|
 |
|
|
IMF hasreti Türkiye'de giderilir
Yılını tam olarak hatırlamıyorum, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Türkiye'nin yakın ilişkiler içinde bulunduğu bir dönemdi gene. Üniversiteden öğretim üyesi bir arkadaş aradı ve dünyayı dolaşarak ders gören Amerikalı bir öğrenci grubuna Türkiye ekonomisiyle ilgili bir ders vermemi istedi. Onu kırmayacağımı söylediğimde, beni dinleyecek olan lise öğrencilerinin ekonomi eğitimi almadığını, bu nedenle anlatacaklarımı mümkün mertebe basit bir dille anlatmamın iyi olacağını hatırlattı. Ben de bu uyarıyı dikkate alarak, Türkiye ekonomisinin nereden nereye geldiğini, fazla ayrıntıya girmeden anlatmaya çalıştım ve konuşmam bitince bir soruları olup olmadığını sordum. Kısa bir sessizlik anından sonra bir kız öğrenci söz istedi ve aynen şöyle dedi: "Anlattıklarınızın hemen hepsini anladım ama sık sık 'IMF' diye bir şeyden söz ettiniz, bir tek onu anlamadım." Diğer öğrencilere de sorduğumda anladım ki çoğu anlamamış sık sık değindiğim 'IMF'nin ne olduğunu. Onlara, hayatlarında, gündemlerinde hiç yer almayan IMF'nine olduğunu, ne yaptığını, Türkiye ekonomisini anlatırken neden IMF'den sık sık söz etmem gerektiğini de anlatmak zorunda kaldım.
IMF muhabbeti
Yurtdışında olduğum için iki hafta kadar uzak kaldığım bizim gazetelere topluca bir göz atınca ister istemez bu olayı hatırladım. Türkiye'de bulunmadığım süre içinde manşetlerden hiç düşmemişti IMF. Türkiye'de bulunan irili ufaklı IMF yetkilileri ve heyetleri her gün başka bir kesimin sözcülerini ziyaret etmiş, bu işlerden anlayan ekonomistlerimizle toplantılar yapmış, basın toplantıları düzenlemiş ve sürekli olarak gündemde kalmayı başarmıştı. Bu arada IMF'yi protesto etmeye kalkışanlar olmuş, Türk - İş Başkanı Salih Kılıç IMF'ye gücünün sınırlarını hatırlatmış, TÜSİAD ve TOBB, IMF ile mutlaka yeni bir stand - by anlaşması yapılmasını istemiş, IMF Avrupa Direktörü Michael Deppler ise, IMF'nin Türkiye'ye duygusal bir yakınlık da duyduğunu belirterek şöyle konuşmuştu: "Bugüne kadar IMF'nin entelektüel anlamda yaptığı yatırımın yanı sıra Türkiye'ye yönelik bir şefkat, ilgi, saygı duyguları da oldu. Burada zorlu zamanlar yaşadığımız gibi güzel zamanlar da yaşıyoruz." (Milliyet, 11 Haziran 2004).
IMF'nin bu göz yaşartıcı ilgi ve muhabbetini neye borçluyuz acaba? Bu ilgiye ve AKP hükümetinin bu konuda gösterdiği esnekliğe bakarak, IMF ile ilişkilerimizin geleceği konusunda ne söyleyebiliriz? Türkiye IMF'siz yoluna devam edebilir mi?
IMF'siz olur mu?
IMF ile yapılan görüşmelere katılanların bazılarından edindiğim izlenimlerle kendi algılamalarımını birleştirince birkaç nokta öne çıkıyor:
IMF, kendi kriterlerine uyulması konusunda eskisi kadar titiz değil.IMF, ABD'nin siyasi etkisini şimdi daha fazla hissediyor.IMF için Türkiye, mutlaka anlaşılması ve izlenme altında tutulması gereken bir ülke.Türkiye'nin şu an için IMF ile anlaşarak borçlarının vadesini uzatmak ve mümkünse yeni kaynak bulmaktan başka çaresi yok.AB'den tarih almanın IMF'ye alternatif olamayacağı, tersine IMF ile anlaşmanın AB'den olumlu puan almaya yardımcı olacağı artık anlaşılmış durumda.
Bu saptamaların ışığında, IMF ile Türkiye'nin bir süre daha birlikte çalışacaklarını düşünmek mümkün. Şimdi bir yandan stand - by anlaşması kapsamındaki 8. gözden geçirmenin son aşamasına gelinirken diğer yandan orta vadeli bir beraberliğin formatını belirleme çalışmalarının da başladığı anlaşılıyor. IMF'nin Türkiye ekonomisinin temel sorunlarıyla ilgili yeni çalışmalar başlatmış olması da bunun bir göstergesi.
Uzun lafın kısası, IMF hasreti çekmeyecek ülkelerin başında Türkiye'nin geldiğini söyleyebiliriz.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|
|

|