Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 22 Haziran 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Rooney'yi seyrettiler


50 bin kişilik stadda üç bin kişilik boş yer vardı. Halbuki resmi açıklamalar 60 bine yakın İngiliz taraftarın Portekiz'e geldiğini bildiriyordu. Herkes bilet bulamamaktan şikayetçiydi ama tribünlerde boşluk vardı. Bunun sebebi İngiliz Federasyonu'nun kulüplerle işbirliği yaparak bilet satması, bilet alan herkesin kimliklerinin belli olmasıydı. Üç bin bilet satılmamış, UEFA İngiliz Federasyonu'na bu biletleri vermeyi teklif etmişti. Ama federasyon bu dakikadan sonra bilet satışını organize etmemeyi, holiganların da bilet bulabileceği fikriyle bu yerlerin boş kalmasını tercih etmişti.
Hırvatistan çok zor olan bir şeyi, İngiltere'ye iki gol atmayı başardı. Eğer Bariç'e bir gün önce "iki gol atacaksınız" dense herhalde turu geçeceklerini düşünürdü. Turnuvanın en iyi savunmasını aşsalar da zor olan bir başka şey daha yaptılar. Az kişiyle gelen İngiliz hücum hattına müthiş açıklar bıraktılar. Herhalde Rooney kısa kariyerinin en rahat maçlarından birini oynadı. Tudor ve Kovac gibi iki üst düzey oyuncuya rağmen elini - kolunu sallayarak kaleci Butina'nın karşısına dikildi. Hırvat savunması herkesin açıkça bildiği hızlı İngiliz hücumcularına önlem almak bir yana, beklenmedik açıklar verdiler. Böyle olunca ortaya çıkan sonuç da doğaldı. Şimdi ev sahibinin karşısına çıkacaklar. Eğer Portekiz, Yunanistan karşısındaki oyununu sergilerse bu, İngilizler için bulunmaz bir fırsat olacak.

Lo de Siempre

Staddan yürüyoruz. Portekiz kazanmış. İlk maçın ardından öne düşen başlar artık gökyüzüne bakıp, sloganlar atıyor. Kornalar arasında Portekiz'deki en değerli şeye doğru ilerliyoruz. Park yerine. Arabamıza biniyoruz ama sorunlar var. Öncelikle bu, Alvalade'ye ilk gelişimiz olması itibarıyla yolu bulmakta zorluk çekeceğimiz anlamına geliyor. İkincisi etrafımız Fenerbahçe şampiyonluğu sonrası Bağdat Caddesi gibi. Hemen yakınımızdaki benzin istasyonunun emektarına soruyoruz. Hayatı sırtlamış ve bundan biraz kavruk, biraz kısa kalmış yaşlı adam, öyle enerjiyle anlatıyor ki yolu. Ağzından bolca "jjj" ile çıkan Portekizcesi'yle anlattığı onca dönüş, kilometrelerce düz gidiş, tünelden ve köprüden geçiş, "avenida'lar, 'rua'lar su gibi anlaşılıyor. Zafer insana ne güçler veriyor.
Ama dediğim gibi sorunlar henüz bitmiş değil. Dedim ya, pazar akşamı şampiyonluk gecesi Bağdat Caddesi gibi ortalık. Yola çıkıyoruz. Kalabalık. Herkes durmuş camlardan çıkmış, kornalar, bağırmalar çağırmalar. Upuzun kırmızı, yeşil sarı bir yol var önümüzde. Bildik büyük futbol kutlaması. Nasıl gideceğiz evimize? Yorgunluk var, maç boyunca heyecandan kasılmışız, yazı yetiştirme derdiyle gerilmişiz vs. Bilmedik bir yolu bu kalabalıkta nasıl aşacağız? Direksiyondaki usta fotoğrafçı Yaşar Saygı, pilotajdaki başarısını da gösterip aradan sıyrılıyor ve sol şeride geçiyor. Neye yarayacaksa?
Herkes yol veriyor onun bu çabasına. Sola geçince gözlerimize inanamıyoruz. 4 şeritli bulvarın sol şeridi bomboş. Onbinler staddan çıkmış, büyük bir kutlamayla ellerinde biralar şaraplarla yola dökülmüş, şehre akmaya hazırlanıyorlar. Sıkça durarak, sıkça arabalardan çıkarak, bağırarak, çağırarak. Bir kendini kaybetme, kemerleri açma, ipleri boşaltma zamanında. Eğer uyarsa bir sosyal çılgınlık vaktinde, staddan eve gidişimiz sadece 15 dakika sürüyor. İki kez yolu kaybetmemize rağmen. İşte buna medeniyet diyorlar herhalde. Medeniyet dediğin tek şeridi boş bırakılmış canavar.

Matadorun hüznü

İspanyollar da kalabalığın içinden evlerine, muhtemelen ülkelerine dönüyorlar. İberya Savaşı'nı kaybetmişler. Sonradan Cassillas'ın söylediği gibi "Somos el Pupas - Bu bize hep oluyor" durumundalar. Dünkü Marca da benzer bir yorumla oyuna bakıyordu zaten: "Lo de Siempre - Hep aynı." Başları eğik, ezeli ve ebedi düşmanlarının arasından yürüyüp gidiyorlar. Zaten Scolari'nin maç öncesi ortalığı geren "Savaş" yorumuna rağmen maçta da iç içe yan yana, alt üst oturuyorlardı. Bütün formalar kırmızı olduğundan kim, hangi milletten, onu bile anlamak mümkün değildi. Sadece İspanyolca anons yapıldığında Portekizliler ıslıklıyordu. Ya da tam tersi. Ama yine de Meksika Dalgası yapılırken, İspanyollar'ın katılmamasını ıslıkladılar. Komşu katılınca da her ayağa kalkışlarında alkışlar koptu. Savaş kan dökülmeden ve İspanya'nın yine denize dökülüşüyle bitiyor.
İspanya favorilerdendi. Sadece benim favorim değil. Burada konuştuğumuz bir çok eski yeni teknik direktör, eski yeni futbolcu, seyirciden herkes Danimarka'dan çok etkilendiklerini, İspanya'nın çok güçlü olduğunu söylüyordu. Yine olmadı. Şenes Erzik'in beş gün önce yaptığımız konuşmada dediği gibi, "Ev sahibinin yokluğu turnuvanın havasını kaçırır." Havamız yerinde.


mdemirkol@milliyet.com.tr





SPOR
Hakan paniği
Ada dört köşe: 2-4
Fransa'nın adı yetti: 1-3
Komşu zafer sarhoşu
Luce'den brifing
Fener hız kesmiyor
Aslan'da olaylı açılış
Batista çıkmazı
Ulusoy'un listesi hazır
Ralf ucuz kurtuldu
Fedakâr Elvan
Süper nine Navratilova!
Haber turu...
Haksızlık
Rooney'yi seyrettiler
At yarışları
Haydi gençler
'Memo'yu bırakmayız'
Rövanşı vermedik: 3-2





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Fevzi AKSOY
Haksızlık
Nedense, biz hep haksızlığa uğrarız. Bir olum...
Mehmet DEMİRKOL
Rooney'yi seyrettiler
50 bin kişilik stadda üç bin kişilik boş yer ...



 Dünya Kupası 2002
 İstatisliklerle lig
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2004 Milliyet