|
 |
|
|
İSO'da Demirel'e ilgi azdı
Hüsamettin Kavi, Demirel'e soru sorulmasını sağlamak için epey ter döktü
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i İstanbul Sanayi Odası'na davet etmek kimin parlak fikriydi bilmiyorum, ama toplantı sona erdiğinde herhalde "Ne kadar iyi etmişim, çok isabetli bir seçimdi" diye kendisiyle iftihar edememiştir!
İSO'nun aylık meclis toplantısı için önceki gün Odakule'ye gittiğimde ilk şaşkınlığım, toplantı salonuna girdiğimde karşılaştığım manzaraydı. Tam ucu ucuna gittiğim için salonun tıklım tıklım olacağını düşünmüş, ayakta kalma ihtimalini bile göze almıştım. Yanılmışım. Arka sıralarda bol bol yer vardı.
İSO'nun 106 meclis üyesinden Demirel'i dinlemek üzere gelenler 60 - 65 kişiydi. (Zaten 10'u yönetim kurulu üyesi). Sonradan 3 - 5 sanayici daha geldi. Neyse ki arkadaki boş sıralar, peş peşe gelen gazeteciler tarafından dolduruldu. İSO'dan aldığım bilgiye göre toplantıyı 50 gazeteci izlemiş, ama bu kalabalık gazeteci grubundan da verimli iş çıkarabilen pek yok galiba.
Soru soran yok
Demirel, konuşmasına "Ben 45 dakika konuşacağım. Ben konuşurken sizin aklınızda mutlaka bazı sorular, benim fikrimi öğrenmek isteyeceğiniz hususlar olacaktır. Soru - cevap bölümünde de istediğiniz konularda detaya ineriz," diye başladı. Ne var ki Demirel sözlerini noktaladığında soru soracak sanayici kıtlığı vardı. Oturumu yöneten İSO Meclis Başkanı Hüsamettin Kavi, adam bulmak için epey ter döktü. İlk söz alan Mehmet Şuhubi hariç, diğer 3 kişi biraz rica - minnet kürsüye geldi. Zaten Haydar Akın sadece "9. Cumhurbaşkanı'na minnet ve teşekkürlerini iletmek için söz aldığını" ifade etti, soru falan sormadı. Oktay Duran ve İbrahim Bodur da Kavi'nin teşviki üzerine söz alarak teşekkürle karışık soru sorar gibi yaptılar. (Bu arada gerek Demirel'in konuşmasının sonuna doğru, gerekse konuşma biter bitmez toplantıdan ayrılanlar olduğunu da belirteyim).
Temcit pilavları
Demirel'in konuşmasında şu tür çok bilinenleri tekrar - tekrar anlatmasını pek yadırgamadım:
"Türkiye her meselede olduğu gibi sanayileşmede de fevkalade önemli bir yerdedir."
"Türkiye kendi sorunlarına çareyi, başka yerde aramamalıdır."
Ama Demirel'in konuşmasında öyle bazı cümleleri vardı ki, içimden kürsüye fırlayıp "Bu durumun baş müsebbiplerinden biri siz değil misiniz?" demek geçti:
"İktidara ilk geldiğimde üniversitelerden yılda 20 bin kişi mezun oluyordu. Şimdi üniversiteler her yıl 300 bin mezun veriyor. Bu çocukları okutmayalım mı? Okutalım, ama işsiz bırakmayalım. İşsizlik herkes için kötü, ama eğitimli insanlarda yarattığı inkisar - ı hayal çok daha kötü. Gelin yatırımlarınızı arttırın. Benim buradan size vereceğim en önemli mesaj budur."
% 70'inde mührü varmış
Demirel daha 10 dakika önce "Bugünkü sanayiinin en az yüzde 70'inde benim mührüm vardır," demişti. "Sanayinin yüzde 70'inde mührü olan" bir politikacının, herhalde ülkenin bugünkü yüksek işsizlik, yatırımsızlık ve devasa borçlarında da en az % 70 payı olmalıydı! İstanbullu sanayiciler, tabii ki bu tür "hassas" konulara giremezlerdi.
Her yıl 30 milyar dolar
Kendi iradesiyle Demirel'e soru soran tek kişi Mehmet Şuhubi ise çok zarif bir üslupla rakamları konuşturdu:
"Her yıl üniversiteden 300 bin kişi mezun oluyor dediniz. Bir kişinin istihdamı için en az 100 bin dolarlık yatırım gerek. Basit bir hesap yapalım: Üniversite mezunlarımızın tümüne iş olanağı sağlayabilmemiz için, yılda 30 milyar dolara ihtiyaç var!"
Demirel'in 2 saat boyunca belki de en ilginç cümlesi, Şuhubi'ye verdiği yanıttı: "O sizin dediğiniz 100 bin dolar, ancak Hindistan ve Çin gibi ülkeler için geçerli. Teknolojisi gelişmiş ülkelerde tek bir kişiye istihdam yaratmak için 1 milyon mark lazım!"
Türkiye boğazına kadar borca, Demirel'in Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturduğu 90'lı yıllarda batmadı mı? Yeğenler manevi evlatlar bankaları batırarak biz vergi mükelleflerinin sırtına ağır faturalar yüklemediler mi?
Sanayicilerin neden soracak soru bulamadıklarını galiba anlamaya başladım!
mtamer@milliyet.com.tr
|
|
|

|