|
 |
|
|
Taraftar manzaraları
Miguel 34 yaşında pek bir iş yapmıyor. Otelsizlikten, daha doğrusu fahiş otel fiyatlarından sıyrılmak için Vatan'dan, Gökmen Özdemir ve Deniz Gökçe ile tuttuğumuz gecekonduyu bize kiralayan amatör emlakçısı, Elisa'nın yardımcısı, arkadaşı vs. Lizbonlu.
Türk olduğumuzu öğrenince "Ben de "Müslümanım" diyor. "Katoliktim. Faslı arkadaşlarım anlattı daha mantıklı geldi". Sporting Lizbon taraftarı. Gençlerbirliği'ne yenilişlerini çok hatırlamıyor. Bu yıl sadece "Porto vardı" diyor. Zaten hatırlasa da, çok iyi biliyoruz ki, futbolunu bir kenara bırakalım, ama Ankaralılar'ın ismini Avrupa telaffuz edemedi. Valencia'daki rövanş maçında bizi stada götüren taksici "Biz, bu takımın ismini öğrenemedik. Bici bici bi şeyler söyledik önce, ama olmadı. Mitsubishi diyorum ben" demişti. Neden kısaca Ankara demiyorlar ki." Porto'da stada götüren 4 dili çok iyi konuşan 50'lerindeki Jorge de aynı şeyden şikayetçiydi. "İsmini söyleyemiyorum. Ama bizi kötü yenmişlerdi."
Çoğunluğun olduğu gibi, bu iki Portekizli futbol düşkünün de kendi takımlarına şans verdiklerini söyleyebilirim. Kore'deki hayal kırıklığından kurtulmak istiyorlar.
Ama Portekiz'i futbol ülkesi, büyük bir turnuvanın kalbi yapanlar İngilizler. Her yerdeler çok kalabalıklar. Porto'da 30 bin taraftar olması bekleniyordu ama hayır çok daha kalabalıklar. Maça gitmeseler de.
İsviçre'yi seyreden İngilizler
Açılış maçından dönüşte, Porto'dan Lizbon'a otobanda seyrederken, direksiyon koltuğunda oturan Deniz Gökçe yoruldu. Dinlenmemiz gerekti. Kutsal şehir Fatima yakınlarında bir benzin istasyonunda patron uyurken, biz de dolaşmaya başladık.
Otoparkta iki İngiliz frizbi oynuyordu. Topunuz varsa oynayalım dedik. Richard 28 (Chelsea taraftarı) ve Paul 30 (Arsenal taraftarı) "Yok" dediler, "Frizbi oynayalım". Garip. Ama gariplik bununla bitmiyor. Beckham'dan, onun Zidane'la karşılaştırılmasının yanlışlığından konuştuktan sonra, Fransa maçına biletleri olmadığı ortaya çıktı. Aslına bakarsanız hiçbir İngiltere maçına biletleri yokmuş. Talep, bilet fiyatlarını 700 Euro'ya kadar çıkarmış, Ama onlar Portekiz'deler ve İsviçre - Hırvatistan maçına gidiyorlar. Üzerlerinde İngiltere forması ve çok iyi bildikleri holigan damgasıyla seyahat ediyorlar.
Richard "Bize düşen bu imajı yıkmak. Herkese güler yüzle davranmak." Önyargılara mahkum olan ve bunun sıkıntısını çeken sadece biz değiliz." Deniz Gökçe uyanıyor. Gitme vakti. Frizbi oynamadık, ama güzel bir sohbet oldu. Hangimiz böyle bir taraftar gördük ki. Üzerlerinde İngiltere formaları, 4 maça gidiyorlar hiçbirinde İngiltere yok. İlginç. Hem de çok
Telepui'da görmüşler
Ve dün. İtalya - Danimarka maçı için Lizbon'dan, Guimares'e trenle seyrediyoruz. Porto'da aktarma ve trende karşımızda iki İtalyan. İşsiz ya da kendi dudak büküşüyle öğrenci Pietro, 27 ve mühendis olan (suratı İtalyan bayrağı boyalı Massimilano, 32. Sürekli olarak bağırıyorlar. Onlara katılan yok. Bu tezahürat ne demek diye soruyoruz. Gülüyorlar "Ci han visto fare su su telepui"nun anlamı şu: "Biri beni şifreli kanalda esrar sararken görmüş" Ellerinde "benzin" dedikleri bir Porto şarabı. "Portolular bu şarabı yaptıkları için kendilerinden utanmalı" diyorlar ve içiyorlar. Biraz bizim şarabı da içeriz, esrarı da çekeriz tarzı. Ama şiddet yok.
Bizim Türk olduğumuzu öğrenince Massimilano, Mediterannio filmini anlatmaya başlıyor. Yunan adasına düşen askerlerin bir Türk tarafından dolandırılışını. Filmi hatırlarsınız. Türk, askerlere esrar içirir ve bütün silahlarını çalar. Sırıtıyor.
Trenden indikten sonra peşimize takılıyorlar. Bir kafede Danimarkalıların arasına oturuyoruz. Aslına bakarsanız ben bu satırları yazarken de tezahüratlar devam etmekte. Ama karşılıklı. Gülerek ve içerek. Şampiyona ruhu yaşıyor. Fransa'nın sonsuz şansına küfür ediliyorlar hep birlikte. 98'de Paraguay'ı altın golle yenişleri, İtalya'yı penaltılarla geçişleri, Thuram'ın Hırvatistan'ı lağvedişi. Aynı hikaye 2000'de de olmuştu ya, onu da söylüyorlar. Muhabbet bitmiyor. Bu kez finalde Fransa'dan rövanşı alacaklarından, her türlü futbol hikayesine, İtalya'daki Ultra'ların milli takım çatısı altında birleşme çabalarına kadar. Ve tabii politikaya da bulaşıyoruz. Berlusconi diktasına, tereddütsüz küfrediyorlar.
Bitmiyor. Önceki turnuvadan da biliyoruz zaten. O tribünlerde gördüğünüz tek tip formalı binlerce insanda binbir ayrı hikaye var. Tribünleri dolduran binbir hayat, binbir aşk.
Yaşamak ve size aktarmak üzere.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|