|
 |
|
|
Bizim hastanelerin de güzeli var
Ertuğrul Özkök, dün Hürriyet'teki köşesinde ABD'nin ünlü Cleveland Clinic isimli vakıf hastanesini ve de doktorlarını övüyordu. Tesadüf bu ya, ben de dün sabah bir yakınımı biyopsi için Cerrahpaşa Hastanesi'ne götürecektim. Elimde Ertuğrul Özkök'ün yazısı yayımlanan Hürriyet gazetesi, kafamda yıllar önce gidip gördüğüm ünlü Cleveland Clinic isimli Amerikan hastanesinin sahip olduğu imkanlar, rezil bir trafik keşmekeşi içinde zar zor Cerrahpaşa'nın kapısından içeri girebildim.
Randevumuz dermatoloji (deri hastalıkları) bölümünde idi. Dermatoloji bölümünün kapısından girince şaşırdım... Burası bir devlet hastanesinin, üniversite hastanesinin dermatoloji bölümüne benzemiyordu. Görmeyene anlatılması zor. "Her yer pırıl pırıl boyalı. Yerler düzgün. Bekleme bölümleri tertemiz. Kapının girişinde dershane, biraz ileride profesör odaları..." Ertuğrul Özkök'ün yazdıklarının etkisinde gördüklerimi Amerika'daki hastaneyle karşılaştırıyorum. Şaşırıyorum.
Profesör Dr. Cem Mat yakınımı muayene etti. Tertemiz odası çağdaş alet edavatla dolu idi. Bilgisayarı, yazıcısı her şeyi tamamdı. Asistanı Dr. Dilek Başaran, yakınımı kapısında "Biyopsi Odası" yazılı odaya aldı. Kesti, biçti, dikti.
Kolsuz Agop efsanesi
Uzun süredir devlet hastanelerine, üniversite hastanelerine yolum düşmemişti. "Bu hastanenin diğer bölümleri de böyle mi?" diye sordum. "Burası yenilenen bölümlerden biri. Diğer bölümler de yenileniyor" dediler. O sırada koridordan geçen ve bir kolu olmayan bir doktor gördüm. 1974 yılında İstanbul'a göç ettiğimden beri bir "Kolsuz Agop" efsanesi dinlerim... Hemşire hanımlara "Bu doktor Kolsuz Agop olmasın?" diye sordum. "Evet o... Bu bölümün de başkanıdır" dediler. Bunun üzerine "Merhaba" diyerek Prof. Dr. Agop Kotoğyan'ın odasına daldım... Prof. Dr. Agop Kotoğyan doğma büyüme Samatyalı imiş. 1964 yılından bu yana Cerrahpaşa'da hekimlik yapıyormuş.
"Devletimizin imkânlarına hayırseverlerin katkılarını ekleyerek 700 milyar lira harcamayla bu bölümü yeniledik" diyor. Bölümde her ay 50 tıp fakültesi öğrencisi eğitim görüyormuş. 40 yatakları varmış. Hasta odalarını gezdik. Banyoları, yatakları ve teçhizatıyla pırıl pırıl. Ben ve tümör, saç hastalıkları, Behçet hastalığı, kiryo terapi, foto terapi, ürtiker, güllü hastalık konularında ihtisas sahibi 6 profesör, 1 doçent ve 11 asistanla hizmet veriyorlar.
Bir hastanenin bölüm başkanı ve ekibi işlerini sever, bir şeyler yapmak isterse, yapabiliyor. Herhalde bu tür gayretler başka devlet ve üniversite hastanelerinde de vardır. Ben bir tanesini görebildim. Gördüğümü anlatıyorum.
30 bin hasta tedavi görüyor
Cerrahpaşa 1911 yılında Takiyeddin Paşa Konağı'nda belediye tarafından 80 yataklı bir hastane olarak kurulmuş. 1967 yılından bu yana İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi olarak hizmet veriyor. 140 dönüm arazi üzerinde 210 metrekare kapalı alana sahip 20 binada 2 bine yakın yatak ve 4 bini aşan personelle koskocaman bir sağlık kurumu. En son bilgilere göre polikliniklerde yılda 500 bine yakın hastaya hizmet veriliyor. Yılda 30 bin hasta yatarak tedavi görüyor. Yılda 20 bine yakın ameliyat yapılıyor.
Bunlar devletimizin kıt imkanlarıyla gerçekleşiyor. Bu sağlık ve eğitim kuruluşlarında hizmet verenler devletin sınırlı ödeme yapabildiği memur statüsündeki insanlar.
Ve de bu insanlar bu kısıtlı şartlarda, Amerika'daki ünlü vakıf hastanelerindeki fiziki şartlara yakın imkanları ortaya koymayı, her şeyin ötesinde Amerika'nın ünlü hastanelerindeki hekimlerle eşit bilgi ve beceriyle hizmet vermeyi başarabiliyor.
(Not: Cerrahpaşa'ya kimsenin tavassutu olmadan, sade vatandaş olarak gittik. Veznede ve biyopsi tetkik laboratuvarının önünde kuyruğa girerek paramızı ödedik... Bu yazıda adı geçen doktorları da daha önce tanımıyorduk.)
guras@milliyet.com.tr
|
|
|

|