|
 |
|
|
Yiğidin hakkı
Tanrı bilir İtalya hangi devirde en son böyle oynamıştı. Müthiş bir Baggio, harika bir Conti, muhteşem Altobelli, şaheser bir Rossi hatırlıyorum. Tek müthiş yıldız parlamalarını. Ama böyle hücum gücü yüksek bir takım. Belki 82 finalinde Almanya karşısında.. O takım, o maçta bu kadar saldırmış mıydı, Breitner'in Almanyası'nı bu kadar bunaltmış mıydı?
O zaman da, o günden önce de ve o günden sonra da Azzuri tifozi (Gök mavi taraftarlar) hep "Forza Ragazzi" (Haydi arkadaşlar) diye bağırırlardı. Bu hep böyleydi. Ama belki de ilk kez gerçekten İtalyanlar bu tezahürata uygun oynadılar. Hep birlikte saldırdılar.
Defansın lordları elemelerde, San Siro'da Galler'i 4-0 yendikleri maçta benzer bir oyun oynamışlar ve herkesi şaşırtmışlardı. O günden sonra 3'lü bir hücum gücüyle ve yaratıcı bir orta sahayla oynama kararında kamuoyu birleşmişti. Trapattoni de bunu güçlendiren açıklamalar yapmıştı. Ama Danimarka maçında farklı bir oyun gördük. Belli ki rakibin hücum gücü yaşlı kurda bir geri dönüş yaptırmış. O gün Camorenesi, Perrotta ve Zanetti'nin orta sahada oynaması savunmayı Danimarka'nın müthiş hücum gücüne karşı kuvvetlendirmiş ama hücum gücünü sınırlı tutmuştu. Dün ise Zanetti ve Arjantin asıllı Camorenesi'nin yerine Pirlo ve Gattuso vardı. Bu İtalya'yı çok ama çok değiştirmiş. Ve tabii Cassano. Roma'da da fıkraların kahramanı Totti'nin gölgesinde kalan 22 yaşındaki müthiş yetenek, oyuna damgasını büyük bir mühür olarak vurdu. Güçlü, yaratıcı, delici, pasör, şutör ve - uysa da uymasa da - golördu... Müthişti. Artık yıldız çıkmıyormuş, gülüyorum tüm vücudumla... Ve Del Piero. O daha çok genç bir yetenekken Torino'nun Bianconeri'si (Siyah - Beyazlıları) Baggio'dan neden vazgeçtiğini ulusal takımda belki de ilk kez ispatlıyordu herkese...
Eğer Vieri biraz ona uyabilseydi, oyun skora yansır ve ağır bir fark olabilirdi.
İtalya'nın bu maçta çıkaracağı bir başka sonuç ise böylesine tüm hattıyla hücum ederken bile savunmada ağlatan baskınlıklarını devam ettirebilmeleri oldu. Zambrotta ve Panucci sık sık ileri çıkıp hücuma katıldılar ama savunmanın Zidane'ları, Cannavaro ve Nesta'yla birlikte, her zaman, her türlü, her an yerlerine dönebildiler. İlk yarıda Larsson, Zlatan ve Ljunberg gibi bir forvete çok az, çok hacimsiz şans verdiler. Bu onların başarısıydı, İsveçlilerin başarısızlığı değil. Ama ikinci yarıda işler değişti, İsveç'in baskısını artırışına Trapattoni'nin genleri dayanamadı. Onu var eden oyuna dönmek için yanıp tutuştu. Gattuso'yu, Cassano'yu ve Del Piero'yu çıkarıp İtalyanlaştı. İsveç'in baskısı iyice arttı. Onlara gereken bir küçük hataydı artık. Ve kontra kovalayan Azzuri bunu yaptı. İtalya büyük oynamıştı ama Trapattoni dayanamadı.
Dün İtalya, özellikle ilk yarıda Calcio (İtalyanca'da futbol) değil futbol oynadı. Bunu becerebileceğini cümle aleme gösterdi. Potansiyelinin sadece savunmayla sınırlı olmadığını anladı. Ama, öldürmediysek de ağır yaraladığımız (kendisiyle birlikte tabii) bir yiğidin hakkını vermeli. Fatih Terim bunu onlara çok önceden söylemişti. Ama halefi ancak bu kadar dinleyebildi. Şimdi onlara fark lazım. Zira İskandinavlar hep puanları birbirine verir.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|