|
 |
|
|
Başkan Reagan'ın mirası tartışılıyor
Sağ kazandı güven kayboldu!..
Ronald Reagan'ın ölümünü izleyen günlerde İstanbul'da olsaydım, bu olaydan yola çıkarak son 20 - 25 yılın bir muhasebesini yapmak ihtiyacını gene duyar mıydım, bilmiyorum. ABD Başkanı olarak 1980'lere ve sonrasına damgasını vuran Reagan'ın ölüm haberini Londra'dayken alıp o günden bu yana hakkında yazılan ve söylenenleri de takip edince böyle bir genel değerlendirme yapmaktan alıkoyamadım kendimi.
Aslında benim gazetecilikte karar kılıp dünyadaki ve Türkiye'deki gelişmeleri yakından izlemeye çalıştığım bir dönemin muhasebesi bu aynı zamanda. Dünyada yaşanan değişimin Türkiye'de de hissedildiği, Başkan Reagan ile İngiltere'nin ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher'ın estirdiği rüzgârların Turgut Özal'ın kişiliğinde Türkiye'yi de etkilediği bir süreçten söz ediyorum.
Sağın yükselişi
Bu sürecin belirleyici özelliği sağın yükselişiydi. Reagan, Thatcher ve Özal, ekonomiden siyasete ve değerler sistemine kadar hemen her alanda sağın felsefesini ve politikalarını gündeme getirip kabul ettiren liderler olarak 1980'lere damgalarını vurdular. Ekonomide benimsenen neo - liberal yaklaşımla Anglo - Sakson kapitalizmi, küresel bir sistemin temelini oluşturdu. Sosyalizmle ilişkilendirilen komuta ekonomileri ise çöktü. Bu tür bir ekonomik yapıyla ayakta durmaya çalışan Sovyet İmparatorluğu da çökmekten kurtulamadı. Çin ise piyasa ekonomisine kontrollü ve aşamalı bir geçiş yaparak kendini kurtardı. Bu süreçte yaşanan kayda değer değişim ve dönüşümlerin başlıcaları şunlardı:
Devletin, özel girişimciliği engelleyici değil, özendirici bir rol oynaması ilkesi benimsendi, pek çok alanda bürokratik kurallar azaltıldı ve basitleştirildi.Devletin elindeki ekonomik varlıkların ve işletmelerin çoğu özelleştirildi ve devletin düzenleyici bir rolle yetişmesi ilkesi benimsendi.ABD'de ve bazı diğer ülkelerde gelir vergisi oranları büyük ölçüde düşürüldü ve bunun üretimi ve geliri artırıcı etki yapacağı savunuldu.Uygulanan sıkı para politikasıyla 1970'lerde sistemin bünyesine giren 'enflasyon mikrobu' sistemden atıldı ve enflasyon ciddi bir sorun olmaktan çıktı.Özellikle Reagan ve Thatcher'ın kararlı tutumları, işçi sendikalarının gücünü kırdı ve ekonomi üzerindeki ücret artışı baskısını hafifletti.Yaratılan göreceli istikrar ortamında, devlet mali piyasalardan daha fazla borçlanmaya yöneldi ve mali sistemin hızla büyümesini kolaylaştırdı. Mali piyasalar dünya ekonomisinin belirleyici unsuru haline gedi.Sermaye hareketlerinin liberalleşmesiyle sınır ötesi sermaye akışlarında büyük artışlar oldu ve özellikle "sıcak para" denen kısa vadeli sermaye akımları, mali ve ekonomik krizlerin başlıca tetikleyicisi haline geldi.Başta Çin olma üzere bazı ülkeler, küreselleşmeden yararlanarak ekonomik atılım yapma olanağını elde ettiler.
ABD bu süreçte en kazançlı çıkan ülkelerden biri oldu. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki atılımın da katkısıyla, 2001 yılına kadar süren bir büyüme süreci yaşandı ABD'de. Ancak sağın yükselişini ve kapitalizmin özüne dönüşünü simgeleyen bu süreçte, ABD dahil pek çok ülkede gelir adaletsizliği arttı. İstihdam sorunu büyürken hemen hiç kimsenin iş güvencesi kalmadı ve pek çok kişi için çalışma koşulları ağırlaştı. Türkiye gibi piyasalaşma dönüşümünü tamamlayamayan ülkelerde ve küresel rekabete ayak uyduramayan sektörlerde ciddi sorunlar yaşandı. Rusya gibi sosyalist sistemden kapitalist sisteme kestirme geçiş yapmaya çalışan ülkelerde, ekonomik şoklara toplumsal çöküntü de eklendi.
Kuralsız, başıboş dünya
Öte yandan, ekonomideki ve mali sistemdeki küreselleşmeye paralel olarak, küresel oyunun kurallarını belirleyecek ve bu kurallara uyulmasını sağlayacak kurumsal yapılar oluşturulamadı. Soğuk Savaş sonrasında rakipsiz süpergüç konumunda kalan ABD, bu boşluğu doldurarak tek başına dünyaya hükmetmeye kalkıştı ama bunu beceremeyeceğini gösterdi. Reagan ve Thatcher'la başlayan sağın yükselişi, kapitalizme gelişme alanı yarattı ama güvenlik ve yoksulluk sorunlarını aşmış, geleceğe endişesiz bakabilen bir dünya yaratamadı.
Antikomünist Reagan'ın 'marifetleri'
Polonya'daki dayanışma hareketinin lideri Lech Walesa, Reagan'ın ölümü üzerine yazdığı yazıda "Özgürlüğümüzü ona borçluyuz" diyerek Reagan'a şükran borcunu yineledi. Ancak Reagan döneminde "komünizmle mücadele" uğruna yapılanların pek çoğu, hiç de övgüye değer şeyler değil. Bugün yaşadığımız sorunların kökeninde de o dönemde atılan adımların izleri görülüyor. İşte Ronald Reagan döneminde gerçekleştirilen "marifetlerin" bazıları:
İran'a karşı Saddam Hüseyin'e askeri destek sağlandı ama el altından İran'a da silah satıldı.Afganistan'da Sovyet işgaline direnmek üzere İslami gruplara askeri ve mali destek sağlandı, Usame bin Ladin'in ve Taliban'ın yükselişine zemin hazırlandı.Nikaragua'da demokratik seçimle gelmiş iktidara karşı, 'kontralar' diye adlandırılan asi gruplara destek sağlandı.Guatamala'da 100 bin kişiyi öldürten rejime arka çıkıldı.Angola'da 300 bin kişinin ölümüne yol açan UNITA hareketinin Lideri Jonas Savimbi'ye destek verildi.Kamboçya'da tarihin en büyük kıyımlarından birini yapan Pol Pot rejimi desteklendi.
Kanarya sevenlere BOP, Londralılara 'Türkfest'
Anlı ve şanlı "Büyük Ortadoğu Planı" sonunda G-8 toplantısının gündemine de getirildi. Başbakan Erdoğan ve bazı diğer Ortadoğu ülkelerinin liderleri bu konuyu tartışmak üzere G - 8'e katıldı ve sonunda "bölge hükümetleri arasında gelişme için işbirliği"ne karar verildi. Yani 'Ortadoğu'yu Sevenler için Dayanışma Derneği' gibi bir şey çıktı ortaya. 'Büyük Ortadoğu'ya demokrasi ve piyasa ekonomisi götürme planı suya düşerken, okur yazarlığı artırma ve mikrofinans projeleriyle yetinileceği anlaşıldı.
Türkiye'nin G - 8'deki varlığı hakkında hiçbir şey gözüme çarpmadı İngiltere medyasında ama 26 Haziran - 3 Temmuz tarihleri arasında, Londra'daki Hackney Empire tiyatrosunda gerçekleşecek olan 'Türkfest' (Türk Müziği Festivali) ile ilgili yazı ve haberler birbirini izliyor. Klasik müzik meraklılarının yakından izlediği BBC Music dergisi temmuz sayısında tam 4 sayfa ayırdı bu festivale ve çağdaş Türk müziğine. Bu sayfalarda klasik Batı müziğinin Türkiye Cumhuriyeti'ndeki gelişiminin özetlendiği "Türk Lokumu" başlıklı yazının yanı sıra, Doğu ile Batı'yı bir sentezde birleştiren çağdaş Türk müziğinin dikkate değer isimleri olarak Kamuran İnce, Hasan Uçarsu, Mahir Çetiz ve Özkan Manav ile Gürer Aykal ve Borusan Filarmoni orkestrası da tanıtılıyor. The Sunday Telegraph gazetesi de dünkü sayısında "Türkfest"e geniş yer ayırdı ve festivale katılacak olan Türk müzisyen ve icracılarını tanıttı.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|
|

|