Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 19 Haziran 2004 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
İşin doğrusu, başkanı halkın seçmesidir

Satır Arası / Deniz Sipahi

Ahmet Piriştina gibi bir başkandan sonra kim gelirse gelsin işi çok kolay değil. Bugün herkes kabul ediyor ki; Piriştina bir denge unsuruydu. Farklı görüş ve farklı partiden olmalarına rağmen tarafları bir araya getirebilme becerisi ve uzlaşmacı yaklaşımıyla çözülmesi zor gibi görünen sorunlar kolayca hallediliyordu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sözlerine dikkat ettiniz mi?
Erdoğan, "İzmirlilerin çok sevdiği; bizim de sevdiğimiz ve çok takdir ettiğimiz bir başkanımızı kaybetmenin derin bir üzüntüsü içindeyiz..."
AKP için İzmir gerçekten önemliydi. Ancak Erdoğan, Piriştina'nın seçimi kazanmasına üzülmemiş ve yakın çevresine "Piriştina iyi başkan..." demeyi ihmal etmemişti.

* * *

Düşünebiliyor musunuz; her partinin adayı olmak kolay mı?
28 Mart'tan önce DYP de, AKP de, Genç Parti de Piriştina'yı kendi saflarına çekebilmek için derin kulis yapmadılar mı?
Bütün bu gelişmeleri bire bir yaşadık.
Seçimlerden daha üç ay bile geçmeden Piriştina'yı kaybetmenin büyük üzüntüsünü yaşıyoruz. Bu acının dinmesi hiç kolay değil.
İzmirliler çok sevdiği başkanını istemeye istemeye uğurladı. Ancak dikkatinizi bir başka noktaya çekmek istiyorum. Hayat devam ediyor ve boşlukların doldurulması gerekir.

* * *

21 Haziran Pazartesi günü Büyükşehir Meclisi, Vali Yusuf Ziya Göksu'nun başkanlığında toplanıp kapalı oylamayla kendi içinde bir başkan seçecek.
Herkes biliyor ki; CHP son seçimlerde en ağır yenilgiyi alan partiydi. İzmir dışında hiçbir büyükşehirde seçim kazanamayan; hatta solun kalesi olarak görülen yerlerde bile hezimete uğrayan bir CHP vardı. İzmir'de de aday Piriştina olmasaydı sonuç çok daha farklı olabilirdi.
İddia ediyorum...
Piriştina'nın kişisel oyları en az partininki kadardı.
Buradan şuraya geleceğim.
İzmirliler Piriştina olduğu için gidip CHP'ye oy verdiler. Yani AKP gelmesin diye değil; Piriştina kazansın diye sandık başına gittiler. Dün de yazdım; 1997'de değişen 1580 sayılı Belediyeler Kanunu'nun 93. maddesi bu yetkiyi Meclis'e bırakıyor.

* * *

Ve diyor ki...
"Geriye kalan 4 yıl 9 ay için içinden bir başkan tayin et..."
Bana göre bu yasa doğru değil.
Bir sonraki seçime üç, beş ay kalmış gibi bir durum yok ki... Geriye bir hizmet döneminin neredeyse tamamını kapsayan bir zaman dilimi var.
Kaldı ki; Türkiye'de seçmen ne kadar bilinçli bir şekilde sandığa gidip Meclis üyeleri için oy kullanıyor.
İzmir'de CHP'ye oy veren seçmen Piriştina Meclis'te rahat çalışabilsin diye listelere bile bakmadan mühürü CHP'nin altına vurmuştur.
Tabii ki AKP'liler de Taha Aksoy'u daha güçlü yapabilmek için aynı tercihi yapmışlardır.
Türkiye'de çok az seçmen bu ayrımı yapmaktadır.
Her zaman yazıyorum. Meclis üyelerinin belirlenmesinde ne Piriştina'nın, ne Aksoy'un inisiyatifleri oldu. Genel Merkezler, parti örgütlerini biraz hoş tutabilmek için Meclis'leri çoğu zaman ahbapçavuş ilişkisiyle doldurmaktadır.

* * *

Şimdi soruyorum...
21 Haziran'da seçilecek başkan; vekil midir, asil midir?
Diyeceksiniz ki; geçmişte örnekleri var.
İstanbul'da Recep Tayyip Erdoğan'dan sonra Ali Müfit Gürtuna'nın gelişi öyleydi. Ama seçimlere bir yıl kadar bir zaman kalmıştı.
Yine Bodrum'da Anter'in vefatıyla boşalan koltuğa Meclis'in kararıyla bir başkan tayin edilmişti.
Ama orası da Bodrum'du; yani bir metropol değil.
Kısa bir süre sonra yerel yönetimler yasası TBMM'den geçmiş olacak. Büyükşehir belediye başkanlarının yetkileri de, görev alanları da genişleyecek.
O zaman İzmir gibi büyük bir kenti yönetmek çok daha zor olacak.

* * *

İdris Akyüz, Posta Gazetesi'ndeki köşesinde bu konuyu işlemiş. Diyor ki...
"Piriştina'nın ölümü, boşalan belediye başkanlığının hangi yöntemle doldurulması gerektiği tartışmasını gündeme getirdi. Belediye başkanları tek dereceli seçimle belirleniyor. Yani halk, bilerek tanıyarak o isme oy veriyor. Başkan adayı olduğu için oy veriyor. Deniyor ki; hal böyleyken ölüm halinde boşalan başkanlık için niçin Belediye Meclisi'ne bu görev verilsin? Neden çift dereceli bir seçim olsun? O zaman ne gerek var iki ayrı seçim yapmaya? Sadece belediye meclis üyeleri seçilsin, onlar da kendi aralarından başkanı... Belediye başkanı koltuğunun boşalması halinde, onu dolduracak yöntem, yeniden halkın oyuna başvurmaktır. Bu bakımdan mevcut uygulamanın mantığı yoktur..."

* * *

Ben de aynı düşüncedeyim.
Örneğin mevcut metropol belediye başkanlarımızdan biri seçildi. Onun bıraktığı koltuğu da yine Meclis toplanıp seçecek.
O ilçede ikamet edenlerin tercihi bu isim değilse ne olacak?
Cevap yok...
Bu yasa değişirken istikrarın korunması esas alınmıştı. Ancak İzmir, İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde mevcut yasa istikrarsızlığa da neden olabilir.
Ben bunları seçilecek insanların bu işi yapamayacakları anlamına söylemiyorum.
Ama akıl ve mantık bunun böyle olması gerektiğini söylüyor.

* * *

Ahmet Piriştina, seçimlerden sonraki iki ayını odasına kapanıp bürokratlarıyla program yapmaya harcadı. Bildiğim kadarıyla hangi projenin ne zaman biteceği, finansmanının hangi yollarla sağlanacağı hemen hemen belirlenmiş oldu.
Zaten İzmir'in devam eden yatırımları, projeleri belli gibi... Seçilecek başkan sadece bunları takip etse bile görevini yapmış olacak.
Ancak tekrar ediyorum...
Geriye 4 yıl 9 ay daha var.
Sadece üç ay eksilmiş.
Böyle bir durumda yeniden seçime gitmek; halkın görmek istediği ismi ona onaylatmak çok daha doğru olacak..

AHMET PİRİŞTİNA'NIN ARDINDAN

Bunun gerçek adı sevgidir
Konak Meydanı'nı dolduran on binler; seçim öncesinde ne CHP, ne de AKP mitinginde vardı. Uğur Mumcu'nun cenazesi çok kalabalıktı ama o insanları meydana toplayan bir başka neden vardı. Terör... Çetin Emeç'in, Abdi İpekçi'nin cenazeleri de görkemliydi ama yine tetikleyen olaylar vardı. Sakıp Sabancı'nın Türk insanı için gerçekten ayrı bir yeri var. Sakıp Ağa bayi ağı, fabrikaları, holding işletmeleriyle Türkiye'de yaşayan her 10 kişinin beş kişisiyle direkt temas halindeydi. Ayrıca bu ülkenin yetiştirdiği en büyük sanayici iki ailesinden birinin başındaydı.
Ahmet Piriştina'yı ise çok genç yaşta kalp krizinden kaybettik. Doğal bir ölüm... Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar insanı sokaklara dökemezsiniz. Saatlerce güneşin altında bekletemezsiniz. Dakikalarca alkış tutup; kilometrelerce insan zinciri kuramazsınız. Bunun tek bir adı vardır. O da sevgi... Demek ki, Ahmet Piriştina düşünüldüğünden daha fazla seviliyormuş. Nur içinde yat Ahmet Abi...

dsipahi@milliyet.com.tr




EGE
"Değişim sürecek"
Gün batımında kahve keyfi
Canım çok sıkılıyor
İşin doğrusu, başkanı halkın seçmesidir
Sayılmak, sevilmek





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Kutlu Aktaş
Güneş Aynacı
Bülent Buda
Deniz Sipahi
Süha Tanrıöver
© 2004 Milliyet