Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Haziran 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Çileli bir yaşamın görgü tanıklığı

Aydın Ilgaz, "Sınıf'ın Efsanesi"nde babası Rıfat Ilgaz'ın portresini çiziyor, bu arada çeşitli kişilere, kesimlere, kurumlara yönelik eleştirilerini dile getiriyor


O çağımıza onur veren namuslu kişliliklerden birisidir. Hiçbir çile, hiçbir acı, hiçbir engel, hiçbir bela, onu insanlık yolundan döndürememiştir. Onun elinin değdiği her şey altın olmuştur. Mizah yazmıştır, en güzelini. Şiir yazmıştır, ülkemiz şiirinin en güzel örneklerinden. Romanı, hikayesi de öyle. O, bizim edebiyatımızın doruklarından biridir. Ama ne yazık ki, biz böylesine özverili, böylesine halkımıza timsal olmuş, böylesine büyük ustalarımızın kadrini ancak seng-i musallada biliriz."
Bunları Yaşar Kemal yazmış.
Rıfat Ilgaz için.

* * *

Rıfat Ilgaz, "Hababam Sınıfı"nın yazarı olarak ünlenmişti. Ama her şeyden önce şairdi. Bizim kuşak biraz geç tanıdı onu. Edebiyatla ilgilenmeye başladığımızda "Sınıf" kitabı kırmızı bir kapakla yayımlandığı, "yazarı hasta ruhlu olduğu ve edebi açıdan hiçbir değer taşımadığı" için toplatılmış, şairi de cezaevini boylamıştı.
Sonra yıllarca, Markopaşa serüvenini saymazsak, Rıfat Ilgaz adı edebiyatçı olarak görülmedi. Ne dergilerde, ne kitap kapaklarında.

* * *

Ilgaz'ı geniş okur kitlesine tanıtan yapıtı "Hababam Sınıfı" oldu. Cezaevi sonrası İlhan Selçuk'un yönettiği Dolmuş dergisine takma adlarla yazılar yazıyordu sanatçı. "Hababam Sınıfı" da çok uzun süre Stepne imzasıyla yayımlandı. Dizinin ilk kitabı bile bu imzayla çıktı.
Aydın Ilgaz, babasını anlattığı "Sınıf'ın Efsanesi"nde (Çınar Yayınları) bu olaya geniş yer veriyor.
Kel Mahmut'un öğrencilerinin yaşadıkları öylesine "ortaklaşa" olaylar ki, o serüvenleri okuyan birçok kişi, Stepne'nin kendi okulundan, kendi sınıfından biri olduğunu sanmış.
Cezaevi anıları, askerlik anıları, okul anıları... Bunlar unutulmaz, her zaman hatırlanır, anlatılır. Cezaevi anıları yalnız dört duvar arasına düşmüşlerin, askerlik anıları da erkeklerin ilgisini çeker genellikle. Ama okul anıları herkese sıcak gelir.
Rıfat Ilgaz bu sıcaklığı ustalıkla değerlendirmesini bilmiş, ortaya gülmece edebiyatımızın başyapıtlarından birini çıkarmıştı.
Kitabı oyun izledi. Ulvi Uras'ın yönettiği oyun aylarca kapalı gişe oynadı. Egemen Bostancı'nın Şan Tiyatrosu'ndaki müzikali büyük ilgiyle karşılandı. Filmi (daha doğrusu, filmleri) bugün bile televizyon kanallarının ağır topları arasında.
Aydın Ilgaz sadece "Hababam Sınıfı"nın serüvenini anlatmıyor kitabında. Babasının yalın fırça vuruşlarıyla bir portresini çiziyor. O arada çeşitli kişilere, kesimlere, kurumlara yönelik eleştirilerini dile getiriyor.

* * *

Aydın Ilgaz'ı çok iyi anlıyorum. Çileler içinde geçmiş, haksızlıklarla, sömürülerle kemirilmiş bir yaşamın görgü tanığı. Öğrencilik yıllarında "Rıfat Ilgaz'ın oğlu" olarak mimlenmekten çekmiş; kuşkular, acılar ona da yansımış.
"Sınıf'ın Efsanesi", babasıyla olan ilişkilerinin yanı sıra onun bu duygularını da anlatıyor.

* * *

1940-1950 yılları, bana göre şiirimizin altın çağıydı. Dağlarca'lar, Necatigil'ler, Orhan Veli'ler, Oktay Rifat'lar, Melih Cevdet'ler, Cumalı'lar, Külebi'ler, Ziya Osman'lar, Tarancı'lar "şiir gibi şiir" yazıyorlardı.
Bugün hangisinin kitabını okuyoruz?
Rıfat Ilgaz da o dönemde toplumcu şiir anlayışının güzel örneklerini yaratmıştı. Yakın zamanlardaki "ortaklaşa" bir dille söylenivermiş, altına kimin imzasını atarsanız atın fark etmeyecek şiirlerden değildi onlar. Sloganlardan, çarpıcı sözcüklerden değil, sevgiden kaynaklanıyordu.
Oyunlara sığınmayan yalın, aydınlık, umutla örülmüş bir şiirdi onunki de.
O dönem içinde yayımlanmış "Yarenlik", "Sınıf", "Yaşadıkça", "Devam", "Üsküdar'da Sabah Oldu" kitaplarını hangimiz okuduk?

* * *

Yaşar Kemal, "Böylesine büyük ustalarımızın kadrini ancak seng-i musallada biliriz" diyor.
Pek öyle düşünmüyorum. Yaşar Kemal yine sevgiyle, iyimserlikle yüklü yüreğini konuşturmuş. Kimsenin kadrini musalla taşında bile bildiğimiz yok. Bilir gibi yapıyoruz sadece. Cami avlularında laf üretip onları alkışlarla uğurladıktan sonra bile kitaplarını alıp okumak zahmetinde bulunmuyoruz.

PAZAR
'Yanlış tanındıysam bunu değiştiremem'
Futbolda transfer işleri nasıl yürüyor?
"Türk mutfağını uçuracağız"
Brad Pitt'i dokuz ayda Aşil'e çevirdi
Bir düğünde, bir opera salonunda
Türkiye'nin en büyük teleskopu Nahum Gözlemevi'nde
Önleminizi şimdiden alın
Zihni ile yeni randevu
Kalecik Karası nasıl kurtulur?
Şifalı bitkiler bu parkta
Müzikli masallar
Kendi küçük namı büyük Taraklı
Yaşama sanatında kare bulmaca
Rüya şehir: Miami Beach
Saçına bakan sevgilisiz kalmaz
60 yıl sonra Normandiya
Beni bu kerizlik kanser edecek
Çileli bir yaşamın görgü tanıklığı





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
© 2004 Milliyet