|
 |
|
|
İmtihanda başarılar
Önümüzdeki pazar günü 2 milyona yakın gencimiz üniversite giriş sınavında ter dökecek. Ama sorun bununla bitmiyor. Maalesef üniversitelerimiz birkaçı hariç üstün yetenekli gençlerimizi değerlendiremiyor
Fax: (0312) 427 20 64
Yakın gelecekte Türkiye nüfusunun en kalabalık kesimi bebek ve okul çocukları değil, yükseköğrenim gençliği olacak. Artık doğum oranı düşüyor. Bu noktada üçüncü dünya denen problemli ülkelerin dışındayız. Ama genç nüfusumuz dolayısıyla da Avrupa'dan, özellikle AB'ye yeni giren Doğu Avrupa ülkelerinden çok farklı bir yerdeyiz. Bu asrın ortalarında dinamik nüfuslu bir ülke olarak ihtiyar Avrupa'nın gıpta edeceği konuma geçiyoruz. Pek telaffuz etmiyoruz ama avantajlı bir durumdayız: Nüfus zenginliktir, en önemli üretim aracıdır ve bu asli zenginliğe sahibiz. Oysa biz bunu bir sorun olarak görüyoruz.
Önümüzdeki pazar 2 milyona yakın gencimiz üniversite giriş sınavları denen cendereye sokulacak. Maalesef büyük çoğunluğu üniversiteye kabul edilemeyecek, edilenlerin de önemli bölümü istemediği yerde ömür törpüleyecek. Bu işin tatsız yönü. Gençliğin azınlığı ise Avrupa gençliğinden daha farklı, küçük sınıflı bol imkanlı birkaç üniversitede okuyacak. Şu kadarını söyleyelim: Bu gruba girenler, paralarından çok yetenekleri olan gençlerdir. Tanzimat'tan beri Türkiye eğitiminde yetenekli gencin elinden hep tutulmuştur. Tahsil görecekleri birkaç üniversitemiz, ister devlet ister vakıf üniversitesi olsun, Avrupa kıtasının ötesinde ABD ve İngiltere, doğuda İsrail ve Japonya'daki üniversiteler ile kıyaslanacak durumdadır. Diğer üniversiteler ile aradaki uçurum kaçınılmaz. Bunu silmek mümkün değil, düzeltme yoluna gitmeliyiz. Yeni üniversite yasası etrafındaki kavgalar seçkin eğitimin korunması, mevcutların bir parça düzenlenmesi ile ilgili değil. Türkiye'yi yönetenler, hatta birçok üniversite öğretim üyesi üniversitenin ne olduğunu pek anlamış değil; ama şükür anlayanlar var ve bu az sayıdaki insanın etkili oldukları ve bizzat gerçekleştirdikleri eserler de var.
Avrupa'nın üniversiteleri bizdeki ekseri yüksek eğitim kurumlarıyla paralel giden bir yapıda; kalabalık öğrenci, az sayıda öğretim üyesi ve laboratuvarsız, kütüphanesiz, kötü tuvaletli, kötü yemekhaneli görünümleriyle yaşama savaşı veriyor.
Birinci görünümle tam bir tezat teşkil eden ikinci bir sorunumuz var; üniversitelerimiz birkaçı hariç üstün yetenekli gençlerini değerlendiremiyor. Hatta bu gibi kurumların doğmakta olan ananesini yıkmışlardır. En hazin örneği Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'dir. Tıp fakülteleri, mühendislik fakülteleri bilhassa 1980'den sonra aralarında hiçbir hiyerarşi olmadan kalabalık sayıda öğrenci alıyor ve bunlar maalesef kıt kaynaklı eğitimle bilimden soğutuluyor. İyi bir eğitim ağı, iyi öğrencileri yani geleceğin bilim adamlarını kayırır; yaşama ve çalışma şartlarını en mükemmeliyle hazırlar. Ona dünyayı kavraması için sınırsız seçenek sunar. Bu imkanları her öğrenciye sağlayamayız ama hak edene sağlamak zorundayız. Türkiye üniversitelerinin sosyal bilimler alanında başarı sağlaması zor; zira buna yönelik lise eğitimi yok. Küçük yaştan itibaren diller eğitimini alamayan bir gençlik üniversitede iyi bir tarih, filoloji, hukuk, hatta ilahiyat eğitimi alamaz. Ne şiş yansın ne kebap oportünizmi ile sekiz yıllık eğitime geçen milli eğitimimiz
imam-hatipleri kaldırma programıyla konservatuvar, sanayi, hatta yabancı okulların yabancı dil eğitimini de baltalamıştır. Hazırlıksız ve samimiyetsiz bir düşünceden tutarlı bir eylem bekleyemeyiz.
Önemli bir sorun üniversite öğrencisinin geleceğin aydını olarak düşünülmemesidir. Küçük vilayetlerin küçük merkezleri hatta kasabaları üniversite istiyor. Bunun ilim irfan aşkından çok alışveriş ve kira gelirlerini artırmak için istendiği açıktır. Yurttaşlarımız birtakım çokbilmişler tarafından "Çocuğunuz sizin yanınızda okuyup büyük şehirde heder olmayacak" vaadiyle sürükleniyor. Oysa sayılar ortada: Taşralı çocuk baba ocağında okumayı pek sevmiyor. Büyük şehri kazanan hemen gidiyor. Aydın sınıfımızın üyeleri büyük şehirdeki üniversitelerde yetişmelidir. Bu doğal ve sağlıklı bir gelişmedir.
Şu anda bize Avrupa eğitimine göre üstünlük veren ve dış dünyayla yarışmamızı sağlayan genç teknisyenler ordusu az öğrencili
bol imkanlı üniversitelerimizde yetişmiştir. Bunların dördü devletin, bir veya ikisi vakıfların kurduğu üniversitelerdir. Bu kurumlar eşitsizliği temsil etmiyor çünkü yetenekli ve zeki çocuk nadir yetişiyor ve dikkatle eğitilmesi gerekiyor.
Pazar günü sınava girecek gençlere, gönüllerine ve yeteneklerine göre öğrenim imkanı dileriz.
|
|
|

|