|
 |
|
|
EURO 2004 dersleri
Televizyondan Euro 2004 maçlarını izliyor musunuz? İzleyin! Hatta, şu silahlı külahlı mafya dizilerine dalıp da çıkamayanlara da tavsiye edin. Çocuklara, gençlere, aile büyüklerine herkese.
Bu "arayıp da bulamadığımız" muhteşem bir fırsat. Daha doğrusu, futbolun sevimsiz unsurlarından temizlenip "sossuz - acısız" sunulduğu, sporun yüceltildiği görüntülere hasret kalan biz "süper lig bağımlıları" için rehabilitasyon gibi bir şov, Portekiz'deki futbol.
Peki, bizim sezon boyunca ekranlardan izlediğimiz o insanı tahrik eden, geren, haksızlığa uğradığı hissi veren ve hakem denilen adamı bir kaşık suda boğmaya iten görüntülere neden benzemiyor?
Çünkü elalemin aklı "hakemi mandepsiye bastırmaya" çalışmıyor. Futbolcu, dünyanın her yerinde futbolcu. Orada da uyanıklık yapılıyor, tekme atılıyor, dirsek, el, hepsi gırla... Ama kimse zum yapmıyor futbol dışı hırtlıklara.
Madem ki Euro 2004 maçlarını izliyorsunuz; şöyle hafızanızı bir yoklayın bakalım. Ekranda verilmeyen bir faulün tekrarını gördünüz mü hiç? Düdük çalınmamış bir elle oynamanın yakın plan görüntülerine rasladınız mı? Topun kimden çıktığını inceleyen ağır çekimle karşılaştınız mı?
Neden ? Hakemler mi kusursuz, yayını gerçekleştiren adamlar mı yeteneksiz... Yoksa teknik imkanları mı yetersiz?..
Futbolun cilveleri
Hakemlerin iyisi de var, bizimkilerden bir beteri de... Yayıncılara gelince; yeteneklerini bilemem ama 26 kamerayla yaptıkları çekimlerin nice yerli uzmana parmak ısırttığını söyleyebilirim. Yani adamlarda her olayın 26 farklı görüntüsü var. Ama çıkarıp ortaya koymak istemiyorlar.
Kimse "Biz, maçı yöneten hakemden çok daha iyi biliriz" iddiasında değil. Kimse bir takımın hakkı yendiğini kanıtlamayı düşünmüyor. Olaylara futbolun cilveleri olarak bakıp kadrajı futbolla dolduruyorlar.
Her durumun suyunu çıkarmak huyu bizde. O malum mafya dizileri de sonuç olarak türün klasiği God Father'dan esinlenme... Ben Marlon Brando'ya özenip suç örgütü kuran bir vatandaş haberi görmedim, ama bizim mafya dizileri sayesinde Türk gençliği birbirine işkence yapmaya başladı maalesef. Futbolun ülkemizde boyut değiştirip, kitleleri kaynaştıran değil ayrıştıran bin unsur haline gelmesi gibi.
Evet, Euro 2004'ü çocuklarınıza izletebilirsiniz. Tek sakıncası futbolu sevip gizli gizli süper lige takılmalarıdır ki, zaten onun önüne geçemezsiniz.
Haluk Bey'in araba sevdası
Recaizade Mahmut Ekrem'in "Araba Sevdası" romanından beri kimsenin yaşamında bu denli sorun haline gelmemiş, simge olmamıştı "araba"... Sayın Haluk Ulusoy'a ilişkin her suçlama, dört tekerlek üzerinde geliyor ki, romanın kahramanı Bihruz Bey bile bu kadar "kör kör gözün parmağıma" davranmazdı asla.
Biz daha milli takıma cipleri kimin verdiğini öğrenememiştik ki, bu sefer de eski bakana yapılan "Mercedes kıyağı" ortaya çıktı, iyi mi?
Mercedes, Milli Takım'ın sponsorlarından. Federasyonda kullanılsın diye araç veriyor ve bu araçlardan bir tanesi Haluk Bey'in Federasyon Başkanı olmasında yardımlarını esirgemeyen Sayın Ersin Taranoğlu'na tahsis ediliyor. Benzini de bedava.
Peki, ne var bunda?..
Berbat bir eğitim sistemi ile milyonlarca genci A ve E şıkları arasına sıkıştıran bir ülkenin futbol federasyonunda olamaz mı böyle şeyler? Berbat sistemin berbat sınavına giren gençlerin aklı miting meydanından gelen "örgüt ile devlet arasındaki ateşkes uzasın" sloganlarıyla karışırken, o ülkenin futbol federasyonunda ufak tefek hesap ve araç karışıklığı mı battı gözümüze?
Berbat sistemin berbat sınavını kazandıktan sonra, berbat bir bölümden mezun olacak gençleri umutsuz bırakmayın. Belki aralarında politikaya girmeyi düşünenler, hatta federasyon başkanlığı için niyetlenen vardır. Yazık ya.
Belden aşağı
Hiç merak etmeyin, bu araba kıyağı sayın başkanın oylarını azaltmaz, aksine artırır. Bir kere sayın Ulusoy'un ne kadar vefalı olduğu ortaya çıktı değil mi? Hiç unutmuyor kendine iyilik edeni.
Sonra bonkör... Arabayı veriyor, benzini bile sakınmıyor. Bittikçe fulle Shell'den. O da sponsor.
Hal böyle olunca, Haluk Bey'in rakibi sayın Mehmet Ali Yılmaz da "belden aşağı" vurmaya başlıyor. Eski bakan Yılmaz, yeni bakan sayın Mehmet Ali Şahin'i göreve davet ediyor; "iki dönem kuralını" Ulusoy'un aleyhine işletsin diye.
Burası Türkiye... Gençler, berbat sistemin berbat sınavlarında sürünerek büyüyor, kariyerlerinin zirvesinde ise berbat oyunların aktörleri oluyorlar.
Şu anda nice bakanlar, başkanlar var onların aralarında.
'Yanlış olmasın'
Neyi eksik Trabzonspor'un İstanbul'dakilerden?.. Üç büyüklerde ne varsa onda da olacak elbet. Stadsa stat, yıldızsa yıldız... Yakında hiçbir eksik bulamayacaksınız.
İşte Trabzonspor'da iç iletişimini medya kanalıyla yapmaya başladı. Fatih Tekke, imzaladığı boş mukavelenin uygun bir şekilde doldurulması için açıklama yaptı:
"Yanlış olmasın".
Ne yapsın?.. İstanbul'da işler böyle hallediliyor. Eh, o da misyon sahibi Trabzonlu bir yıldız. "Modern" uygulamalarla Trabzonspor'a "çağ atlatıyor".
Yalnız sayın Atay Aktuğ'un karnı tok galiba. Böyle postaların zarfını pek açmıyor. Şimdilik sükunete davet etti Fatih Tekke'yi. Sonra ne olur bilinmez. Ancak, İstanbul takımlarında "cimnastik" yerine geçen böyle sürtüşmelerin Trabzonda aynı hoşgörü ile karşılanmayacağı ve iz bırakacağı da bir gerçek. Trabzonspor bu sezon bir tatsızlık yaşayacaksa, başı Fatih Tekke çekecek.
'RENKLİ' santrfor aranıyor
Bir kulüp yönetimi çıkıp da, "Biz takımda siyahi futbolcu istemiyoruz" derse; bunun adı "ırkçılık" olmaz mı? Olur...
Peki, bir kulüp yönetimi, "Santrfor mevkiine siyahi futbolcu arıyoruz" derse, bunun adı ne?..
Irkçılık, sadece işaret edilen ırkın aşağılanmasıyla olmaz, yüceltilmesi de ırkçılıktır. İnsanlar arasında yapacağınız tercihte "renk" önemliyse ve siz bunu açıkça deklare ediyorsanız, darılmayın ama ya biraz safsınız, ya da biraz ırkçısınız.
Muhtar dikkat
Türkiye, bu tip problemlerin yaşanmadığı (çok şükür) bir ülke olduğu için biz kalbinizin temiz olduğunu anlayabiliriz, lakin bir Dünya kulübü olmaya niyetlenen Beşiktaş'ın yöneticisiyseniz, UEFA'nın "renkli" konuşmalara nasıl baktığını bilmelisiniz.
Sayın Reha Muhtar'ın ağzından açık açık dile getirilen "santrforda siyahi olmak ön koşulu" umalım ki, UEFA tarafından duyulmamış veya ciddiye alınmamış olsun. Yoksa Beşiktaş taraftarları arasında Madida, Ferdinand ve Nouma nostaljisi ve biraz da "totem yapma" olarak ortaya çıkan "renkli santrfor" fikrinin, kulüp stratejisi haline gelmesi durumunda neler olacağını kimse tahmin edemez.
Hem gerçek Beşiktaşlılar, "renk"lerle ilgilenmez.
Cim-Bom küçük düşünüyor
ÜNLÜ futbolcularla "platonik" transfer ilişkilerini bir türlü hayata geçiremeyen Galatasaray'ın, transfere at gözlüğü ile baktığı, büyük düşünemediği artık kanıtlandı. Nasıl mı? Van Buyten, Hamburg'a imzayı atarken Galatasaray yöneticileri "sonuçlanmayan transferleri" araya hafta sonu tatili girmesine bağladılar. Sadece Cumartesi ve pazar... Şayet vizyon sahibi olsalar "yaz tatili"ni kullanırlardı. Küçük düşünüyorlar.
Terim kulüp alırsa
FATİH Terim, Romanya 1. Lig takımlarından FC Craivo başkanı Jahani Farid ile birlikte kulüp satın almak istediği şeklindeki haberleri yalanlamış ve "Alacak olsam Türkiye'de bir takım alırım" demiş. Hocaya yakışır!.. Lakin, sakın Galatasaray'a niyetlenmesin, o zaman dedikodular tavana yapışır. Komplo teorileri havalarda uçuşur... Dilin kemiği yok; "bir buçuk yıl Galatasaray'ın fiyatını düşürmek için uğraştı" bile derler yani.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|