Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 27 Haziran 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Yemek zirvesi

ANDREW FINKEL

Evimizde şöyle bir kural var: İngiltere Kraliçesi'ni yemeğe çağırmak yok. Birkaç yıl önce, bu zor ama önemli kararı almama sebep olan olay, Majesteleri'nin İtalya'ya resmi bir ziyarette bulunmadan önce kendisine yemekte spagetti ikram etmemeleri uyarısını göndermesiydi. Buradaki mantığı anlıyorum elbette. Çatalınızda makarnayı kıvırmak asil bir hareket sayılmayabilir; hele bir de çataldaki spagetti çözülürse, o zaman ermin kürklü ve taşlı bir elbiseden domates sosunu temizleme derdi, bütün gecenizi mahvedebilir. Beni asıl rahatsız eden ise Kraliçe'nin kendisine hiçbir durumda, asla sarımsak servisi yapmamaları konusunda diretmesiydi; bence bu hareketi, noblesse oblige'yi ('soyluluk zorunlu kılıyor'u) biraz ileri götürmekti doğrusu!
Bu yazıyı, bu haftanın NATO zirvesinde görevli Türk catering sorumlularına karşı bir anlayış hissi ile yazıyorum. Yaklaşık 10 bin yabancı misafir bekliyorlar ve yarısı bile İngiliz kraliçesi kadar mızmız çıkarsa, o zaman tek bir an bile oturmaya fırsat bulamayacaklar. Almanlar, kabak dolması değil, lahana dolması isteriz, diye diretecek; İngilizler işkembe çorbalarının damardan tuzlama ve elbette sarımsaksız olmasını isteyecekler ve George Bush, çiğ köftesini yemeden önce, FBI uzmanlarının her bir köftedeki parmak izini kontrol edip, El - Kaide şüpheliler listesindekilerle karşılaştırması gerekecek.

Bush'u listeden çıkarıyorum
İşin doğrusu şu ki, Başkan Bush Türk yemeklerinin tadına bakma fırsatını pek bulamayacak. Güvenilir bazı kaynaklardan aldığım bilgilere göre, resmi yemeklerden birini Borsa lokanta grubu veriyor olacak, ama anladığım kadarıyla bin kişilik Amerikan delegasyonunun içinde beş tane de aşçı bulunuyor. Bana önüme ne konursa onu yemem öğretildi ve yemeğe kendi aşçımla gitmekten daha ayıp bir şey düşünemiyorum. Ne yazık ki, galiba, bir başka dünya liderinin ismini de davetliler listemden silmem gerekecek.
Bu haftaki NATO zirvesinin gerçekten garip bir yönü bu; ve kuşkusuz şehirlerindeki hayatın tamamen durmasına kızmış olan İstanbulluları daha da kızdıracak. Geçen gün, partisinin grup toplantısında Tayyip Erdoğan, Türk misafirperverliğini savunarak, Bush'un ziyareti sırasında protesto pankartları sallamayı planlayanları geri kafalılıkla suçladı. Bu 'go home' zihniyeti, 30 yıl öncesinde kendisinin nasıl biri olduğunun utanç verici bir hatırlatması niteliğindeydi. Artık, 'Herkes birbirine muhtaç' dedi Erdoğan milletvekillerine.

Baloncuk içinden göremez
Bana kalırsa asıl önemli noktayı gözden kaçırıyor. Sanırım otellerinden toplantı odalarına kadar gidecek olan NATO liderlerinin çoğu, hangi şehirde olduklarını hatırlamak için burunlarını limuzinlerinin puslu camlarına dayamak zorunda kalacaklar. Yankee'lere 'Go home' demenin bir anlamı yok, çünkü çoğu oradan ayrıldıklarını fark bile etmeyecekler.
Büyük gücün tehlikesi de burada yatıyor; bir ziyarete giderken sadece kendi aşçınızı, bir filo zırhlı limuzininizi ve en yakın arkadaşlarınızdan 999 tanesini götürmekle kalmıyorsunuz. Aynalarla kaplı bir baloncuk içinde yolculuk yapıyorsunuz. Amerika, Irak'ta görmek istediğini görmek yerine, orada nelerin olduğuna baksaydı, aynı hataları yapar mıydı acaba?
Başbakan elbette Türk topraklarındaki Amerikan varlığının açık bir protestosunu -bu protesto sadece Amerika'nın büyük gücüne bir tepki ise- reddetmekte haklı. Başkan Bush'un evinde oturmayıp, korunaklı kabuğundan çıkıp eleştirileri kendi kulaklarıyla duyması çok daha iyi. Bush'un, Amerika'nın küstahlığına, Irak'taki insan haklarını ihmal etmesine ve uluslararası meşruiyet standartlarına önceki saygısızlığına dünyanın kızdığını kendi gözleriyle görmesi daha iyi.

Homurtu başladı
Burada başka bir nokta daha var. Türkiye bir süper güç değil, ama şimdiki Türk hükümeti, ülkesinde daha önce görülmemiş bir otorite sahibi olmaktan memnun. Bu iyi bir şey. Hükümet kendi davranışlarının sorumluluğunu alabiliyor ve dış işleri ve iç işleri politikasında belirgin bir yöne doğru ilerleyebiliyor. Ama eğer kendini eleştirilere karşı dokunulmazlığı varmış gibi hissetmeye başlarsa o zaman durum tehlikeli bir hal alabilir.
Başbakan, hem protesto gösterileri yapanları, Türkiye'nin itibarına gölge düşürüyorlar diye eleştirdi; hem de kendi milletvekillerini eleştirdi, çünkü aday listesine dahil edilmek için yalvardıkları halde şimdi kendisi bir konuşma yaparken odayı erkenden terk ediyorlardı. Kafasındakileri söylemekte haklıydı, ama kendi partisinde bile Başbakan'ın kendi başına kanun olmaya çalıştığı homurtuları duyulmaya başladı.
Şu anda Başbakan ülkenin nabzını elinde tutuyor. Ama davetli olduğu yemeklere kendi aşçısını götürmeye kalkarsa, o zaman endişelenmeye başlayabiliriz.

BUSINESS
 Cinsellik ve pis şakalar 'out', duygusallık 'ın'
 Editörden
 Büyük kafalı lila ineğin sütüyle üretti, pozuyla reklam yaptı
 Maraton yolunun taşı da ustası da Türkiye'den gidiyor
 Fabrika yerliden üretim yabancıdan
 Türkiye, yurtdışına kaçırılan 17 hazinenin izini sürüyor
 Kleopatra'nın aşk iksiri Hipokratın ilacıydı
 Yolsuzluk yapanları affetmek toplumda etik değerleri sarsıyor
 Aksoy: ABD'deki bankamın 5 milyon doları batık
 Enflasyon muhasebesinde sürpriz var...
 TEBA'nın 'teknesiz kaptanı' hanım köyde tempo tutturdu
 Enflasyonda '1970'lere mi dönülüyor' korkusu
 İngiltere ekonomide de gol yedi
 Yemek zirvesi
 Schwarzenegger, tasarruf için kedi ve köpeklerin peşinde
 7 milyar renkli 5'inci kuşak plazma tv
 Deniz dibinde yogayla anne karnı ortamı




© 2004 Milliyet