|
 |
|
|
Bu "ortaklığı" küçümsemeyin
Yirminci yüzyıl, zulmün, savaşların, kanlı devrimlerin ve askeri darbelerin çağıydı ama, esasen demokrasinin yüzyılı oldu. Demokrasi, Avrupa ve Latin Amerika'da istisna olmaktan çıkıp kurala dönüştü. Batı coğrafyasında demokrasi giderek yaygınlaştı; kurumsallaşarak derinleşti; liberalleşti.
Başlangıcı uluslararası terörle damgalanan yirmibirinci yüzyıl, demokrasinin yeni yeni ülkelerde yeşereceği bir yüzyıl olabilecek mi?
Terörün yenilmesi ve milyonlarca insanın mutluluğu, bu sorunun yanıtının olumlu şekilenmesine bağlı. Terörü besleyen coğrafyada (bir önceki yüzyılda demokrasinin siyasi, sosyal ve iktisadi altyapısını oluşturan reformlardan nasibini almamış olan Arap - İslam coğrafyasında) köklü değişim, yirmibirinci yüzyıl gündeminin belki de en kritik hedefi.
İşte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da "demokratik ortak" sıfatıyla bir bölümüne katıldığı Sea Island'daki G - 8 Zirvesi'nde atılan adım, bu hedefin dünyanın en ileri düzeyde sanayileşmiş yedi ülkesi, Rusya, bir bütün olarak Avrupa Birliği ve bir dizi bölge ülkesi tarafından da benimsendiğini ortaya koyması bakımından önemliydi.
Doğruya "doğru" demek
G - 8'de, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında reform girişimlerinin izlenmesi, özendirilmesi ve desteklenmesi konusunda uluslararası topluluğu harekete geçirecek bir ortak bildiri ve ona ek niteliğinde kapsamlı bir çalışma planı benimsendi.
Söz konusu coğrafya ile "İlerleme ve Ortak bir Gelecek için Ortaklık" öngören bu girişimi küçümsemek büyük hata olur. Bush yönetiminin politikalarına muhalefet etmek, Irak Savaşı'na tepki duymak ya da İsrail'deki Likud yönetimine öfkelenmek, Ortadoğu'da filizleri zaten var olan ve bölge halklarının özlemlerini kucaklayan bir reform gündemine dudak bükmeye yol açmamalı.
Geniş Ortadoğu'da reform girişimine "Bu işin başında Bush var" diye soğuk bakanlarımız, yani yanlış elçiden geldi diye doğru bir mesaja kulak tıkayanlarımız, hele hele Mısır ve Suudi Arabistan liderlerinin reforma "isteksizliğini" öne sürerek Türkiye'nin de bu işe sarılmaması gerektiğini söyleyenlerimiz, G - 8 Zirvesi'nin ürettiği belgeleri incelemeliler. Bu belgelerin ilham aldığı Tunus, İskenderiye, Ölü Deniz, Sana'a, Akaba belgelerinde, bölge ülkelerinin temsilcileri tarafından dile getirilmiş reform çağrılarına bakmalılar.
Başbakan Erdoğan'ın sözleriyle söyleyecek olursak, Sea Island'da, "Ortadoğu'nun barış, refah ve çağdaşlık coğrafyasına dönüşmesine destek olma" iradesi ortaya konuldu. Yine Erdoğan'a göre, bu bir "beşeri kalkınma ve demokratikleşme" adımı, bu yönde "ortak aklın oluşturulması" projesidir. Başbakan, G - 8'in ürettiği belgelerin içeriğinin, girişimle ilgili ilk başta yapılan olumsuz yorumlarla örtüşmediğini de söyledi.
Başbakan, bu sözlerinde haklı. Türkiye, bu projeye en başından taraf olmakla, doğru yaptı. Bu katılımıyla, "ortak aklın" şekillenmesine somut katkıda bulundu, hayata geçirilmesinde görev üstlendi, yirmibirinci yüzyılın belki de en önemli projelerinden birinin ortağı oldu.
Erdoğan'ın performansı
Sea Island Zirvesi ardından, zirvenin çalışmalarını yakından izlemiş bazı Batılı diplomatlarla sohbet imkanı buldum. Deneyimli bir Avrupalı diplomat, Başbakan Erdoğan'ın İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile "gerçek bir ahbaplık" kurduğundan, Alman Şansölyesi Gerhard Schröder'in DEP milletvekillerinin salıverilmesinden duydukları memnuniyeti Erdoğan'a yansıttığından, Başkan Bush'un Türkiye'yi öven sözlerinin artık Avrupalı kulakları tırmalamadığından dem vurdu ve "G - 8, Geniş Ortadoğu'da reformu konuşurken, Erdoğan'ın orada olmasının önemi konusunda ABD, Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere tam bir görüşbirliği içindeydi. Türk Başbakanı, etkili ve etkileyici bir performans gösterdi, önemli mesajlar verdi" dedi.
Erdoğan'ın Savannah'daki basın toplantısı, Başbakan'ın mesajlarının etkisi ve yerindeliği kadar, bu mesajların G - 8 belgelerinde yerini bulmuş olduğunu görmemizi de kolaylaştırdı.
Bu toplantıda, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da reform için kurulan ortaklığa tereddütsüz ifadelerle sahip çıkan Erdoğan, iki önemli vurgu yaptı ve üç temel uyarıda bulundu.
Başbakan'ın vurguları, "Irak halkının kendi geleceğini kendi gayretiyle oluşturmasına fırsat verilmesi" ve "İsrail - Filistin meselesine çok dikkat edilmesi" gereği üzerineydi.
Erdoğan'ın, Geniş Ortadoğu'da reformun başarılı olmasını kolaylaştıracak üç uyarısı ise, projenin yerel düzeyde sahiplenilmesi gereğinin alt yapısını tarif ediyordu. Başbakan, sırasıyla "değişimin dışarıdan empoze edilemeyeceği; her ülkenin koşullarının ve farklılıklarının dikkate alınması gerektiği" ve "bölgedeki hükümetlerin yanı sıra, sivil toplum kuruluşları ve iş çevrelerinin de reform çabasına katılımının önemi" üzerinde durdu.
Bütün bu vurgu ve uyarılar, Geniş Ortadoğu'ya ilişkin G - 8 belgelerinin lafzına ve ruhuna yansımıştı.
Bölgemiz ve biz
Türkiye'nin, bölgesinde daha aktif olma niyeti ve benimsenen plan kapsamındaki "Demokratik Yardım Diyaloğu" başlıklı mekanizmanın eşbaşkanlığı ile bu yıl yapılacak ilk toplantısının evsahipliğini İtalya ve Yemen ile birlikte üstlenmesi, bazılarının iddia ettiği gibi, bizi AB yöneliminden uzaklaştırmıyor. Tam tersine bu yeni rol, Türkiye'nin AB ile bağlarını güçlendirecek bir adım.
Ancak Türkiye'yi girişimin "demokratik ortağı" olmaya davet eden ABD dahil herkesin kafasında, bu rolün, bölge ülkeleri tarafından nasıl karşılanacağı konusunda sorular vardı. G - 8 Zirvesi, bu soruları tümden ortadan kaldırmadıysa da, zirveye "bölgesel ortak" olarak gelen yedi Müslüman ülkenin ilk tepkileri ve Türkiye'nin demokratikleşme gündeminde üstleneceği öncü rolün plan belgesine geçmiş olması itibariyle, olumlu bir başlangıç yapıldığını söylemek mümkün.
Batılı diplomatik kaynaklar, Erdoğan'ın Sea Island'daki performansının bu bakımdan da "başarılı" olduğu, Başbakan'ın "modellik" ya da "ağabeylik" değil "ortaklık" diye tanımlanan bir rolü "samimiyetle inanarak üstlendiği" kanısındalar.
ABD'li yetkililer, bu kapsamda Başbakan Erdoğan'ın Ürdün Kralı Abdullah'la kurduğu ve G - 8 sonrasında daha da ilerleyen yakın diyaloğa büyük önem veriyorlar. Yine ABD'li yetkililerin üzerinde çok durduğu bir konu, önümüzdeki dönemde Türk iş dünyası ile sivil toplum kuruluşlarının bölgede iktisadi, siyasi ve sosyal reform yönünde yeni işbirlikleri kurabilmesi.
Erdoğan da, Sea Island'da bu mesajı verdi. Şimdi sıra Türk iş dünyası ve sivil toplumunun, ortaya konulan reform gündemini ve gündem kapsamında yapabileceklerini düşünmesinde. Doğruya "doğru" deme cesaretini hep birlikte bulabilmeliyiz.
ycongar@erols.com
|
|
|

|