|
 |
|
|
İtalyanlar yanılmadı
Maçtan bir gün önce Lars Lagerback şöyle diyordu; "Machievelli'ye duyduğum büyük saygıya rağmen bu maçta 2 - 2'yi sağlayacak bir anlaşma yapmak hem etik değil, hem de 22 oyuncuyu organize edip bu skoru yakalamak olanak dışı"... Ancak basın tribününe çıkarkan rastladığımız Tuttosport yazarı Massimo Francpi sonuçtan emin "3 - 3, 2 - 2 olursa fazla dikkat çeker" diyordu. Asansörü dolduran İskandinavlar ona gülümseyerek bakıyordu. Tuttosport bir gün önceki sayısında ünlü anlaşmalı maçları sayfalarına taşımıştı. 6 - 0'lık Arjantin - Peru, 12 - 1'lik İspanya - Malta ve 1 - 0'lık Almanya - Avusturya... Onlara göre böyle bir şey olacaktı. Tarafların karakterine uygun yağmurlu bir havada oynanan maç 66'da 2 - 1'e geldiğinde Danimarka bastırıyor, İsveç direniyordu. Ama 89'da her şey İtalyanlar'ın dediği gibi oldu. Gök - Mavililer de Bulgaristan karşısında 2 - 1 öne geçince Lagerback'ın "Organize etmek çok zor" dediği sonuç ortaya çıktı. Belki her şey İtalyanlar'ın dediği gibi oldu ama ben sahadaki oyuna bakınca bunun bir düzmece olduğuna inanamıyorum.
Şenliğin renkleri
Ev sahibinin kupada kalması, organizatörleri, sponsorları, herkesi sevindirir. Bu, bir kupanın yaşamasında, beklenen seyirci ve gelirin sağlanabilmesinde, ülkenin, futbolu, futbol turizmini iyi yaşamasında bir olmazsa olmaz. Portekiz'in kalışı bu açıdan herkesi sevindirdi.
Ama eğer bu kupanın özelinden bahsediyorsak kayıplar ve kaybolması muhtemeller var. Önce İspanya. Diğer ev sahibi taraftarın Portekiz'e nasıl bir katılımla geldiğini gördüğümüzde, takımlarının performansını da buna eklediğimizde onların katkısının ortadan kalkışı, büyük oyunu kötü etkileyecek.
İngilizler'in burada kalışı, her ne kadar emniyeti, UEFA'nın güvenlikle ilgili birimini üzse de, bir gerçeği unutmamak gerekiyor. 30 bin kişilik stada 45 bin seyirciyle giden bir futbol, milli takım sevgisini övmemek olmaz. Onların maçlarına gittiğinizde futbolun büyüklüğünü çok daha iyi anlıyorsunuz. Stadın her tarafına asılmış bayrakların üzerinde şehirlerin, kasabaların isimleri var. Hiç bilmediğiniz ufak tefek amatör kulüplerin de. İngiltere orada sadece en iyi oyuncularıyla değil, seçme, karma seyircisiyle de var. Sadece temsil değil. Bizzat varlıklarıyla bir bütün oluşturuyorlar.
Bütün bir yıl, englandfc.com ve england-supporters.com gibi adreslerde organize olup bir vücuda dönüşüyorlar ve nihayetinde orada oluyorlar. Maça gitmeseler de oradalar. Biliyorum onlarla çok iyi anılarımız yok. Aslına bakarsanız kimsenin çok iyi anıları yok. Şiddeti bir kenara bırakıp, haklarını vermek lazım, milli takım taraftarı dediğin böyle olmalı. Aynı şarkıyı söyleyebilmeli, birlikte yollara düşebilmeli.
Önceki gün maçı 4-2'ye getirdiklerinde 96'nın ruhuna döndüler. O turnuvada, Three Lions'ın söyleyip resmi milli takım şarkısı yaptığı, herkesin diline düşen Football's comin home'u çığırmaya başladılar büyük bir keyifle. Şarkı 98'de yeniden düzenlemişti. Ama ruhu hâlâ aynıydı:
"Griler giymiş kahramanlar için gözyaşları var, ölümden önceki son gün için planımız yok.
Jules Rimet Kupası hâlâ parlıyor,
artık acıyla dolu yıllar yok,
artık rüya görmeye gerek yok.
Futbol evinde dönüyor."
Kalbimizin bir köşesinde onlara karşı bir nefret var kuşkusuz. Aralarına karışıp sokaklarda yürürken hayatınızdan tam olarak emin olamıyorsunuz. Ne Lizbon'da, ne Newcastle ya da Seul'de. Ama haklarını vermeli, şık, heyecan verici ve güzel duruyorlar. Gitmemeleri iyi oldu, en azından şimdilik. Futbol evine dönmedi, bir İsveçli'nin komutasında.
Tanrı'nın işi
"Ona bu kez vururum." Eski ünlü milli oyuncu, yeni yardımcı antrenör Willem Van Henegem'e "Eğer Advocaat bu maçta da öndeyken Robben'i çıkarmaya karar verirse ne yaparsınız?" diye sorulduğunda şakayla karışık bu cevabı veriyor. Çek Cumhuriyeti karşısında Bosvelt'i, 57'inci dakikada maçın yıldızıyla değiştirmiş, sadece eğlenen, sadece keyifle Portekiz'i dolduran kraliyet renklerine bulanmış Dutch'lar belki yıllardır ilk kez sinirlenmişti. Turnuvanın belki en büyük protestosu, yuhalamalarla Hollanda tribünlerinden gelmişti. Dutch'ca yapılan bir anonsla kendilerine geldiler. Şöyle deniyordu: "Robben sahanın yıldızlarından biriydi, lütfen onu alkışlarla uğurlayalım". Herkes, anonscu bile Advocaat'ın ne büyük bir hata yaptığını anlamıştı. Onun anlaması için ise bir gün geçmesi ve maçı kaybetmesi gerekti. Basın toplantısında hatalı olduğunu itiraf etti.
Ama Hollandalılar gibi biz de onun yeni hatalar yapmayacağından emin olamıyoruz. Bu küçük ve eğlenceli ülke 30 yıldır durmadan muhteşem oyuncular, büyük jenerasyonlar yetiştirmeye devam ediyor. Tanrının rızası için bir tek antrenörü nasıl çıkaramazlar? Cruyff'un laftan başka bir şey üretmeyen, her şeyin üstündeki pozisyona geçişinden sonra bir tek hoca nasıl çıkmaz. Anlaşılır gibi değil.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|