Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 16 Haziran 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
AB'deki seçim depreminin faturası bize çıkar mı?


Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşme yolundaki engelleri birer birer aşarak azimle tam üyelik hedefine doğru yürüyüşünü sürdürüyor. Ekonomimizin gelecekteki rotası bile "AB çapası"na endekslenmiş görünüyor. AKP hükümetinin, bu yöndeki kararlı çabalarının, oldukça güçlü bir kamuoyu desteğine sahip olduğu izlenimi de yaygın.
Türkiye, AB yolunda kararlı adımlarla ilerliyor da bizim bir parçası olmaya çalıştığımız AB içinde neler oluyor? AB'nin kendi geleceği nasıl görünüyor? AB üyesi ülkelerin vatandaşlarının kendi yerel ve ulusal özelliklerini, aidiyetlerini, özlemlerini ikinci plana itip, "Avrupalı" olmaya öncelik verecekleri bir Avrupa'nın oluşumunu mu izliyoruz, yoksa tam tersi mi oluyor? AB üyesi ülkelerin çoğunda hatta yeni AB üyesi olan ülkelerin bazılarında, AB karşıtı siyasetler ve siyasetçiler mi prim yapıyor?
AB üyesi ülkelerde iktidarda olan hemen tüm partilerin ciddi oy kayıplarına uğradığı bir ortamda AB'nin genişleme sürecini sürdürüp Türkiye'yi de içine alma kararını vermesi beklenebilir mi?

Seçim depremi
Geçen hafta yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri tüm bu soruları bir kez daha gündeme getirdi. AB'nin yasama organı olan ve hayli geniş yetkileri bulunan Avrupa Parlamentosu'nun 732 üyesini belirlemek için AB üyesi 25 ülkede yapılan seçimlerde katılım oranı % 45 dolayında kaldı. Yeni üye olan 10 ülkede ise bu oran % 30'un da altına indi. Yeni iktidara gelmiş olan İspanya ve Yunanistan'dakiler dışında hemen tüm AB ülkelerinde iktidar partileri çarpıcı oy kayıplarına uğradı.
İngiltere'de ana muhalefet partisi konumundaki Muhafazakar Parti bile ciddi oy kayıbı yaşadı ve iktidardaki İşçi Partisi ile Muhafazakarların toplam oy oranı ilk kez % 50'nin altına inerek % 46'da kaldı.
Buna karşılık İngiltere'den Çek Cumhuriyeti'ne kadar birçok AB ülkesinde AB karşıtı olan hatta AB'den ayrılmayı savunan partiler ve siyasetçiler oy oranlarını artırdı. Bunlar arasında, milliyetçi reflekslerle AB organlarına yetki devrine karşı çıkanların yanı sıra Brüksel bürokrasisine ya da Avrupa Parlamentosu'na karşı tavır alanlar da vardı.

Siyasetçinin çıkmazı
Seçmenin cezalandırdığı iktidar partilerinin başarısızlığını açıklamak için farklı nedenler ileri sürüldü. İngiltere ve İtalya'da iktidar partilerinin, Irak savaşına destek verdikleri için oy yitirdikleri iddia edildi. Almanya'da ise Irak savaşına karşı tutumu nedeniyle puan toplamış olan Başbakan Schröder'in ekonomiyi rayına oturtamadığı ve reform girişimlerini halka benimsetemediği için oy kaybettiği savunuldu. Tüm bu nedenlerin iktidar partilerinin oy kaybına uğramasında rol oynadığı herhalde bir gerçekti ama olay bundan ibaret değildi. AB siyasetçilerini (ve hatta diğer birçok ülkenin siyasetçilerini) zorlayan koşulların geçerli olduğu bir dünyada yaşıyorduk galiba. Küreselleşmenin yarattığı alt - üstlüğün yanı sıra terörün küreselleşmesi de dünyadaki güvensizliği artırmış ve siyasetçileri bir çaresizlik çıkmasına sürüklemişti. Giderek küresel boyut kazanan sorunlara çözüm üretme konusunda yetersiz kalan iktidar sahipleri bu nedenle seçmenin güvenini kaybetmeye başlamıştı.

Küreselleşmenin etkisi
Siyasetçinin uğradığı bu güven erozyonunda, küreselleşmeyi de içeren büyük ekonomik ve toplumsal dönüşümün geniş kitlelere maledilememesi de rol oynadı. Küreselleşmeyi savunan ve ilerleten ekonomik güçler çoğu ülkede iktidarları etkileyerek bu yolda adımlar atılmasını sağladı. Avrupa'nın 'tek pazar'a ve tek paraya geçmesinde de Avrupa sermayesi etkili oldu.
Ancak büyük toplumsal sonuçlar da doğuran bu dönüşüm süreci, bu süreçten etkilenen geniş kitlelere yeterince açıklanamadı, benimsetilemedi. Pek çok ülkede insanlar kendilerini anlayamadıkları, açıklayamadıkları bir alt - üst oluşun içinde buldular ve bu nedenle siyasetçilere tepki duydular, siyasetten soğudular. Seçimlere katılım oranları düşerken küreselleşme karşıtı, entegrasyon karşıtı, milliyetçi akımlar prim yapmaya başladı. Şimdi Avrupa'da da bu sürecin etkilerini görüyoruz.
Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ortaya çıkan tablo AB'nin yeni anayasa taslağının onaylanmasını zorlaştıracağı gibi, Türkiye'nin tam üyeliğine vize verilmesini de zorlaştırabilir. Umarız, Türkiye'deki AB karşıtlarının beklediği olmaz ve AB'deki seçim depreminin faturası Türkiye'ye çıkarılmaz.

oulagay@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Sezer, CHP, yenilenme

Çetin ALTAN
Bir kesim gençliğin yeni dili "Conconca"...

Melih AŞIK
Kalplerde kriz!

Fikret BİLA
Siyasi kabul

Hasan CEMAL
Şimdi sıra AB'de!

Güneri CIVAOĞLU
Samyeli durdu

Abbas GÜÇLÜ
O bir eğitim gönüllüsüydü

Hurşit GÜNEŞ
ABD'de faizler ne zaman artacak?

Nail GÜRELİ
Mustafa Ekmekçi'nin duruşu

Sami KOHEN
Aman, yol kazası olmasın...

Hasan PULUR
Sayın Başbakan niye kızıyor?

Meral TAMER
Hisse senedi alım satımında STK faktörü

Ece TEMELKURAN
Halklar konuşuyor!

Yaman TÖRÜNER
Komplo teorileri

Osman ULAGAY
AB'deki seçim depreminin faturası bize çıkar mı?

Güngör URAS
Bizim hastanelerin de güzeli var

M. Ali BİRAND
Yapamazsan, zorla yaptırırlar

© 2004 Milliyet