu.
Fatih A.: Tabii, ben Burhan'ı tanıyordum müzisyen olarak. CD'lerim vardı Burhan'dan. Tanışmak istedim, çalışmak da istedim.
Burhan Ö.: Program uyuşmadı. Ama Fatih uğraştı epey. Buluşuyorduk, sonra kontakt kayboluyordu, sonra bir partide tekrar karşılaşıyorduk. Yine bir yol arıyorduk beraber çalışmak için. Ama olmadı.

Peki, sonra filmi izleyince pişman olmadınız mı? "Ben yapsaydım müzikleri daha iyisini yapardım" demediniz mi?
Burhan Ö.: Ben yapsam daha farklısını yapardım. Ama filminkiler de iyiydi. Ben "Her işte bir hayır vardır" derim. Ama inşallah başka bir projede beraber çalışırız.
Fatih A.: Şimdi benim yeni projemde beraber olacağız.

Herhangi bir sinemacıdan daha fazla ilgilisiniz müzikle, değil mi?
Fatih A.: Müzik, hayatın yemeğidir yani. Her gün, her saat müzikle uğraşıyorum. Müzikle yazıyorum. "Duvara Karşı"yı yazarken mesela bir CD yaptık, "senaryo soundtrack"i yani. Eskiden filmi yapardık, "şurada şu müzik olabilir", "burada şu müzik olabilir" derdik. Şimdi ilk defa bu filmde müzik belliydi ve ona göre çektik.

Çantanızda iki kamera ile dolaşıyorsunuz. Yeni film için hazırlık mı?
Fatih A.: İşte yeni bir şey çekiyorum şimdi.

Ne çekiyorsunuz?
Fatih A.: İstanbul'un müziği üzerine bir belgesel. Adı da "The Sound of İstanbul". Epeydir istiyordum bu filmi çekmeyi ama prodüktörlere gittiğimde anlamıyorlardı İstanbul'un müziğinin ne olduğunu. Tabii, kolay değil, 90 ya da 100 dakikalık sinema formatında bir belgesele destek bulmak. Ama bu Berlin'deki ödülden sonra bir şeyler değişti, bu işler daha kolay artık.

Nasıldır İstanbul'un sesi?
Fatih A.: Araştırıyorum işte, onun peşindeyim, daha tam çözemedim.

Burhan, size göre nasıldır?
Burhan Ö.: Avrupa'da 12 tonluk modal sistem vardır, burada 24 tonluk bir modal sistem var. Ama İstanbul'da bu 24 tonluk modal sistemin de dışına çıkılıyor, binlerce modluk ses sistemi yaratılabiliyor, o kadar çok ses var yani.

"Bir kadın tarafından hayatımda ilk kez bu reklam filminde reddedildim"
Röportaja Orhan Gencebay'ın yanından geldiğinizi söylediniz. Nasıl karşıladı sizi Gencebay?
Fatih A.: Tabii, bunların hepsi sanatçı, hepsine korkunç saygım var. Onları işlerinden alıkoymak da istemiyorum. Kapmaya çalışıyorum onlardan bir şeyler.

Ne kaldı sizde Orhan Gencebay'la sohbetinizden? Ne anlattı size?
Fatih A.: İlginç, ilginç şeyler. Müzik kültürü, uzun uzun yani. İşte onların peşindeyim şu anda. Burhan da çok yardım edecek bana bu işte.

Bir diyet bisküvi markasının reklam filminde oynadınız, Burhan. Ve film bu hafta televizyonlarda dönmeye başladı. Memnun musunuz?
Burhan Ö.: Evet, güzel oldu. Bu hafta yayına girdi. Arkadaşlarım benden intikam aldılar. Bir kadın tarafından hayatımda ilk kez bu reklam filminde reddediliyorum. Bence Fatih reklam filmi yönetmenliği de yapmalı.

İster misiniz, Fatih?
Fatih A.: Hiç reklam çekmedim ama.

Ben bu işin Fatih Akın'a uyacağını sanmıyorum.
Burhan Ö.: Öyle bir yapar ki Fatih o işi.

Hayır, yapamayacağından değil, onun alternatif, protest, sokak çocuğu imgesine uymaz gibi geliyor bana bu kadar ticari bir şey yapmak.
Burhan Ö.: Tabii o Fatih'in bileceği iş. Ama yapsa tam damardan girer.
Fatih A.: Her şey bu yani, buna dayanıyor sonunda, (eliyle para işareti yapıyor) paraya.

Fatih: "Buradaki 'akıntıdan' bir şeyler kapmaya çalışıyorum"

Burhan: "Buradaki alkıştan tatmin oluyorum"

Türkiye kamuoyunun, Türkiye'deki seyircinin, dinleyicinin sizin için özel bir önemi söz konusu mu?
Burhan Ö.: Ben buraya gelince ölürüm heyecandan. Korkudan değil, heyecandan. En iyisini vermek isterim. Yurtdışında, Amerika'da çok güzel alkışlar alıyorum ama bana kısmen sentetik geliyor, suni geliyor, tatmin olamıyorum. Burada çaldığım zaman aldığım alkışlar organik oluyor, hakikisi, gerçeği, orijinali. O zaman mutlu oluyorum. Benim için artık öncelik İstanbul.
Fatih A.: Benim burada çevrem var, arkadaşlarım var. Gidip geliyorum, takılıyoruz da. Geçen temmuzda mesela buraya geldim, yanımda "Duvara Karşı"nın kaba montajı vardı. Buradaki arkadaşlarıma, çevreme gösterdim. Ve onların filmin bitmiş haline çok büyük, çok önemli bir etkisi oldu. Çünkü onlar İstanbullu, ben İstanbullu değilim. Çok seviyorum bu şehri ama İstanbullu değilim. Onlar her gün burada ve Beyoğlu'nda, Cihangir'de, Tünel'de yaşıyorlar. Ve onların hepsi film insanı değil. Barmeni de var, garsonu da var, şusu da var, busu da var. Onlara izlettim filmi önce. Tabii filmin Türkiye'deki kısımları için söylüyorum bunu. Almanya'daki kısımlarını da Alman arkadaşlarıma izlettirdim.

Berlin Film Festivali'ndeki başarınızdan sonra Türkiye'deki yapımcılardan teklif aldınız mı?
Fatih A.: Evet. Her yerden teklif geliyor. Amerika'dan da geliyor.

İkiniz de sürekli projeden projeye koşuyorsunuz. Bir filmin ya da albümün, konserin başarısından sonra durup bir keyfini sürmez misiniz?
Fatih A.: Biz herhalde yaptığımızı yapamazsak ölürüz, değil mi Burhan?
Burhan Ö.: İkimiz de Cermen kültürü aldık. İkimizde de kültüre ve sanata karşı sensibilite (duyarlılık) var. Buradaki birçok sanatçı yaşadıklarının, geçmişteki veya gelişmekte olan kültürel aktivitenin farkında değil. Biz burada Batılı gözüyle, kulağıyla bir hassasiyet gösteriyoruz. Bizim zengin, şöhretli olmak gibi hedeflerimiz olmadı.

Fatih, siz Almanya'da doğup büyümüşsünüz. Peki buradayken Almanya'yı özlemiyor musunuz?
Fatih A.: Kaç günlüğüne geliyorum ki ben buraya? Birkaç ayda özlemiyorum tabii. Çekimler sırasında özlüyorum. "Evime gitsem, yatağıma yatsam, insanlardan kurtulsam" falan yani, o türlü bir şey. Zaten hafta sonu mesela işim olduğu için Hamburg'da olacağım. Mesafeler gittikçe kayboluyor yani, bu globalizm sahiden var yani. Eskiden neydi o, üç gün arabayla, beş gün arabayla.

Fatih, filminizdeki o şiddetli ve çok başarılı Beyoğlu sahnelerini çekmeden önce bu sokaklarda çok vakit geçirdiniz mi?
Fatih A.: Tabii. Zaten bu film sivilce gibiydi. Kabardı yani. Takıl, takıl, takıl. Beyoğlu'na takıl, başka yerlere takıl. Patlıyor yani, bastırıyorsun, bastırıyorsun patlıyor yani. Bu film de böyle sivilcenin patlaması gibiydi yani.

Nasıl burada gençlerin size ilgisi?
Fatih A.: Bir şeyler oluyor yani, ne bileyim yani. Oluyor bir şeyler, bana öyle geliyor yani.
Burhan Ö.: Evet, evet oluyor.
Fatih A.: "Akıntı" filan var yani. O "akıntıdan" bir şeyler kapmaya çalışıyorum. Pat diye gelmedim buraya, hemen yakalayıp da bir şeyler, çekip gitmek için. Sonra ben buraya film yapacağım diye gelmedim. Sadece neler oluyor diye görmek için geldim. Ama çakıldım buraya, Beyoğlu'na. Arkadaşlarım, çevrem filan var burada. İşte onları göre göre, onlarla takıla takıla bir şeyler çıkarıyorum.

Burhan, bir müzisyen olarak sizi nasıl etkliyor Beyoğlu?
Burhan Ö.: Şimdi nasıl Fatih, Beyoğlu'nu herkesten güzel çektiyse, ben de diyorum ki, buradaki müzisyenler dibinde yaşıyorlar müzik için gerekli materyalin ama bu materyali pek kullanmıyorlar.

Fatih Akın: "Bu şehri bir kadını sever gibi seviyorum"

Sinemalarda mı gösterilecek bu belgesel?
Fatih A.: Seneye Berlin Film Festivali'nde gösterilecek. Uzun süredir yapmak istiyordum. Benim için çok özel, kişisel bir proje.

Aslında bir sinemacının daha çok dramaları için "kişisel" demesi beklenir.
Fatih A.: Evet ama bu bir aşk. Ben bu şehri seviyorum.

Aşkınız İstanbul mu yani?
Fatih A.: Evet. Bu şehri bir kadını sever gibi seviyorum yani. Karı gibi.
Burhan Ö.: Bence de bu şehirdeki bir virüs buraya hasta ediyor herkesi. Eğer İsviçre'den dönüp bu virüsü almasaydım çalışamazdım ben. O kadar çok seyahat ediyorum, mesela adam karısını özler, karısını, çoluğunu çocuğunu, sevgilisini özler, pat diye buraya geliyorum. Hiçbir yer açmıyor beni artık.

PAZAR
Artık İstanbul'suz yapamıyorlar
Baba oynayacak, oğlu yönetecek
Dünyayı turlayanlardan Koç'a öneriler
Ünlü reklamların Türk yönetmeni
Rönesans tablolarında UFO'lar varmış!
"Cenazeden kafamı kaldıramıyorum"
Tuzlu suda yüzün, sıtma aşısı olun
Hasta ve okullu!
"Aldatıyorum, vicdan azabı çekiyorum ama mutluyum"
"Kaymak gibi" içkiler...
Vekilliğin sırrı: Seçmenden kopmamak
Şenliğin bütün geliriyle öğrenciye burs veriyorlar
Ancyra sofralarımızda
Uçuş coşkusu... Uçak kuşkusu...
Paris'te bir "Paris lokantası"
İmtihanda başarılar
İyilik yap, piyasaya at
"Siz bu oyunda Bolşeviklik görmediniz mi?"
Bilmediğimiz Bizans





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yasemin Çongar
© 2004 Milliyet