|
 |
|
|
Bir kesim gençliğin yeni dili "Conconca"...
Çağıyla bütünleşememiş ülkelerin, gözden kaçan gevrek özellikleri var; bunlardan biri, hayatında hiç tiyatroya gitmemişlerin çoğunlukta olması; bir ikincisi, yüzme bilmeyenlerin çoğunlukta olması; bir üçüncüsü de, ibadetgah sayısının hastane sayısından kat kat fazla olması...
İnsan hayatını kahretmeye dönük, binbir belalı sürpriz, olduğundan daha üstün görünmeye özenli megalo bir şarlatanlık, zincirlemesine hamasi bir demagoji ve ketenpere yumağının, çözülüp giden zehirli iplikleri; çoluk çocuk, kadın erkek, yoksul zengin, tüm yaşayanların eline ayağına dolaşıp durma riski taşısa da, eğlenceli yanları az kahkahalı değildir "çağdışı", yahut "azgelişmiş" yahut "gelişmekte olan" ülkelerin...
***
Biliyorsunuz III. Selim'den bu yana, gelişmekte olan bir ülkeyiz biz de...
Her genç kuşağın kentli görünümündeki bölümü, kendince bir çağdaşlık kremasına bulanarak geçirmeye çalışır ömrünün ilk çeyreğini...
Ve bunun da rotasını çeşit çeşit reklamlar çizer, "Şu markaları kullanırsanız, çağdaş sayılırsınız", "Şuralara giderseniz, çağdaş görünürsünüz", "Bakın çağdaşlar nasıl yaşıyor, bakın çağdaşlar nerelerde tatil yapıyor" gibi...
Çok hoş değil mi?
***
Yine her genç kuşağın, kendince de bir modası, özel bir dili vardır. Örneğin bendenizin gençliğinde, "bobstil"lik modaydı; kalın tabanlı ayakkabılar, dar paçalı pantolon, üç düğmeli ceket, fötr şapka ve hafif kambur yürüme...
Konuşmalar küçük sesli, birkaç kelime Fransızcalı ve kibar mı kibardı:
- Ah siz... O la laa... "Miami'de mehtap"a gidecektim ama, Saray'ın fuayyesi çok kalabalık... Le Bon'da bir supanglez alır mısınız?
Hergele takımı da, bir şarkı uydurmuştu bobstiller için:
Bobstiller bobstiller,
Asfalttan gidemezler...
***
Gözümün ucuna iliştiği kadarıyla, en genç kuşağın bir kesiminin de tuhaf bir jargonu var şimdilerde...
Erkekler, kız sesine benzer yumuşak ve dudak arasında ezilmiş bir sesle, gözlerini kaydırarak:
_ Oha falan yani diyeceksin, diyorlar...
Kızlar da:
- Kal geldi falan yani, diyorlar...
Gel de, yanaklarını okşayacakmış gibi sevme, Üçüncü Dünya'nın genç kuşak çağdaşlığını?
***
Ankara'da ODTÜ'de, Uluslararası İlişkiler bölümünde okuyan, kızım Zeynep'in oğlu Ali geldi...
Epey zamandır görmemiştim Ali'yi...
Ona, gülerek öğrenmeye uğraştığım yeni kuşak jargonundan örnekler vermeye çalıştım...
Ali:
- Dede, dedi, biz onlara "concon", diyoruz; bizim fakültede de var onlardan.
Böylece, kaygan gözler ve kaygan bir sesle "Oha falan yani diyeceksin" üslubunun da adı çıkmış oldu: "Conconca"...
***
"Conconca"dan önceki gençlik Türkçesi, zaten neredeyse tek fiile indirmişti anadili:
- Bu akşam Çiroz Bar'a takılalım mı?
- Gel önce şaraba takılalım...
- Şenşemin'i arasana, belki o da takılır bize...
- O daha çok eve takılıyor son zamanlarda...
- Dur bir dakika, telefona takılayım, geliyorum...
***
Öleni öldüreni, ezeni ezileni, yoksulu sürüneni, atanı tutanı ve bunlardan hiçbirine kulak asmayanlarıyla, daha bir süre ırgalana çalkalana devam eder Üçüncü Dünya kaosu...
Derken oralarda da, usul usul karlı olmaktan çıkar politik egemenliklerle, ölümcül patlamalar çatlamalar...
Yüz yıl sonra da, yüz yıl öncesi olduğu gibi; geçmiş, geçmişte kalır. Gencecik ölmüş olanlar, gencecik ölmüş olmalarıyla kalır.
***
Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın "Kara Çizgiler" diye dört dizelik bir şiiri var. Birleşmiş Milletler'de genel toplantı salonuna da asılabilir, Avrupa Birliği Parlamentosu'na da:
"Kara Çizgiler"
Doğada ilk kirlenmedir
Ülkelere
Bölünmesi
Yeryüzünün
***
Okullar tatile girdi, 14 milyon öğrenciye kutlu olsun.
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|