Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 11 Haziran 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Siz bu oyunda Bolşeviklik görmediniz mi?"

Size bu hafta tiyatroculuğumun ilk yıllarında Beckett'in bir oyununu sahnelerken başımıza gelen bir olayı anlatacağım


Hafta içinde Manfred telefon etti. Manfred Bormann. Liseden sınıf arkadaşım. Mezun olduktan sonra ABD'ye yerleşmişti. Yıllardır birbirimizi gördüğümüz yok. Tiyatro Şenliği için gelmiş Türkiye'ye. Yine görüşemedik ama hiç olmazsa birbirimizin sesini duyduk.
O da benim gibi geçmişe gitmiştir mutlaka. Okul sıralarına. Tiyatroculuğunun ilk yıllarına.
Kitap yazısı olmasın bu hafta.
O yılların bir anısından söz edeyim. Kibrit kutularındaki ağaç resimlerinde, dalların arasında Marx'ın profilinin; soyut tablolarda orak-çekiçlerin arandığı yılların bir anısından.

* * *

1958. Robert Kolej'de son sınıf öğrencisiyim. Hazırladığımız bir oyunu nisan tatilinde turneye götürmeye karar verdik. Atlayıp trene, yola koyulduk. Kütahya'da, sonra Manisa'da oynayacağız. Dokuz kişiyiz. Aramızda Manfred ile şimdi nerelerde olduğunu bilmediğim Berent Enç var.
Kütahya'ya geldik. Berent'in bir arkadaşıyla birlikte çevirdiği, Manfred'le daha önce İstanbul'da, üniversitelerarası bir tiyatro şenliğinde oynadıkları bir oyunu sahneleyeceğiz. Samuel Beckett'in (o zamanlar, bizim aramızdaki adıyla İsmail Behçet'in) "Oyunun Sonu" (Fin de Partie) oyununu sunacağız. Sunduk da. Büyük ilgiyle karşılandı.

* * *

Bu arada bir şey düşünmüştük. Beckett'in oyunu sıra dışı bir yapıt olduğundan, seyircilerle biraz sohbet etmek, onların sorularını yanıtlamak yararlı olabilirdi. Perde kapanınca, dileyen seyircilerin salonda kalabileceğini belirttik. Kimse yerinden kalkmadı. Sahneye ben çıktım. Söyleşiyi yönetecektim. Birkaç seyircinin sorusundan sonra, ön sırada, ortada oturan bir adam, "Siz bu oyunda Bolşeviklik görmediniz mi?" diye gürledi.
Yandık! Dönem, Demokrat Parti dönemi!
"Görmedik" dedim. "Görseydik buraya getirmezdik." Sonra yanımdaki Kütahyalıya eğilip "Kim bu adam?" diye fısıldadım. Kütahyalının sesi titriyordu: "Vali."
Yandık ki tam yandık! Salonda buz gibi bir hava. "Madem öyle düşünüyorsunuz, bunu konuşalım" dedim valiye. "Bunu yarın makamımda konuşacağız" dedi.

* * *

Ertesi sabah erkenden, misafirhanenin kapısına koca bir otobüs dayandı. Dokuz kişi otobüse bindik. Doğru Vilayet'e.
Valinin odasına aldılar bizi. Vali masasının başında oturuyor. Önünde Beckett'in oyununun bir gece önce bizden aldırdığı kopyası. Gözleri ateş saçıyor hâlâ. Bir süre bizi, Beckett Bolşeviklerini süzdü. Sonra "Oturun" dedi. Bir tomar kağıt çekti önüne. Bana döndü: "Adın?"
Kimliğimi, babamın işine kadar saptadı. Aynı soruları arkadaşlara da sordu. Sıra Manfred'e geldi.
"Adın?"
"Manfred."
"Harf harf söyle."
Manfred adını kodladı.
"Soyadın?"
"Bormann."
Vali başını kaldırıp gülümsedi.
30 saniye kadar Manfred'i süzdü.
"Babanın adı?"
"Max."
"İşi?"
"Propagandist."
Kalemi fırlatıp masaya attı vali. "Demek propagandist. Ne propagandası yapar?" "İlaç satar" dedi Manfred. Besbelli düş kırıklığına uğramıştı vali, oyunun çevirisini çekti önüne. Dersini iyi çalışmış. Neredeyse her satırın altını kırmızı kalemle çizmiş. Bir cümle okudu. "Bu ne demek?" Açıklamaya çalıştık. Konuşma "aynen" şöyle sürdü:
"Yaa, bu o mu demek?" dedi vali.
"Evet, o demek."
"Demek o demek?"
"Peki, sizce ne demek?"
Vali yanıt vermedi, bir başka cümleye geçti. Beckett'in Bolşevikliğini mutlaka kanıtlayacak.
Sayfalar çevrildi, "Bu ne demek"ler sürdü. Bir ara, "Bu oyun dünyanın birçok ülkesinde oynandı" dedim. "İstanbul'da da oynandı. Bunu böyle anlayan ilk kişi sizsiniz."
Vali pek memnun oldu. Keyifle güldü. Kimsenin kuşkulanmadığı katili yakalayan Hercule Poirot'ydu sanki.
Dördüncü saatin sonunda, "Biraz sonra trenimiz kalkıyor" dedim. "Manisa'ya gideceğiz. Bizi burada misafir mi ediyorsunuz, gitmemize izin verecek misiniz?" Vali gönülsüzce ayağa kalktı. "Peki, gidin" dedi, "Ama soruşturma sürecek."
Trene bindiğimizde, haberi kim ulaştırdıysa, İstanbul'a ulaştırmıştı bile. Ertesi gün Dünya gazetesinde Bedii Faik'in vali için zehir zemberek bir yazısı yayımlanacaktı. Vali, Bedii Faik'e yanıt verecek, tartışmalar bir süre kesilmeyecekti.
Trenimiz Manisa'ya varınca, istasyonda bizi karşılayanlar arasında bazı "sivil"ler de vardı. Dosdoğru Vilayet'e götürüldük. Manisa Valisi, Onat'ın akrabası olduğunu sonradan öğrendim İbrahim Tevfik Kutlar, "Kütahya valisi telefon etti" dedi. "Sizde tehlikeli bir oyun varmış."
Anlattık. Bize birer çay ısmarladı. "Siz haklısınız tabii" dedi gülerek. "Yine de bu oyunu oynamayın. İki vilayetin arası açılır." n

PAZAR
Artık İstanbul'suz yapamıyorlar
Baba oynayacak, oğlu yönetecek
Dünyayı turlayanlardan Koç'a öneriler
Ünlü reklamların Türk yönetmeni
Rönesans tablolarında UFO'lar varmış!
"Cenazeden kafamı kaldıramıyorum"
Tuzlu suda yüzün, sıtma aşısı olun
Hasta ve okullu!
"Aldatıyorum, vicdan azabı çekiyorum ama mutluyum"
"Kaymak gibi" içkiler...
Vekilliğin sırrı: Seçmenden kopmamak
Şenliğin bütün geliriyle öğrenciye burs veriyorlar
Ancyra sofralarımızda
Uçuş coşkusu... Uçak kuşkusu...
Paris'te bir "Paris lokantası"
İmtihanda başarılar
İyilik yap, piyasaya at
"Siz bu oyunda Bolşeviklik görmediniz mi?"
Bilmediğimiz Bizans





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yasemin Çongar
© 2004 Milliyet