|
 |
|
|
Eğer AB olmasaydı?..
AÇIK konuşalım: Eğer AB olmasaydı, bütün bunlar olur muydu? Yani Türkiye, öylesine kapsamlı bir reform programına girişir, bu kadar yasayı değiştirir, bunları hayata geçirmek için bu derecede çaba harcar mıydı?
Hepimiz biliyoruz ki, şayet AB ile bütünleşme arzusu ve kısa vadede üyelik müzakereleri için tarih alma hedefi olmasaydı, bu önemli değişiklikler öylesine baş döndürücü bir hızla gerçekleşmezdi. Nitekim şimdi birçoğumuz "Keşke bu işleri başkaları söylemeden, biz daha önce kendimiz yapsaydık" demiyor mu?
* * *
AB'ye girmek, Avrupa standartlarına ulaşmak hedefinin, son zamanlarda reform bağlamında atılan önemli adımlar için başlıca motivasyon oluşturduğu bir gerçek.
Statükoyu korumak isteyen veya AB ile bütünleşmeyi riskli sayanlar, reformların gerçekleşmesinde "AB faktörü"nün oynadığı rolü, bir dayatma olarak görebilirler.
Örneğin, dört eski DEP milletvekilinin tahliyesiyle ilgili kararı ele alalım: Bağımsız yargının bu kararıyla AB'den gelen istekler (veya "baskılar") arasında gerçekten "direkt" bir ilinti olmayabilir. Ama "AB faktörü"nün devletin çeşitli kurumlarında - aynen toplumda olduğu gibi - köklü bir zihniyet değişikliğine yol açtığı açık. Türkiye artık bu tür kararları ve uygulamaları kendi inisiyatifiyle gerçekleştirecek düzeye ve olgunluğa kavuşmuş bulunuyor...
* * *
ASLINDA reform yoluyla çağdaşlaşma, Türkiye için yeni bir hedef değil. Bu akım ta Tanzimat döneminden başlar. Cumhuriyet döneminde, "muasır medeniyete ulaşmak" için "inkılaplar"ın yaşama geçirilmesiyle devam eder.
Yani Türkiye'de bu süreç, kendi iç dinamikleriyle, çok yıl önce başlamıştır. Bölgede (ve özellikle İslam dünyasında) pek çok ülke, Batı'daki çağdaşlaşma hareketlerinin seyircisi kalırken, Türk ulusu - kendi coğrafyasından, tarihinden, kültüründen kaynaklanan etkenlerle - bu yöndeki açılımlarını yapabilmiştir.
Türkiye'nin çağa ayak uydurma çabalarında, "dış motivasyonlar"ın etkili olduğu bir gerçek. Örneğin BM kurulurken ona hemen dahil olma arzusu, Türkiye'nin çokpartili sisteme geçişini hızlandırmıştır. Avrupa Konseyi gibi uluslararası örgütlerin içinde olmak, Türkiye'nin siyasal, sosyal standartlarını yükseltmesine yardımcı olmuştur.
Ve nihayet AB... Bu camianın içinde olmanın Türkiye için ifade ettiği anlam veya vizyon temel bir "stratejik hedefe" dönüşmüştür. Sonuçta "AB motivasyonu" Türkiye için, çağdaşlaşma yolunda hızla ilerlemesi için, bir fırsat olmuştur...
* * *
BÖLGE ülkelerinin çoğu, bu imtiyaza sahip değil.
G - 8'lerin toplantısı vesilesiyle anlaşıldı ki, Fas'tan Afganistan'a kadar uzanan geniş bölgede, modernleşme ve demokratikleşme hareketinin, bizzat bu ülkelerin inisiyatifiyle yürütülmesi, yani dıştan dayatılmaması isteniyor.
Doğru, demokrasi bölgeye "ihraç" edilecek bir meta değil. Değişim için her şeyden önce bu toplumların ve özellikle liderlerinin güçlü bir istek ve kararlılık göstermeleri gerekiyor. Bakalım G - 8'ler zirvesinde kurulmasına karar verilen "Demokratik Yardım Diyaloğu" adlı mekanizma, bu yönde bir "motivasyon" oluşturacak mı?
skohen@milliyet.com.tr
|
|
|

|