|
 |
|
|
Asgari ücret, işkence, NATO ve itaat:
Vicdan kaybolunca gerisi kolay!
"Hepimiz önerilerde bulunuyorduk... ve herkes bir nükleer saldırı sırasında Sovyet ordusunun hızlı ve koşulsuz bir biçimde teslim olmasını sağlayacak planlara kendi gösterdiği hedeflerin alınmasını umut ediyordu. (...) Herhangi bir suçluluk ve özeleştiri ihtiyacı duymaksızın birlikte kahve içiyor, öğle yemeği yiyorduk. Hiç tanımadığımız insanların yaşadığı onca yerleşim yerini hiçbir ahlaki huzursuzluğa kapılmadan yerle bir etmeyi sakince planlamamızı mümkün kılan neydi?"
Bu sözler, Pentagon'un eski bilimsel araştırma görevlisi Henry T. Nash'e ait. Arno Gruen'in "Normalliğin Deliliği- Hastalık Olarak Gerçekçilik" (Çitlembik Yayınları- Çev: İlknur İlgan) adlı kitabından bir örnek alıntı. Kitabın temel meselesi, "normal" insanın neden olduğu yıkıcılık.
Gruen temelde şunu soruyor: Son derece normal bir insan olan Er Lynndie'nin Iraklı tutsaklara nasıl işkence edebiliyor? Çocukları, aileleri olan, bayram gezmesine giden insanlar aniden Türkiye hapishanelerinin işkencecileri olabiliyor? IMF'deki aynalı bina mahlûklarının oturdukları yerden "Türkiye'deki asgari ücret azaltılsın" diyebilmelerinin nedeni ne? NATO'daki adamların, toplantı yaptıkları İstanbul'u insansızlaştırırken son derece "doğru" bir şey yaptıklarını hissedebilmeleri... Sizi, beni, hepimizi sinirlendiren onca olay... Bütün bunları insanların yapması ve bütün bu insanların son derece "normal" olması... Nasıl oluyor da oluyor yani?
'Normal'lerin vahşi dünyası
Psikiyatri Profesörü Arno Gruen, "Normalliğin Deliliği" kitabını 1987'de yazarken, IMF'nin hakkında terbiyesizce karar aldığı, Türkiye'de zaten aç olan insanların, yıllık yüzde üç gibi akıllara zarar bir zamla yaşamak zorunda kalan işçilerin durumundan ve diğer hiçbir meseleden haberdar değildi elbette. Ama Gruen bu ve benzeri bütün "terbiyesizliklerin" sebebini "itaat" ile açıklıyor. Diyor ki:
"İtaat insanı kendi içinden uzaklaştırır ve onu yaptıkların dolayı oluşabilecek huzursuzluktan korur."
Yani NATO toplantısına katılıp insanları öldürmek için karar alan adamların, IMF binalarında kağıtlar üzerinde sayısal bir başarı sağlamak için insanların hayatlarıyla toplama-çıkarma yapan şahsiyetlerin, Iraklı esirlere ve Türkiye'deki siyasi mahkumlara işkence eden insanların kuracakları cümle aynıdır:
Onlar görevlerini yapmaktadır!
Hiyerarşinin en tepesindeki "sisteme", en aşağısındaki bir üstündekinin emirlerine itaat etmektedir.
Vicdansızlık sözlüğü
Yani diyelim ki asgari ücret düşürülse, asgari ücretle yaşayan bir ailenin bebeği açlıktan ölse ve biz bu olayı soruşturmaya kalksak, en tepeye, IMF'ye kadar çıksak... Bu kararı alanlar, en tepedekiler size diyecektir ki, "Biz yanlış bir şey yapmadık". Doğrudur. Kimse yanlış bir şey yapmamıştır, herkes görevini mükemmel yerine getirmiştir. IMF'dekiler, Irak'ta tutsaklara işkence eden erlerin söylediğini tekrar edeceklerdir:
"Biz, bize söyleneni yaptık!"
Bu cümle, hem her şeyi açıklayacak hem de kendilerini huzurlu hissettirecektir. Çünkü bir kere insan kendi içiyle bağını kestikten, vicdanını şöylece kenara koyduktan sonra gerisi kolaydır. Sayılar, görev, hedef, emir, sorumluluk, başarı, kâr, düzen, sistemin bekası... İnsanlığın, vicdansızlık için uydurduğu çok sözcük vardır! Bu, bir vicdansızlık sözlüğüdür!
IMF karşıtları, NATO karşıtı eylemciler, "Önce kâr değil, insan!" diyenler... Bu çağın itaatsizleri, insanlığın vicdanla kalan son bağlantısıdır.
Ne diyeyim? Bağlantıyı koparmayalım! OK mi?
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|