|
 |
|
|
Transferin şampiyonu Fenerbahçe
Hayır, geçmiş yıllara gönderme yapmak istemiyorum. Hani her yıl yaptığı transferlerle Temmuz ayını medyanın şampiyonu olarak yaşayan, lig başladığında da sürekli hayalkırıklığına uğrayan eski Fenerbahçe değil, kastettiğim...
Bu yılın Fenerbahçe'si, gerçekten transferin şampiyonudur.
Transferi uçuk hayallerle yapmadığı için... Hedefteki en önemli oyuncusu Alex'i nihayet İstanbul'a getirip imzayı attırdığı için...
Günlük imza törenleri düzenleyerek taraftarını memnun etme popülizmine kendini kaptırmadığı için.
Brezilyalı Alex'i aldılar. Alex'in ihtiyaç duydukları futbolcu olduğuna karar verdiler. Yönetim ve teknik direktör arasında tam anlamıyla uyum sağlayarak geçen yıldan beri kovaladıkları hedefi gerçekleştirdiler. Tomas'ı pek katılmadığım nedenlerle dışladıktan sonra ondan doğacak boşluğu Önder Turacı gibi isabetli bir örnekle doldurdular. Hem yabancı kontenjanında bir yer boşaltmış oldular, hem de geleceğe sağlam bir yatırım yaptılar. Orta alanda Serkan Balcı ile gerçekten dinamo enerjisi kazandılar. Serkan'ın özellikle hücuma çıkan rakipleri durdurmada, topu yeniden kazanıp oyunu yeniden başlatmada Fenerbahçe'ye çok şey katacağına inanıyorum.
Ali Güneş'in, şampiyonluğa hem de görünmez katkıları olan Ali Güneş'in kulüpten bu kadar kolay kopmasını anlayabilmiş değilim. Yine de bu olay uzun süreli bir çekişme, pazarlık ya da tartışma yaratmadan başladı ve bitti. Fenerbahçe için sorun olmadan kapandı.
Şimdi Daum'un sol kanada etkili bir yabancı istediğini biliyoruz... Onu da bulurlarsa, ne ala!... Bulamazlarsa, Tuncay ne güne duruyor!
Fenearbahçe'nin eldeki mevcut başarılı kadroyu hiçbir kargaşaya neden olmadan Şampiyonlar Ligi için güçlendirerek uyguladığı transfer stratejisi, dilerim başarıya ulaşır. Kaleci Rüştü için de artık kesin bir karar vermeleri gerekiyor. Tartışmaların ve belirsizliğin uzaması, hem Rüştü'ye, hem aslan gibi iki kaleci Volkan ve Recep'e, hem de Fenerbahçe'ye zararlı olabilir, dikkat!
Transferdeki akıllı ve dinamik uygulamalarına karşılık Fenerbahçe'nin bu başarıyı kamuoyu ile paylaşma biçimi oldukça çirkin... Asbaşkanlar Mahmut Uslu ve Hakan Bilal Kutlualp, işi bitirdiler ama o işe sportif bir güzellik katamadılar. Özellikle medya ile ilişkileri kötü örnekler bakımından oldukça zengin (!) göründü. Gazetecilere bakış açıları oldukça aşağılayıcıydı... Gazetecilere işlerini öğretir ve haddini aşar birer çirkinlik örneği sergilediler. Onlara bu tavrı hiç yakıştıramadım. Meslektaşlarımın da bu tür tavırları hak ettiğine kimse beni inandıramaz. İkisini de kınıyorum. Heyecanlarına verip unutmak istiyorum. Umarım o çirkinlikleri bir daha tekrarlamazlar!
Beşiktaş'ta personel fazlası var
Yıldırım Demirören ve arkadaşları tıpkı yaz yağmurları ve sağanakları gibi beklenmedik bir transfer kampanyası başlattı Beşiktaş'ta. Birbirini izleyerek düzenlenen imza töreni serisinde herkesin aklı karıştı...
Fatih Sonkaya'dan Mustafa Doğan'a, Okan Buruk'tan Ali Güneş'e, Veysel'den kaleci Murat'a, Çağdaş'tan İbrahim'e Beşiktaş tarihinde eşi görülmemiş bir transfer fırtınası bu...
Belki Beşiktaş'ın böyle bir gövde gösterisine ihtiyacı vardı. O zengin ve kaliteli görünen kadronun nasıl çöktüğünü de gördükten sonra böyle bir yargıya ulaşmak kolay olabilir. Ancak olay gövde gösterisinin ve yenilenmenin çok ötesine taştı.
Şimdi Beşiktaş'ı bekleyen temel sorunun "personel fazlalığı" olduğu söylenebilir.
Bu merakımı Başkan Yıldırım Demirören'e yansıttım. Onun hiçbir kayfısı ve endişesi yoktu... Alınan futbolcuların her birinin kalitesinin tartışılmaz olduğunu söyledi. Dahası hepsinden de Del Bosque'nin haberi vardı. Demirören, " Geçen yıl en büyük eksiğimiz forma rekabetiydi. Bu transferlerle hem iyi bir kadro kurduk, hem de forma rekabetini şimdiden başlattık " dedi. Elbette iç rekabetin başarıda önemli bir etken olduğunu biliyorum. Ne var ki takımın savunmasından ileri ucuna kadar önemli bir sağ ayaklılar ağırlığı oluştu. Bazı arkadaşlarla dörtlü savunmada sağbek adaylarını gözden geçiriyoruz, anlaşamıyoruz. Personel fazlası var. Buna karşılık sol kanatta hiçbir hareketlilik yok... Del Bosque, anlaşılan İbrahim Üzülmez ve Ahmet Yıldırım'ı yeterli buluyor. Bu transfer zenginliği, lig başladıktan sonra bazılarının kiraya gönderilmesiyle dengeye dönüşecek. Aksi halde beklenen forma rekabeti sıkıntıya dönüşebilir.
Demirören, orta alan ve ileri uç için iki yabancı alacaklarını, bu görevler için ellerinde beş aday bulunduğunu, bu hafta içinde sonuçlandıracaklarını söyledi.
Bir sır gibi saklıyor adaylarını... Haksız sayılmaz.
Ama biri var ki, gerçekleşirse Türkiye'de yılın transferi olur...
Real Madrid'in bulup Mallorca'ya kiraladığı Kamerunlu Samuel Eto'o, Beşiktaş'ın tam da aradığı, özlemini duyduğu bir santrfor tipi....
Gerçekleşirse, Beşiktaş "Kara Kartal"ını bulmuş olur..
Savunma cephesi çöktü
Avrupa Futbol Şampiyonası'nı en başta Mehmet Demirkol kardeşim olmak üzere, oraya giden dostlarımın ve meslektaşlarımın keyifli yazılarıyla izliyoruz.
Elbette ekranın karşısında aldığımız ibret dersleri de var...
Bu ibret derslerinin en önemlisi, futbol oyununu tek yönüyle yorumlayıp yeterli felsefe derinliğine sahip olmayan teknik direktörlerin yavaş yavaş tükenmeye başlamasıdır.
Özellikle savunmacıların...
Örneğin İtalyan Milli Takımı Teaknik Direktörü Trapattoni... Kendisi de futbol dünyasının en başarılı savunma oyuncularından biri olduğu için geleneksel İtalyan anlayışından sıyrılamadı. Ama görüyorsunuz işte, bu anlayış ona çok pahalıya maloldu. Siz bu satırları okurken, İtalya ya evine dönmüş, ya da mucize kabilinden çeyrek finale çıkmış olacak. Yine de fazla farketmez... Savunmasına aşırı güvenerek, hücumu son anda organize etmesi ona cehennem azabı çektirmeye yetti. İtalya'da kulüp kariyeri yaptıktan sonra İngiliz Milli Takımı'nın başına geçen İsveçli Eriksson da takımına neredeyse katenaçyo esintileri taşıyan bir futbol oynatıyordu. Bıçak kemiğe dayanınca Hırvatistan önünde son şansını kullanıp İngiltere'yi gerçek kimliğine dönüştürdü ve o savunmacı takım birbirinden güzel dört golü peşpeşe sıraladı.
İsviçre ve Bulgaristan antrenörleri belli ki takımlarına hiçbir özellik kazandıramamışlar.
Bence en başarılı hocalar, en başta Yunanistan'a yüksek bir çita atlatan Alman Otto Rehhagel ile Danimarka ve İsveç 'in hocalarıdır. Morten Olsen ve Lagerback - Solderberg ikilisi, hem hücum gücü yüksek, hem de savunma sağlamlığına sahip taş gibi takımlarla gelmişler Portekiz'e.
Turnuva başlarken, İspanya benim favorimdi... Fena halde şişmiş durumdayım.
İnaki Saez'e o koca takımı erkenden evine döndürdüğü için "hayalkırıklığı ödülü " verilebilir.
Şimdi favorim Çek Cumhuriyeti... Karel Brückner ve futbolcularına başarılar diliyorum.
Bu yazıyı bir bilmeceyle noktalayalım ...
İtalyanlar soruyor birbirlerine : "Danimarka İsveç'e ne kadar yakındır? "
Yanıtı yine kendileri veriyor : " Bir tükürük mesafesinde!"
Totti cezasıyla yüreği yanıp İsveç - Danimarka maçını ecel terleriyle izleyenlerin esprisi de böyle olur elbet.
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|