
|
|
|
 |
|
|
Enflasyon muhasebesinde sürpriz var...
VERGİCİ GÖZLÜĞÜ / ERDOĞAN SAĞLAM
Daha önce yazdık. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler 31 Aralık 2003 tarihli bilançolarını herhangi bir koşula bağlı olmaksızın enflasyon düzeltmesine tabi tutmak zorundalar. 2003 düzeltmesi sonucu ortaya çıkacak gelirler vergilendirilmeyecek, zararların da indirimi mümkün değil. Yani vergisel sonucu yok. Sadece görüntü düzeltilecek.
2004 yılından itibaren başlayan dönemler ise şarta bağlı olarak düzeltmeye konu edilecek. Bu düzeltmenin vergisel sonucu da olacak. Yani düzeltme sonucunda ortaya çıkan gelirler vergilendirilecek, zararlar ise matrahtan düşülebilecek. Düzeltme gereği, TEFE'deki artışın son bir yılda yüzde 10'u, son üç yılda ise yüzde 100'ü aşması halinde ortaya çıkacak. Her iki şartın da aynı anda sağlanması gerekiyor. Birinci geçici vergi sonunda yüzde 10 şartı sağlanamadığı için düzeltme gereği ortaya çıkmadı. İkinci dönemde ne olacağını ise Haziran endeks değeri belirleyecek. Haziran 2003 değeri 7.222.2 ve yüzde 10 şartının sağlanması için haziran sonu itibariyle TEFE endeksinin 7.944.42'den büyük olması gerekiyor. Mayıs 2004 değeri 8.067.8 olduğuna göre, haziran ayında endeksin düşmesi halinde düzeltme gereği doğmayabilecek. Endeks yüzde 1,5'tan fazla bir oranda düşmezse düzeltme zorunlu olacak. Ancak Banklar Kurulunun bu oranı yüzde 25'e kadar çıkarma yetkisi var.
Bu nedenledir ki İdare isterse cari dönem için enflasyon muhasebesi uygulatmayabilir. 2003 düzeltmesi için böyle erteleme imkanı yok. 2003'ün ertelenmesi ancak kanun değişikliği ile mümkün. Biliyoruz ki İdareye erteleme için yoğun bir baskı var. İdareciler de mükellefler gibi haziran endeks değerinin ne çıkacağını merakla bekliyorlar. Belki de aynen mükellefler gibi endeksin düşmesini ve düzeltme mecburiyetinin doğmamasını diliyorlar. Neyse ki bu bekleyiş 3 Temmuz öğleden sonra haziran endeksinin açıklanması ile bitecek.
Hani maliyet olacaktı?
Her ne kadar 2003 düzeltmesi sonucu ortaya çıkan enflasyon düzeltme farkları vergi matrahını etkilemeyecek olsa da, 2004'ten başlayarak düzeltilmiş değerlere maliyet olarak itibar edileceği için bu düzeltmenin mükellefler açısından olumlu sonuçları var. Bunu birkaç ay önce yazdık. Özetlemeye çalışalım.
Diyelim ki şirketinizin aktifinde eskiden alınmış bir arsa var. Bu arsanın kayıtlı değeri düşük. Bu değeri 2003 sonu itibariyle TEFE oranlarını kullanarak düzeltiyorsunuz, yani güncelliyorsunuz. Bunun sonucunda aktifteki maliyet şişiriyor, buna karşılık pasifte kar oluşuyor. 2003 düzeltmesinin vergisel sonucu olmadığı için bu kar vergilenmiyor. Ancak bu arsayı 2004 yılı Mayıs ayında satıyorsunuz. Kanuna göre düzeltilmiş tutar maliyet olacağı için satış kazancı düzeltilmiş maliyet esas alınarak yapılmak zorunda. Halen geçerli mevzuata göre bu işlemden zarar doğarsa bu zararın indirimi de mümkün.
Ancak Maliye Bakanlığı'nca hazırlanarak Başbakanlığa gönderilen vergi tasarısı taslağına konulan bir hüküm arsa, iştirak hissesi gibi amortismana tabi olmayan kıymetlere ilişkin olarak, düzeltilmiş değerle düzeltme öncesi değere isabet eden zararın vergi matrahından indirilemeyeceğini öngörüyor. Bunun anlamı düzeltme ile zarara sebebiyet verilemeyecek veya mevcut zarar derinleştirilemeyecek.
Yapılmak istenen değişikliğin haklı gerekçeleri belki vardır. Vergi kaybından endişe ediliyor olabilir. Ancak bizce yaklaşım hatalı. Madem ki endişe ediyordunuz, başka ülkelerde (mesela Fransa'da) olduğu gibi geçmiş yılların düzeltilmesi sonucu ortaya çıkan gelirler üzerinden bir defaya mahsus düşük oranda bir vergi alırdınız.
Böylece geçmiş yılların düzeltilmesi sonucu ortaya çıkan farkların ileride maliyet olarak kabulünden rahatsız olmazdınız. Böyle yapmamakla hata yaptınız. Düzeltme sonucu bulunacak değerle rayiç değeri mukayese ettirmeyerek ikinci bir hata daha yaptınız. Şimdi bu düzeltmeyi bazı kalemler için yapmaya çalışıyorsunuz.
Bu olmaz. Çağdaş bir hukuk devletinde, hiç uygulanmamış bir düzenlemeyi bu şekilde değiştirmeye çalışmak kabul edilemez. Yasama ciddi bir iştir. Kaldı ki birinci geçici vergi döneminde enflasyon düzeltmesi yapmak yönünde tercih kullanan mükellefler, bu şekilde hesaplanan zararları indirerek geçici vergi matrahlarını hesapladılar. Şimdi bunlara "Pardon birinci dönemde dikkate aldığınız zararı ikinci ve müteakip dönemlerde indiremezsiniz" demekdDevletin saygınlığına yakışmaz. Hukuk düzenine güveni ortadan kaldırır.
YAŞANMIŞ VERGİ HİKÂYELERİ
Biz barışamayız!
Mükellefin biri vergi barışından yararlanarak gecikmiş vergi borçlarını moda tabirle yeniden yapılandırır. Yani cezası ve gecikme zammı borçları silinmek üzere, TEFE oranları ile artırılan vergi borçları taksitlendirilir. Yani mükellefle vergi dairesi bir sözleşme yapar.
İlk yedi taksidi ödeyen mükellef, sekizinci taksidi ödemeden önce vergi dairesinden telefonla aranır. Kendisine, sonradan yapılan tetkikler sonucu bazı gecikme faizi borçlarının taksitlendirme kapsamına alınamadığı, bu nedenle eski ödeme planı iptal edilerek yeni bir ödeme planı hazırlandığı söylenir. Yani vergi dairesi hatalı hesaplama yapmış ve mükellefi hatalı yönlendirmiştir. Yeni ödeme planına göre ödenmesi gereken rakamlar daha yüksek olduğundan mükellefe, eksik ödenen ilk yedi takside ilişkin tutarların yüzde 10 zamlı olarak ödenmesi gerektiği söylenir. (Kanun gereği vergi barışında normal oranda değil, yüzde 10 oranında gecikme zammı hesaplanıyor.)
Mükellef ilk ödeme planına göre düzenli ödeme yaptığını, hatanın İdarenin hatası olduğunu söyleyerek gecikme zammını ödemek istemez.
Vergi dairesi Defterdarlığa yazar. Defterdarlık eksik ödenen tutarların her ay için yüzde 10 fazlasıyla ödenmesinin kanun gereği olduğunu söyler. Olay Bakanlığa intikal eder. Bakanlık da yüzde 10 zammın kanundan doğan bir zorunluluk olduğunu belirtir.
Şimdi bu mükellef haziran sonuna kadar farkları yüzde 10 fazlasıyla ödemek zorunda. Aksi takdirde vergi barışı bozulacak ve baştan itibaren gecikme zammı hesaplanacak. Yani borç miktarı 6 - 7 katına çıkacak.
İdare hatasını hazirandan sonra tespit etseydi ne olacaktı? Muhtemelen mükellef vergi barışından yararlandırılmayacak ve borçları baştan itibaren gecikme zammı uygulanmak suretiyle yeniden hesaplanacaktı. Bu olayın benzerlerine her gün rastlıyoruz. Devlet kendi kusuru olsa bile mükellefe müeyyide uygulamaya kalkıyor. Bize de hukuka aykırı bu durumu kınamak düşüyor.
|
|
|

|
|