Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 27 Haziran 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
En sonunda geldi


Haftaya işin var mı?" diye sordu. "Neden?" dedim. O anda içimde kıpırdayan bir şeyler yüzümde keyifli bir gülümseme yarattı. Neşeli ses tonuyla "Evet, geliyorum" dedi,
"İşin var mı?" mı? Bana işimin olup olmadığını mı soruyordu? Okulun dönem sonu olduğundan vermem gereken bir sürü dersim, iki röportajım, şirketin genel müdürüne verdiğim hızlandırılmış kurs, gazete için yazılar, konsolosluktaki Cumhuriyet Partisi... Kadınların, kendilerini ve bir erkeği bir şeylere inandırmak istediklerinde kullandıkları, sadece onlara özgü sahte bir doğallıkla "Tabii ki müsaitim. Zamanlaman daha iyi olamazdı" diye cevap veriverdim. Telefonu kapatır kapatmaz beynim, bir Microsoft programını bile kıskandıracak kadar hızlı ve dikkatli bir şekilde çalışmaya başladı. Evet, Marco en sonunda buraya geliyordu!
Klasik turistik geziyi hemen programdan çıkardım. Ne de olsa ben artık buranın yerlisi sayılırdım. Ayrıca o (maalesef ağzından kaçtı) yıllar önce burada, hem de başka bir kadınla turistik geziyi yapmıştı (Elbette tatlı hatıraları anımsatmamak lazım. Doğru değil mi?). Onunla "benim İstanbul'umu" yaşamaya karar verdim. Sahil yolunda yürüyüşler, motora binip adaya yaptığım geziler, turistlerin akıllarına bile gelmeyen hazineleri bulduğum Beyoğlu keşifleri ve tabii ki leziz tatlar konusunda ustalığına inandığım Marco'nun seveceği yiyeceklerle tanışabileceği bir gastronomi turu (elbette onun çok alışık olduğu, dünyanın her tarafında yiyebileceği türden şeyleri sunan "in" restoranları hemen liste dışı bıraktım)...
Bu arada "Beni denize de götüreceksin değil mi?" diye eklemişti telefonu kapatmadan...
Büyükada vapuruyla tanıştırarak, eşeğe binmenin sarhoşluğunu yaşatarak, Yaman'ın deniz kenarındaki lokantasında olağanüstü bir balık ve çeşitli mezeler yedirerek, her gün benimle kargalar ve martılar arasında deniz kenarında 5 kilometre yürüterek ve "yürüyüştaşlarımla" tanıştırarak, kahvaltı etmek için Aşk Cafe'ye götürerek, deli gibi yağan yağmurda Galata Köprüsü altında koşturarak, güzellikleriyle insanın tüylerini diken diken edecek mozaiklere sahip olan Kariye Müzesi'ni (utanılacak bir durum ama hâlâ görmemiştim) ziyaret ederek, varlığından bile haberdar olmadığım bir sürü baharat ve çiçek aldığı Mısır Çarşısı'na dalarak, Ant Otel'in terasında insanı nefessiz bırakacak manzara karşısında sarhoş ederek, arkadaşım Zeynep'in evinde gerçek Türk mutfağını tattırarak, Beyoğlu'nun gizemli gecelerinde Markiz ve KV'nin "sosyete" tadını aldırarak, eniştemizin (kapıcım arkadaşça ona böyle sesleniyor) başını döndürdükten sonra, Türkbükü'ne doğru yola çıktık.
İki senedir oralara adımımı atmamıştım. Son zamanlarda kargaşadan ve oraların özentiliğinden sıkıldığım için tadına doyulmaz güney sahillerini tekne ile gezmeyi tercih ediyordum. Ama sadece birkaç günümüz vardı ve hava durumu bulutlu gözüküyordu. Bu durumda birkaç gün dinlenmek için "sürprizlerle karşılaşmayacağım" bir otel seçtim (Tecrübe ile sabittir, burada her şey değişiyor... Bir yıl önce olağanüstü olan bir yer, ertesi yıl hayal kırıklığına dönüşebiliyor... Ve ben, özellikle onun doğasından kaynaklanan rafineliğini bildiğimden, her şeyin mükemmel olacağından emin olmak istiyordum!) Tüm bunlar göz önüne alındığında Hotel Divan Palmira'dan daha iyi bir seçenek olabilir miydi? Mükemmel servis kalitesi, sürekli hizmet, tecrübe, nefis yemekler ve... Zarafet!
Haftaya devam edecek!

"Marco Pasha" Likörü

İnanın bana, bu sefer de İtalyan misafirime mutfağınızı en iyi şekilde tanıttım ve görevimi aksatmadım! Buna rağmen yazımın ilk kısmını sizlere patlıcan salatası, pazı dolması ya da Çerkez tavuğu tarifi vererek tamamlayamam değil mi?
Ama sizinle, Büyükada'da geçirdiğimiz romantik gecede Yaman'ın lokantasında tattığım bir likörle ilgili fark ettiğim küçük bir sırrı paylaşabilirim...
1/3 ölçek Bailey's ile 1/3 ölçek Tekirdağ rakısını karıştırın. Kırılmış buz ekleyin ve likör bardaklarıyla servis edin. Soğuk olmasına özen gösterin. Hazırlaması çok kolay ve o kadar lezzetli ki bayılacaksınız! Afiyet olsun.

donatellapiatti@hotmail.com





CUMARTESİ
Kültürünü ceketin üstüne değil, astarına işliyor
Sanat sualtına indi
"Kanserli kadınların da seksi olduğunu gösterdim"
Haftada 250 bin biberon, 67 bin göğüs pompası...
"Alaturkanın olduğu her yerde ben varım"
Bir "seyahat tarzınız" olsun
Olimpiyat meşalesi Boğaz'da
Etkili olmasa da yine yağmur var
Tatil alışverişi





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL
© 2004 Milliyet