|
 |
|
|
Türkiye'nin temelleri
TRT'den Kürtçe yayın yapılması, eski DEP milletvekillerinin tahliye edilmesi gibi gelişmelerin ışığında Türkiye'nin genel durumuna ve gidişine bakınca akla şu soru geliyor:
"Yaşananların bugün ve gelecek için siyasi anlamı nedir?"
Yanıt, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleriyle ve kuruluş felsefesiyle doğrudan ilişkilidir. Atatürk'ün, bir imparatorluğun küllerinden, değişik etnik kökenlere sahip olsalar da Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı birlikte kazanmış Anadolu halkından bir "ulus" ve bir "ulus devlet" yaratma projesiyle yakından ilgilidir.
Gelişmelerin, Türkiye'nin temellerini, kuruluş felsefesini, Atatürk'ün uluslaşma ve ulus devlet oluşturma düşüncesini zedeleyen nitelikte olduğunu kabul etmek gerekir.
Yaşadıklarımızın bugün ve gelecek için siyasi anlamı budur...
Leyla Zana ve arkadaşlarının 10 yıla yakın bir süre tutuklu ve hükümlü olarak cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmelerinin insani boyutu; Kürtçe televizyon yayını ve öğrenim olanağı sağlanmasının kültürel ve yine insani boyutu ayrı bir konudur. Olayların bu boyutları insani ve demokratik haklar bakımından destek gören yönleridir.
Ancak, gelişmelerin siyasi yönü farklıdır...
Türkiye'nin bu gelişmelere yol açan kararları, AB'nin koşulları olarak yerine getirdiği bir gerçektir. AB - ABD kıskacında, AB'ye kilitlenmiş Türkiye'ye karşı, öne sürülen koşullar bir bir yerine getiriliyor. Bu koşulların sadece AB tarafından gündeme getirildiği için kabul edildiğini belirtmek eksik olur. Bu, olayın bir yönüdür. İkinci yönüyse, PKK'nın terör dönemiyle başlatıp geliştirdiği siyasallaşma sürecinde hep gündemde tuttuğu siyasal nitelikli talepler oluşudur. Bu süreçte AB ve PKK'nın talepleri örtüşmüş ve paralel biçimde Türkiye'nin önüne konulmuştur. PKK'nın, AB üyesi komşumuz Yunanistan başta olmak üzere yaşadığımız süreç boyunca Avrupa ülkelerinden savaş araç gereçleri ve politik destek ve koruma gördüğü de bir gerçektir.
Bu açıdan bakıldığında, cephede Türk Silahlı Kuvvetleri'nin etkisiz hale getirmeyi başardığı PKK'nın, siyasi alanda hedeflerinin çoğunu, AB'nin estirdiği rüzgar ve baskılarla birlikte gerçekleştirdiği söylenebilir.
Olayı sadece insani, demokratik, kültürel haklar olarak görmek ve savunmak kolaydır ama bu yaklaşım, gerçeğin tümünü kapsamayan bir yaklaşımdır. Bir diğer deyişle, biraz kendini, biraz kamuoyunu kandırmaya yönelik kalır.
Gelişmelerin siyasi boyutu ve anlamı göz ardı edilerek, düğün - dernek - türkü - folklor çerçevesindeymiş gibi görülüp gösterilmesi gerçekçi değildir. Kültürel zenginliklerin yaşatılması ve yaşanması çerçevesiyle sınırlı bir yaklaşım farklıdır, bunun siyasi zemine taşınması, ayrı bir ulus bilinci ve siyasi coğrafya yaratılması hedefi farklıdır. Yaşadığımız bunca olaydan ve siyasi yapının aldığı şekilden sonra, bu talep ve kararların siyasi olmadığını söylemek, gerçeği görmemek veya görüp inkar etmektir.
PKK'nın, Kürt vatandaşları devletten soğutup ayrı bir ulus bilinci ve buna uygun siyasi akım yaratma hedefine ulaşmadığı veya yaklaşmadığını söylemek zordur. Bu hedefin gerçekleşmesi veya bu hedefe yaklaşmasında AB'nin desteği büyük olmuştur...
Türkiye Cumhuriyeti'ne kuruluşundan beri laik niteliği ve üniter yapısı itibariyle itiraz eden, biri din, diğeri etnik temelli akımların siyasi alanda mesafe kat ettiklerini görmezden gelmek aldatmaca olur.
Türkiye'nin bu noktaya gelmesinde Doğu ve Güneydoğu konusunda on yıllardır izlediği politikaların, yaratılan sosyoekonomik uçurumların sorumluluğu da elbette yadsınamaz.
Ancak, Türkiye'yi son 20 yıllık süreçte sürekli savaşta tutan ve Soğuk Savaş sonrası dönemde hızlanan gelişmelerin sonunda yaşananlar, Türkiye'nin kuruluş felsefesine, temellerine karşı siyasi sonuçlar doğurmaya başlamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, ulusal bütünlüğü başta olmak üzere, temel nitelikleri açısından geleceğe dönük olarak bu gelişmelerin üzerinde durmak ve iyi değerlendirmek zorundadır.
Aksi bir tutum, başını kuma gömmek olur...
fbila@milliyet.com.tr
|
|
|

|