Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 24 Haziran 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik

Alman Başkanı ile konuşurken...


Bugün bütün hem POSTA'da, hem de CNN TÜRK'te okuyup izlediğiniz Alman Başbakanı Gerhard Schroder ile Berlin'de konuştum.
Önce biraz Berlin'den söz etmem gerekir.
Doğu-Batı Berlin ayırımı yaşandığı dönemlerde dolaştığım bu kent, şimdi inanılmaz derecede değişmiş. Almanya'nın eski Doğu Almanya'yı Batının düzeyine getirebilmek için yılda 100 milyar Euro harcaması meyvalarını vermiş. Doğu Berlin inanılmaz şekilde değişmiş. Almanya öylesine yatırım yapıyor ki, bir süre sonra bu ektiklerini biçecek ve yine Avrupayı boynuzlarından sürükleyecek bir konuma gelecek.
Alman Başbakanı yaklaşık 6-7 yıldır hiçbir Türk gazetecisinin önüne oturup, yarım saatlik bir görüşme yapmadı. Ayaküstü veya yazılı gerçekleştirilen söyleşileri saymıyorum. Sanıyorum, Türk basınından kaçınmasının nedeni, iç politikadan kaynaklanıyordu. Türkiye'ye göz kırpmak hiçbir Alman politikacısı için hayırlı haber sayılmıyordu.
Peki, şimdi ne değişti ?
Alman Başbakanı artık Türkiye konusunda bir karar almış.
Bu karar çok riskli olmasına rağmen, liderliğini gösterip, AB kapılarının Ankara'nın yüzüne kapanmasının ortaya çıkaracağı depremi çok iyi değerlendirmiş.
Artık lafını esirgemiyor. Oy kaybına uğrasa dahi, Türkiye'yi oynatmak istemiyor. Son derece net konuşuyor. Kelimeleri ağzında gevelemiyor. Hiçbir anlama gelmeyen sözler söylemiyor.

KAPIDAN İÇERİ GİREN ADAM GÜLER YÜZLÜYDÜ
Görüşmeyi Berlin'in tam ortasındaki ultra modern binada yaptık.
Bundan önceki deneyimlerimden dolayı ağzım yandığı için, son dakikaya kadar kuşku içindeydim. Tam Başbakanlık basın sözcüsüne "herhangi bir yol kazası yok değil mi ? " diye soruyordum ki, arkamdan gelen bir ses "neden yol kazası olacakmış? Ben söz verdim mi tutarım" dedi.
Döndüm, Schroder ile karşı karşıya kaldım.
Kendimi tutabildim. Bir süre önceki randevumuzun son dakikada iptal edildiğini hatırlatmadım. Eminim haberi dahi olmamıştır.
Orta boylu, 61 yaşına rağmen pırıl pırıl, beyazsız saçlar ve parlayan gülücüğü ile size bakan bir insan. Belli ki, o gün canını sıkan bir olay yaşamamış. İyi uyumuş veya dinlenmiş. Bütün bu unsurlar bir söyleşinin başarılı veya başarısız olmasını son derece etkilediği için, ilk dikkat ettiğim unsurlardır. Suratı asık liderlerden korkarım. Ya diyalog kuramazsınız veya beklediğiniz yanıtları alamazsınız.
Alman Başbakanı bu açıdan tahminlerimin ötesinde rahattı. Bu sayede de son derece rahat ve güzel bir söyleşi yapabildim.
Başbakan Schroder'i dinledikten sonra rahatladım.
Bundan sonra, özellikle Almanya'dan kaynaklanacak bir son dakika manevrası beklemiyorum. Daha da önemlisi, Alman Başbakanının "Fransız Devlet Başkanı Chirac' ın Türkiye konusunda söz verdiğini ve Almanya ile Fransa arasında bir anlaşma bulunduğunu" söylemesiydi.
Hatta neredeyse bana "neden Fransa konusunda böylesine kaygı duyuyorsunuz?" diyecekti.
Başkan Chirac adına adeta güvence verdi.
Başbakanın bu açıklaması bence, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağı ve bunun da (daha önce yazdığım gibi) 2005 yılı içinde gerçekleşeceğinin en önemli teminatıdır. Her zaman yol kazalarıyla karşılaşılabilir, ancak bu olasılığın dışında, Türkiye hedefine yakınlaşmaktadır.

ÖZEL STATÜ VEYA KÜÇÜK OYUNLARA YER YOK...
Benim izlenimim, Almanya'nın Türkiye ile oyun oynanmasını istemediği gibi, başka ülkelerin oyun oynamalarına da izin vermek istemediği şeklinde.
Dikkatimi çeken diğer bir nokta, AKP hükümeti hakkındaki görüşleriydi.
İktidara geldiklerindeki kuşkularını saklamadı. Ancak hemen ardından atılan adımların herkesi şaşırttığını ve sürpriz etkisi yaptığını da saklamadı. Konuşmasından, kamera öncesinde ve sonrasındaki sözlerinden de anladığım kadarıyla, Tayyip Erdoğan'a güveniyor. Söz verdiği taktirde tutan bir lider olarak görüyor. Bir zamanlar Tansu Çiller için sık sık tekrarlanan "söz verip tutmayan Türk lider " sözünün değiştiğini ilk defa gördüm.
Alman Başbakanı ile konuşmanın en büyük avantajı, kamera karşısında söylenenler değil. Ayaküstü yapılan sohbetin açtığı kapılar.
Açıkçasını söyliyeyim, hepimiz memnun olalım.
Türkiye doğru yolda ilerliyor.
Karamsarlığı bir yana bırakalım ve gerçekleştirdiklerimizin tadına varalım.
Ben varıyorum, darısı karamsarların başına...

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net









Taha AKYOL
I. Petro, II. Mahmut

Çetin ALTAN
Cellata verilmişlerin heykelleri, bir parka dikilse...

Melih AŞIK
Kapalıçarşı'dan...

Fikret BİLA
Talabani'ye inanmak!

Hasan CEMAL
Avrupa kimliği!

Yılmaz ÇETİNER
Pasaport, vize ve kimlik belgesinin onuru!

Güneri CIVAOĞLU
Tarihi demeç

Can DÜNDAR
'Go home Yankee!'

Hurşit GÜNEŞ
IMF neden asgari ücrete taktı?

Doğan HEPER
Kalıcı huzur için bir hamle

Sami KOHEN
Birlik nasıl sağlanacak?

Mehmet Y. YILMAZ
Ortaçağ'ı bitiren de 'nafile çabalardı'

Hasan PULUR
Tarihe tanıklık etmek...

Derya SAZAK
Balkan ateşi

Meral TAMER
Köpeği geceleri havlayana 250 milyon ceza

Yaman TÖRÜNER
10 emir

Güngör URAS
Açıkça "Bu borçları sileceğiz" deyiniz (...olsun, bitsin!)

M. Ali BİRAND
Alman Başkanı ile konuşurken...

© 2004 Milliyet