Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 25 Haziran 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Tarihe 1000 Canlı Tanık
Halk ihtilali oldu

"Seni yabancı şubeden aradılar' dedi, Ermeni komşumuz. Ben anladım artık beni de gönderecekler. Önce gitmek istemedim, komşumuz çok ısrar etti. 'Lütfi git, aksi takdirde seni hapse atarlar' dedi"

İçimizden Biri / LÜTFİ HIZEL (69)

Laz kökenli bir aileden gelen Lütfi Hızel 1910'da, Çarlık Rusya'sında, Karadeniz kıyısındaki Sohum'da doğar. Babası Mustafa bey tütün üreticiliği ve ticareti yapmaktadır. İlk, orta ve lise tahsilini Rusya'da tamamlar, kimya mühendisi olur. Rejimin değiştiği yıllarda babasının işini bırakıp devlette çalışmaya başlamasıyla ailesinin hayatı değişir. Mustafa bey İstanbul'a ticaret mümessili olarak atanır. Ardından annesi ve kız kardeşi Sovyet tabiyetine geçmedikleri için Sohum'u terk etmek durumunda kalırlar. Bir sene sonra 1940'ta Lütfü Hızel de Rusya'ya terk eder. İstanbul'da ailesiyle birlikte yaşamaya başlar. Askerliğini Ankara'daki yedek subay okulunda tamamlar, Tekirdağ ve Ankara Tekel Fabrikası'nda 34 yıl çalışır, 1974'te emekliye ayrılır. Ankara'da bulunduğu yıllarda tanıştığı Bedia hanım ile 1947 yılında evlenir. 1993 yılında trafik kazasında kaybettiği eşinden biri kız, üç çocuğu olur. Rusça, Fransızca, Lazca, Abhazca bilen Lütfi Hızel şarap uzmanı olarak çalışmayı sürdürüyor. Tek isteği şarapçılıkla ilgili yazılarını yayımlamak. Kendisiyle, kızıyla birlikte yaşadıkları İstanbul, Kadıköy'deki evlerinde görüştük. Bu haftayı yaşam anlatısının Rusya yıllarına ayırdık.

***

Efendim Karadeniz sahilindeki insanlar hep Rusya'ya giderlerdi, çok iş vardı, arazi bol, istediğin gibi çalış, Çarlık zamanında tabi... 1900'ların başında, daha henüz komünüst idare gelmemişti, bilindiği gibi komunist ihtilali 1917'de oldi... Babam rahmetli Rusya'ya gitmiş, Sohum şehrine. O yıllarda o havalide, çok Türk vardı... Daha ziyade tutun yetişirilirdi. Babam hem köyde tutun çiftliği açtı hem de şehire yerleşti, ev sahibi oldi, dükkan sahibi oldi. O vesileyle bulunduğumuz için biz Rusya'da doğduk. Esasen Artvin ilinin Arhavi kazasındenim yani Karadenizliyim. Rahmetli babam da Karadenizli olması hasebiyle, mutaassıp bi insandi. O bakımdan bizi Rus okuluna vermedi, aşağı yukarı dört-beş yaşlarında insandık, abim de vardı." Türkiye'den dini konularda eğitim verecek bir hoca ve bir de ilkokul öğretmenini babası Sohum'a davet eder. Öğretmen onlarla birlikte yaşamaya başlar: "Gel zaman git zaman içinde, Rusya'da 1917'de ihtilal oldu. İhtilal bütün Rusya'ya yerleşinceye kadar, dört-beş sene geçti. Mesela Sohom'a Rus askerleri 1921-22'de geldiler ancak. Komunist idaresi yavaş yavaş zamanle, özel teşebbüsleri kaldırdiler. Ruslar o zamanlar işsiz adam bırakmıyordu. Komunist idarenin şeysi bu, halka hizmet. Çünkü halk ihtilali oldu yani askeri bi ihtilal değil, halk ihtilali. Onun için önce halki göz önünde tutardı, Rusya'da eskiden büyük toprak sahipleri vardı. Rus halkıni, koylusunu, köle olarak kullanırdı, bi ağız tokluğune çalıştırırdı. (İhtilal) Onların hepsini kaldırdi. Sonra Kafkasya'da Gürcü, Abaza, Çerkez, bunlarda kan gütme vardı. Birisi vuruldi mi, o oni vuruyo, o oni vuruyo hatta bazı ailelerde çocuğu beşikteyken, duşmanine karşi hazırlamak için, ninniyi o şekil bile söylerlerdi. Bunların hepsini kaldırdi, hepsini. Bu rejim olmasa bunları yapamazdı, bu kati rejim bunları hizaya getirdi." İhtilal ile birlikte babası tütün imalatı işini bırakmak zorunda kalır, devlette tütün uzmanı olarak çalışmaya başlar. Tütün çiftliğini kapatır ve Sohum'a yerleşir.

Her evde piyano
"Sohum güzel turistik bir şehirdi. Palmiyeler vardı, düşünebiliyo musunuz Karadeniz'de, sokaklar biraz geniş, sahili geniş, böyle uzuuun bulvar, gezinti yeri, bahçe... Çok güzel eğlenirdik, arkadaşlarımız vardı. Hiç unutmam evimizde piyanomuz vardı, Rusya'da her evde piyano var. Yani o işçi derler, o işçinin evinde piyanosu var. Kız kardeşim müzikle ilgilendi, ben daha ziyade siporla ilgilendim. Söylediğim gibi babam rahmetli mutaassıp insandı yani bizde eski aile havası vardı. Annem maaşallah erkek gibi, Osmanlı bi kadındi. Hatta bi gün Rusya'da balkonda oturuyoruz; annem, ben, babam. Karşıda balkonda bi aile var, bizim gibi hanım, çocuk. Şimdi çocukle baba, oynaşiyoler, güleşiyoler, konuşuyoler, anneme dedim ki, 'Anne şu çocukla babasına bak, nasıl samimi görüşüyoler, biz bunu neden yapamıyoruz?' Baban geliyo diyince, dört delikten kaçardık. Fakat annem oyle değildi. Annem 'Yemek yapacağim, gelin' derdi, butun erkek çocuklar, kız çocuklar, arkadaşlar, gece saat ikilere kadar otururduk, içerdik, şarkı söylerdik." Tütün uzmanı olarak başarılı olan babası, İstanbul'a ticaret mümessili olarak tayin edilir. Annesi Fatma hanım da eşinin yokluğunda çocuklarını okula kaydettirir. İstanbul'da çalışmaya başlayan babası birkaç sene sonra tekrar evlenir ve bir kız çocuğu olur. Sohum'a haber tez ulaşır. Ve anne-oğul İstanbul'un yolunu tutarlar. Amaçları babalarını bulmaktır. Uzun araştırmalar sonunda bulurlar. Yaklaşık bir ay sonra annesi diğer çocuklarının yanına, Rusya'ya döner. İstanbul'da babasının yanında kalan Lütfi Hızel ortaokula gitmeye başlar, bu arada Erenköy'e taşınmışlardır. Bir sene kadar okur, ortaokulu bitirir ve annesinin yanına Rusya'ya dönmek ister. Ancak pasaportu yoktur. "Fakat pasaport vermediler talebe olduğumdan.
O zaman birisi vardı, Lazlardan, Rusya'dan adam kaçırır, buradan adam kaçırır, tanidik, annemi filan iyi tanıyor. Dedi ki bana, 'Bak dağdan hududu geçeceğiz, dağdan. İrmaklardan, derelerden geçeceğiz, sen oralarda yapamazsın' dedi. Yola çıktık. Artvin'in kazası, Borçka, ondan sonra Maladet zaten hudut, beni Maladet'ten karşıya geçirdi, Rus toprağinde birakti. Sonbahar, tan yeri ağarırken baktım, aşağıda şose geniş yol, gece göremedim, aşağı indim, yürüdüm aşağı doğru, baktım nöbetçi askerler geliyolar. Onlarla Rusça konuştum filan. 'Türkiye'den geliyorum' dedim. Aldıler beni karakola götürdüler, karakolde yemek verdiler, sıcak iyi geldi. Kurudum orada iyice. O geceyi orada geçirdim, ertesi gün aldılar beni arabayla Batum'e mapushaneye götürdüler."

Leningrad çok güzeldir
Sonunda Batum'da annesine kavuşur ve beraberce Sohum'a dönerler. "Rusya'da tahsilimize devam ettik. Maarif çok eyiydi, yegane beğendiğim taraf okuma, okuma, okuma, her tarafta. Zamanle, gerek köyde olsun gerek şehirde olsun her yerde, her semtte ilkokul, ondan sonra her vilayette, her ilçede, fakülte açtılar. Gunduz çalışanlar için gece universiteleri, gece çalışanlar için gunduz universiteleri var. Ve kültür seviyesi Rusya'da yüzde 90, yüzde 100 civarında. Bir kere herkes okuyor. Hepsi burslu. Türk olmama rağmen, ben bile burslu okudum." Lise eğitimini tamamlayan Lütfi Hızel üniversiteye devam etmeye karar verir: "Rusça oldukça zor bi lisan. Lisana ehemmiyet verirlerdi. Çünkü Rusya, yalnız Ruslar değil bütün 400 milyonun içinde, 100 bin turlu insan var, mozaik halinde böyle. Yalnız Rus lisanı üzerine imtihan yapıyoler, muvaffak olduysan ünversite okuyabiliyorsun." Rusça sınavını geçer ve Leningrad'da kimya mühendisliği eğitimine başlar. O arada Sohum'da yaşayan annesi ve kardeşleri üzerinde Sovyet tabasına geçmeleri için yapılan baskılar artmıştır. "Annem rahmetli kabul etmedi. Bunun üzerine, '24 saat içinde burayı terk edeceksiniz' dediler." Annesi ve kız kardeşi evlerini terk ederek babasının yanına İstanbul'a gelirler. "Sohum'un en güzel yerinde otururduk. Rus arkadaşları, aileleri hep bizim dostumuzdu, baktılar ki, annem ve kardaşlarimi gonderdiler, diyebilirim ki Sohum ayağa kalkti. Ben bu arada bi sene Leningrad'da kaldım. Leningrad'da, 7 milyon insan yaşardı benim zamanımda. Çok büyük, çok güzel bi şehir. Sokakta, gece kadin kaçırılsın, kıza tecavüz edilsin, birisi vurulsun, imkanı yok. Duymazsın, sokakta dilenen insani bulamazsın. Sokakta bırakmıyorlar insanı. Bi nüfusuna göre, ev veriyo, senin evin var, uç katli, dört katli farz edelim. Onun sana yetecek kadarını bırakıyor, gerisini belediye muayyen bir ucret karşısınde, evi olmayanlara veriyor, anlatabildim mi?"

İhbarlar oluyordu
"Üniversitede 5 bin kişilik bir yurtta kalıyoruz. Beni çok severlerdi okulda. Şimdi bir gün, aybaşı geldi vezneye gidiyoruz, maaş gibi bursumuzu alıyoruz, gittim, vezneci, 'Senin bursun yok' dedi. Bu sefer arkadaşlara, kız arkadaşlara felan söyledim. Beraberce talebe federasyonuna gittik, anlattık, 24 saat içinde benim bursum çıkti. Efendim yanlış bi ihbar olmuş da, onlar Rus Lütfi Hızel'e işte Türkiye'den para geliyo diye ihbar olmuş benim hakkımde... Üniversiteyi bitirdim, yazlığa eve döndüm. O yıllarda çok güzel bi kız vardı, Yahudi kızı, çok akıllıydı. Onla hatta evlenecektim fakat olmadı. Resmi var hâlâ... Arkadaşlarımla geziyorum işte dolaşıyoruz, eğleniyoruz, gençlik... Akşam eve gittim, geç vakit bize Fransızca ders veren bi hocamız vardı, Ermeni, çok iyi bi insandı, bizim evde kiracı olarak oturuyodu. 'Sorma dedi, seni yabancı şubeden aradiler, muhakkak, 4'üncü şubeye gelsin, beni görsün diye bizzat mudur geldi, onun için gidceksin' dedi. Ben anladım artık beni de gönderecekler, öyle. Ben gitmek istemedim, Fransızca hocam çok ısrar etti, arkadaşlar keza... İşte Lütfi git, aksi takdirde seni hapse atarlar. Dolayısıyla kim bilir ne zaman, seni Türkiye'ye ya gönderirler ya göndermezler' dediler.
Lütfi Hızel o akşam yabancılar şubesine gitmek üzere evden ayrılır.

***

"Annem cahil ama akıllı kadındı. Babamın evlendiğini öğrenince, önce İstanbul'da Lazlardan kimler var, kendisinin tanıdığı veyahut tanımadiği ve babamın arkadaşlarını araştırıyor. Ondan sonra beni alıyor İstanbul'a geliyoruz, aşağı yukarı, yeni Kurtuluş Savaşi'nden çıkmıştık, 1922-23 herhalde, geliyoruz. Sirkeci civarınde oteller vardı. Orda bi otele yerleştik. O otelin alti da kahve,
o kahve de Lazların geldiği kahve imiş. Bunları hep annem ayarlıyor, rahmetli..." Oğlunu kahveye gönderen Fatma hanım, Lütfi'den babasını görünce haber vermesini ister. Kahvede otururken babası girer içeriye ve oğlunu tanır. "Hemen ben kalktım, siviştim, yukarı çıktım anneme haber verdim. Böyle böyle babam geldi, diye. Şimdi annem hazırlandi, barabar indik, baktık kahvede kimse yok. Demek beni gormiş babam ve sıvışmış." Bir süre sonra babası otele gelir, yanında ikinci eşinden olan iki-üç yaşlarında bir kız çocuğu vardır. "Sarışın, güzel bi kız, getiriyo, bir iki saat o bizde kalıyor, annem çok seviyor. Bikaç gün sonra üvey annem otele geliyo, annemle buluşuyo, yani barış oluyor.
Sonra bizi de alıp götürüyoler, Beşiktaş'taki evlerine götürüyoler."

DEVAM EDECEK
Gelecek hafta: Ecnebiler şubesinde neler oldu?

Kaynak kişi önerilerinizi ve maddi desteklerinizi bekliyoruz.
Telefon: (0212) 327 86 58
Faks: (0212) 227 37 32
e-posta:tbct@tarihvakfi.org.tr

Proje danışmanları: Doç. Dr. Aynur İlyasoğlu, Doç. Dr. Esra Danacıoğlu
Görüşmeyi gerçekleştiren: Gülay Kayacan
Görüntü kaydı : Tamer Üstel
Deşifre / redaksiyon: Sevil Üzrek
Yayına hazırlayan: Tuba Çameli

Gelecek Hafta: Lütfi Hızel'in Sovyetler'deki gençlik yılları ve Tekel'deki anıları...


PAZAR
"Şarkıcılık egomu doyuruyor"
"Babamın işyerine giderdik, sekreterine 'yok' dedirtirdi"
Beşi bir romanda!
Bütün hayatı bedeninde çizili
60 yıllık Hello artık Türkiye'de
"Amcam hayatta olsaydı kitaplarında tinerci çocukları mutlaka kurtarırdı"
Rock müziğe Roman yorumu
Beyrut: Acıya inat yaşam
Yazın açık yiyeceklerden uzak durun
Babanızla "lezzetli" bir gün
Hedef "Eti Form erkekleri"
Rakılar artık hologramlı
Halk ihtilali oldu
Şaman adam Ray Charles
İskorpit ziyafeti
Büyük başkan öldü, İzmir sağ olsun
Bir de babasını sevmeyen çocuklar var
Köprüde ameliyat yapılan kent
Karne öyküleri





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
© 2004 Milliyet